• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Samsun 16 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 15 °C
  • Ordu 15 °C
  • Sinop 15 °C
  • Giresun 16 °C
  • Amasya 8 °C
  • Rize 14 °C
  • Trabzon 14 °C

Birleştiren Tartışmalar

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Fantastik edebiyatın, medeniyet ilerledikçe ilkelliğe geri döndüğümüz, vahşileştiğimiz önermesinden beslenen zombi alt türünün son dönemdeki önemli örneklerinden biri Zombi Savaşı adlı eserdir.Beyazperdeye de World War Z adıyla uyarlanan olan bu yapıtta, dünyanın önde gelen başkentlerinin bir salgından muzdarip insanlar tarafından istilaya uğraması anlatılır.Saldırılar olanca şiddetiyle devam etmekte, tedaviler araştırılmaktadır.Görev icabı hatırı sayılır bir mesafe kat eden kahramanımızın yolu İsrail’e düşer.Okuyucunun ve seyircinin algısının manipüle edilmeye çalışıldığı aşikar olduğu üzere ülke, saldırıları kolaylıkla atlatabilmiş, hatta göçmen alımına bile başlamıştır.Onuncu adam denen bir uygulamaya bağlı kalarak salgının etkilerini hafifletebilmişlerdir.Bu kurala göre bir konuda dokuz kişi aynı söylemde bulunuyorsa, onuncu kişi ne kadar saçma olursa olsun diğerlerine karşıt bir sav öne sürer, bunu kanıtlamaya çalışır.Böylelikle ülke, karşılaşılan tehdit ne olursa olsun hazırlıksız yakalanmamış olur.

Tabii ki bu kurgu ürününün dayandığı bir takım gerçekler vardır.Aynı ülkede savunma araştırmaları kapsamında hayal gücü yüksek akademisyenlerden müteşekkil özel bir takım kurulmuştur.Şeytanın avukatı rolünü üstlenen bu insanların tek görevi sadece yeni fikirler yaratmak, yaygın kanıların aksini ispatlamaya çalışmaktır.Daha önceki tarihlerde yaşanan savaşlarda görülen aksaklıklar sonucu  ilk temelleri atılan bu oluşumun mottosu ise SAS komandolarının ‘önemseyen kazanır’ sloganından devşirilen ‘düşünen kazanır’ dır.

İster kurgu ister gerçek olsun, altı çizilen fikir, risk yönetiminde resmin tamamını görmenin ne kadar önemli olduğu gerçeğidir.Önemsiz detaylar bile hesaba katılmalı, aykırı düşünceler dinlenilmelidir.Kapsayıcı öngörüler için azami ölçüde sadık kalınması gerekilen bu davranış biçimi toplumun ve politikanın her alanında standartlaştırılmalıdır.

Bu girişimin ilk eylemi ise sağlıklı tartışma ortamlarına şans tanımak olmalıdır.Kaldı ki, bütün toplumun huzur ve refahı için aranan çözümler ancak bireylerin özgür iradeleriyle katılıp fikirlerini samimi bir dille ifade edebildikleri böylesi beyin fırtınalarının yaygınlaştırılmasıyla bulunabilir.Dahası, tartışma bir çözüme bağlanamamış olsa bile kavram, yapısı itibariyle başka bir düşüncenin varlığını kabul etmeye dayandığından, en azından karşılıklı bir tahammül ve saygı ortamının yeşermesi sağlanabilir.

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir ayrıntı vardır.Tartışmanın amacı kişisel doğruları bir sınamaya tabi tutmak değil, toplumun geneli için geçerli olacak doğruyu keşfetmektir.Bu noktada akıllara şöyle bir soru gelebilir:Birey, din, ideoloji gibi kati surette ödün vermeyeceği kırmızı çizgilere rağmen nasıl olur da yeni bir doğrunun keşfine çalışabilir?

Çıkmaz olarak görünen bu gerçeğin bilakis bize yeni kapılar açma vazifesi göreceğini kabul etmek durumundayız.Muhtemel çözüm yollarının önünü tıkadığı düşünülen bu kişisel kabul ve inançlar, aslında bize aynı olayları değişik bir çok farklı perspektiften yorumlama esnekliği ve kabiliyeti kazandırmıyor mu?

O halde içinde bulunulması gereken eylem biçimi, ötekinin, yani kendi dışımızdaki fikirlerin, yeşermesine müsaade etmek, onların kendilerini demokratik sınırlar içinde kalacak şekilde özgürce ifade etmesine olanak tanımaktır.Aksine tek tip bir düşünce yapısının yerleştirilmesi uğraşı, herkes için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.Bu durum, pazarlama jargonunda ürün yamyamlığı olarak tabir edilen durumla büyük benzerlikler göstermektedir.Nedir, yeni ürün mevcut ürünün satışlarından çalar.Tersine bir okuma bize, tek tip kafa yapısının, belki de mevcut olandan daha parlak çözümleri üretebilecek  potansiyelimizden harcamamıza sebep olacağını elbette verebilir.Kurumsal ve ya düşünsel temelde içselleştirilmesi gereken anlayış, farklı fikirlerin, özellikle yetişmesi zor bir hızda ilerleyen çağı yorumlamada daha net olabilen genç fikirlerin, doğumuna yardımcı olmaktır.

Misal olarak, Sovyetlerin dağılmasından sonra nihai zaferin Batı liberal demokrasisinin olduğu yönündeki açıklamaları kendine has üslubuyla eleştiren Derrida, düşünülenin aksine bu durumun karşılaştırma yapma olanağını ve kendi dışlayıcı yorumlarımızın zeminini test etme fırsatını elimizden alacağını söyler, düşüncesini “aksiliğin siyasal erdemine inanıyorum,” şeklinde özetler.

Belirtilen aksi fikirlerin biçimlenmesi önünde iki büyük engel olduğunu düşünebiliriz.Bunlardan birisi yanılma korkusu, diğeri ise empati yokluğudur.Ancak bunlar, arka planda farklı yetersizlikler barındıran ikincil ürünlerdir.Kendini bilen bir özne için bu yetersizlik düşünsel temelde yaşanmaktayken, kendini bilmeyen bir özne için ise aynı yetersizlik var oluşsal bir temele dayanmaktadır.

İlginç olan birbirinden farklı bu iki engelin tedavi sürecinin okumayla başlamasıdır.Herkesin tek bir hayatı tecrübe ettiği bu gerçeklikte, yalnızca okuma eylemi bireye farklı hayatları tecrübe etme şansı verir.Birey daha çok okuyarak düşünsel kapasitesini artırırken kendine güvenini tazeleyip olgunlaşır, kendi dışındaki yaşamları ve karakterleri anlama yetisine ulaşır.

Son dönemde Stanford Üniversitesi’nde yapılan araştırmalardan birinde, cumhuriyetçi ve demokrat dünya görüşüne sahip iki gruptan çaprazlama yaparak birbirlerinin ahlak konusundaki fikirlerini olumlamaları istenmiştir.Sonuçta insanların karşıt fikirler için belirgin bir biçimde daha ikna edici ve mantıklı savunmalar yaptıkları tespit edilmiştir.

Kim bilir, belki de aradığımız doğru cevaplar, baştan beri karşı çıktığımız fikirlerdedir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0(362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10