• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Samsun 8 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Ordu 15 °C
  • Sinop 11 °C
  • Giresun 14 °C
  • Amasya 2 °C
  • Rize 13 °C
  • Trabzon 18 °C

Algı ve Yanılgı

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

İnsanoğlu bütün toplumsal yapısını ve toz konduramadığı değer yargılarını, daha iyisini bulmak mümkün olduğu halde kendinden ve kendinden olmayan sebepler yüzünden kusurlu bir zemin üstüne inşa etmeye başlamış, ardı ardına çıktığı katlarla birlikte kendini kurtarabilecek reaksiyonu gösterebileceği noktadan gittikçe daha da uzaklaşmıştır.

Kusurlu zeminin doğası üstüne düşündüğümüzde toplumsal yapının işleyişini sekteye uğratan bu değer yargıları yanılsamasının baş rolünde sıfatları buluruz.Sıfatlar tanımıyla insanı insanlıktan uzaklaştıran metalardan bahsettiğimizi söylemeliyiz.Onun vücudunu örten kıyafetleri, cehaletini örten banka hesabın, küstahlığını örten dostları, ve statüsünü belirleyen mesleği gibi akla gelen bütün kavramlar sıfatların içinde sayılabilir.Hatta bunların hizmet ettiği misyonun, insanın boğulurcasına sahte ve doldurulması gereken bir boşluğun içinde kalmasını sağlamak olduğu düşünüldüğünde, çoğul ekleri bile anlamlarını yitirmekte, sadece sıfat ibaresini kullanmak yeterli hale gelmektedir.Dile getirdiğimiz sıfat kavramıdır bütün değer yargılarının kaynağı.Yaşadığımız çağda insanlar kendilerinin değil, sıfatlarının yaşayacağı, bu kısa yaşam süresince doğuştan sahip olduğu ya da akıl ve ruh sağlığını yürüdüğü yolda bırakarak bin bir güçlükle elde ettiği diğer sıfatlarla değerlendirilecekleri bir simülasyonun tam orta yerine doğmaktadırlar.Daha ilk nefes alınırken bile ebeveynler ve diğerleri bu simülasyonda kalmak için bütün eforlarını sarf etmekte, içinde bulundukları sanal yapı için hangi davranış kalıplarını benimsemek gerekiyorsa öyle davranmaktadırlar.Yaşananlardan haberinin olmadığı zamanda bile sıfatlar dünyasında yaşmaya başlayan bireyin ilerleyen zamanda da bu sanal gerçeklikten çıkması kolay olmamaktadır.Hatta teknolojik bir takibin izlerini taşımadığı takdirde, gerçek anlamda piyasaya dağılmaya başlayan sanal gerçeklik aygıtlarının bile bizim gibi ülkelerde bir statü ve saygı görülme arzusunun göstergesi sayıldığı dikkate alındığında, durum daha da ilginçleşmekte, sanal gerçekliğin yaşaması için başka sanal gerçeklikler yaratılmış bulunmaktadır.Değer yargılarını sıfatın oluşturduğu böylesi bir simülasyondan birey çıkmaya çalışmak bir yana daha da derinlere inmektedir.

Fakat bütün suçu bireyin üstüne atmak yanlıştır.İnsan diğer ışık kaynaklarının bilinçli olarak kapatıldığı karanlık bir odada tabii ki kendisine gösterilen zayıf ışığa doğru hareket etmeye meyil edecektir.Işıkları kapatan da, kişiye sadece zayıf ışığı sunan da simülasyonun devam etmesini isteyenlerdir.Zira sıfatların simülasyonunda harcama, daha iyisine sahip olma ve metanın fetişizmi alabildiğine yüceltilir.Bunların aksine bazı değerler de küçümsenir.Konuyla alakalı bir Nasreddin Hoca hikayesi vardır.Hoca bir gün leylek tutup eve getirir; leyleğin uzun olan gagasını ve ayaklarını kesip bir yerde oturtur, “İşte şimdi kuşa benzedin,” der.İnsanın belli bir yöne itilmesinin de bir sebebi vardır elbet.Çünkü simülasyonda yaşamak için standart, estetik kaygıları olmayan, duygusuz tiplere ihtiyaç vardır.Bu yüzden biraz önce bahsettiğimiz küçümsenen özellikler alabildiğine budanır, herkesin başarılı olabileceği kendine has özellikleri yok edilir.

Peki bu küçümsenen değerler nelerdir? Ya da şöyle soralım soruyu: kusurlu zeminin yerine kullanabileceğimiz alternatif zemin nedir? Bu sorunun cevabı aynı zamanda bireyin simülasyondan çıkış biletini ele vermektedir.Cevap simülasyonun dışında kalan ve insanı insan yapan bütün yeteneklerdir.Bunu anlamak için birincil ve ikincil olarak önem sıralaması yapabiliriz.İkincil öneme haiz bütün yetenekler insana simülasyon içinde lazım olanlardır.Yani sanal gerçekliğin içinde yaşayan toplumun diğer bireylerinin ve sistemin kişiden geliştirmesini beklediği özelliklerdir.Ama neticede ilkinden daha aşağıda bir önemleri vardır.Bundan daha değerli olan birincil derecedeki öneme sahip yetenekler ise insanı, hem kendine hem de diğer insanlara karşı takındığı tavırla insan yapan özelliklerdir.Nedir bunlar peki? Paranız değil de paranızı paylaşabilmektir, mesleğiniz değil de diğer meslek sahiplerine de görmek istediğiniz saygıyı gösterebilmektir, oturduğunuz koltuk değil de o koltuğu problem çözmek için kullanabilmektir, cübbe giymek değil de fark gözetmeksizin adaletli olabilmektir.Bunları geliştirmeyen, üstünde bile durmayan birey doğumundan itibaren ikincil yani daha değersiz yeteneklerin geçer akçe olduğu simülasyona alınmakta, yüzünü ne tarafa çevirirse çevirsin ona asıl gerçekliğin yaşanmakta olduğu anlatılmakta, gösterilmektedir.

Ancak her zaman bir çıkış yolu vardır.Eğer insan sahip olduğu zaman diliminin sadece içinde bulunduğu an olduğunu kavrayıp bu küçük anlar içinde vermek zorunda kaldığı kararlarda ikincil algının desteklediği çözümler yerine birincil yeteneklerini yüceltmeyi seçerse içinde bulunduğu yanıltıcı gerçekliğin fanusunu kıracak, geri kalan yaşamını da buna göre şekillendirecektir.Misal olarak artık aramızda bulunmayan Muhammed Ali’yi düşünelim.Büyük ses getiren ölüm haberinden sonra profesyonel ve ya amatör olarak boks ile ilgilenenler dışında (ki bu da asıl çoğunluk demek) hiç kimse onun kıvrak ayak hareketlerinden ya da sert kroşelerinden bahsetmedi.Aynı büyük çoğunluk kazandığı madalyaları ya da maddi kazancı da yüceltmedi.Söylenip hatırlanan ve tekrar tekrar hatırlatılan özellikleri yardımseverliğiydi, sorulara verdiği samimi cevaplardı, rakiplerine bile gösterdiği dürüstlüktü.Simülasyondan ve sahte değer yargılarından kurtulup çıkış yapmayı başarabilmiş Malcolm X gibi diğer şahsiyetlerle hayatının bir noktasında bir araya gelmişti.

Evet bu dünyanın da başlı başına gerçeklik olmadığı önermesi ışığında değerlendirildiğinde pekala birincil yeteneklerin değerli olduğu saha da bir sanal gerçeklik konumuna düşmektedir.Ancak yine de tercih yapılacaksa erdemin başını çektiği birincil yetenekleri ve değer yargılarını seçmek, zamana yenilmeye mahkum kavramların başını çektiği ikincil yetenekleri seçmekten daha mantıklı durmaktadır.Amaç, toplumun bireyleri değerlendirme kriterinin etiket algısından erdem algısına kaydırılmasıdır.Kişi doğruluğun, dürüstlüğün, adaletin ve eşitliğin olduğu kümeyi seçtiği vakit çıkışı gerçekleştirebilecek, zaten samimi en ufak bir davranışa aç olan simüle edilmiş insanlığa örnek olacaktır.Bütün topluma yayılan bu anlayış neticesinde her bir birey içinde bulunduğu sanallıktan kurtulacak ve boş kalan bu simülasyon da işlevini yitirecektir.Neticede herkesin bir yerinde sıkıntı olduğunu düşündüğü düzenin sonunun hep ön görüldüğü gibi herhangi bir mücadele, savaş, kalkışma ve ya ölümle gelmeyeceği toplum tarafından anlaşılacak; yapılması gereken tek savaşın, verilmesi gereken yegane mücadelenin bireysel alanda gerçekleştirilmesi gerektiği bütün insanlar tarafından fark edilecektir.   

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0(362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10