• BIST 83.059
  • Altın 146,576
  • Dolar 3,7547
  • Euro 4,0354
  • Samsun 11 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 6 °C
  • Ordu 7 °C
  • Sinop 5 °C
  • Giresun 5 °C
  • Amasya 2 °C
  • Rize 7 °C
  • Trabzon 7 °C
  • EL FRENİNİ KALDIRDIK, TÜRKİYE'NİN ÖNÜ AÇILDI
  • İL YÖNETİMİ DEVAM, İKİ BAŞKANLA TAMAM
  • Adanademirspor - Samsunspor 1-0
  • EL FRENİNİ KALDIRDIK, TÜRKİYE'NİN ÖNÜ AÇILDI
  • İL YÖNETİMİ DEVAM, İKİ BAŞKANLA TAMAM
  • Adanademirspor - Samsunspor 1-0
  • Tek Taş Yüzük Modelleri
  • Tek Taş Yüzük Fiyatları
  • Canlı Tv Haber Kanalları - Halk Tv, TGRT Haber, A Haber, Bloomberg HT
  • Canlı Tv İzle - Halk TV ve Ulusal Kanal Online İzle
  • Balıkesir Ortodonti Tedavilerinde Kendini Anbarcıoğlu’na Emanet Ediyor
  • 4140 Çelik ve Kullanım Alanları
  • İzocam Fiyatları Konusunda Tercihler Yalıtımın Kalitesini Etkiler
  • Psikoterapi Nedir? Psikoterapist Kimdir?
  • Yds Kursu Ne Kadar Sürer?
  • Tektaşların Parıltısı Ellerinize Yansısın
  • Inİstanbul’a Orge Elektrik İmzası
  • Kaynak Planlamalarınızda ERP Çözümlerine Güvenin

Ceza ve Suç

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

                                                               

Kaliforniya Üniversitesi bilişsel bilimler bölümü öğretim üyelerinden Lera Boroditsky tarafından yapılan araştırmalar, bir ülkede konuşulan ana dilin, halkın davranış kalıplarını nasıl etkilediğini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır.Örnek olarak bir vazo kaza sonucu kırıldığında bile İngilizce gibi bazı diller yaşanan hadiseyi sıklıkla “birisi vazoyu kırdı,” şeklinde ifade ederken Japonca gibi diğer diller olayı “vazo kendi kendine kırıldı,” şeklinde aktarır.İlk gruptaki dilleri konuşan insanlar failleri hatırlamaya ikinci gruptakilerden daha yatkındırlar.Bu durumun ülkelerdeki adalet yapılanmasını da etkilediğini belirten Boroditsky, ilk gruptaki dillerin konuşulduğu ülkelerin hukuk sistemlerinin ilk etapta suçluya odaklanıp hemen faili bulmaya çalıştığını, ikinci gruptaki dilleri konuşan ülkelerdeki hukuk sistemlerinin ise mağdurun yaralarının sarılmasına öncelik verdiğini eklemektedir.

Etnik farklılıklarımızdan doğan kültürel zenginliğimize ve başta Türkçe olmak üzere konuştuğumuz dillerin işlevselliğine rağmen, ülke olarak ilk grupta yer aldığımızı söylemek yersiz olmayacaktır.Maruz kalınan şiddetli algı yönetiminin tetiklediği cehaletin de etkisiyle, eksik malumatla insan avına çıkmak gittikçe yaygınlaşmakta, sadece dinlemenin ve tam olarak anlamanın silebileceği çığırtkanlıklar çoğalmaktadır.Bunu anlamak çok kolaydır.Zira yaygın inanışın aksine, herhangi bir konu hakkında bilgisi artan kimse, o konu hakkında daha çok konuşmaya değil, daha çok susmaya başlar.Hadi tam olarak öğrenmeyi de bir kenara bırakın, gariplik bir adım daha ileri götürülerek normal hukuk sürecindeki suçun ispatı ve ceza verilmesi güzergahından çıkıp, aksi yönde seyreden, cezanın kesilmesi ve suçun ispatı yoluna girilmektedir.Halkın bütün katmanları tarafından benimsenen bu tercih neticesinde büyük bir kaza yaşanması ve ciddi kayıpların verilmesi olasıdır.

Gündemi meşgul eden önemli meselelerden biri olan yeni anayasa tartışmalarında da durum pek farklı değildir.İdeolojilerimiz, partilerimiz ve holiganlığımız, bizi, işin aslını astarını bilmeden seçenekleri gözü kapalı kabul etmeye ve ya reddetmeye zorlamaktadır.Ancak gözden kaçırılan ciddi bir durum vardır.Anayasa değişikliği gibi ciddi konularda devlet siyasal bir taraf olmaktan ziyade objektif bir hakemdir.Çünkü bütün yaşayışı şekillendirecek olan anayasa, devletin icraatı değil, aksine toplumsal bir uzlaşmadır.Oy verilip meclise gönderilen bütün partiler de halkın bu toplumsal uzlaşmayı sağlıklı bir şekilde yönetmesi için görevlendirdiği unsurlardır.Partilerin görev bilincinde olması ve halkın da sağduyu göstermesi ortak geleceğimizin şekilleneceği bu süreçte önemli faydalar sağlayacaktır.

Köktenciliğin ve karşı taraf korkusunun, mevcut anayasanın askeri bir yapısı olduğu, ifade ve düşünce özgürlüğünü ön planda tutan yenisiyle değiştirilmesi gerektiği gerçeğini örtmemelidir.İnsan unutkandır ve hatırlaması gereken bazı noktalar vardır.Anayasal serüvenimizin başladığı 1876 yılında çıkan Kanun-i Esasi başta olmak üzere bütün metinler olağanüstü şartlarda oluşturulmuştur.Tepeden inme 1908 anayasası, milletçe varoluş mücadelesi verdiğimiz bir dönemde çıkan 1921 anayasası, toplumsal temsil konusunda önceki kadar başarılı olmayan bir meclis tarafından ortaya koyulan 1924 anayasası, 27 Mayıs darbesinin ürünü olan 1961 anayasası ve yine başka bir darbenin ürünü olan 1980 anayasası hep sıra dışı zamanlarda ortaya çıkmıştır.

Ancak hatırlamamız gereken başlıklar bunlarla sınırlıdır.Zira Henri Matisse’nin dediği gibi “gerçek anlamda başarılı bir ressam için gül resmi yapmaktan daha zor bir şey yoktur.Çünkü resmi yapmadan önce şimdiye dek resmedilmiş tüm gülleri unutması gerekir.” Millet olarak eşitlikçi ve özgür bir yapı için önümüzde bir şans daha vardır.Egoların ve geçmişin karanlık noktalarından beslenen düşmanlıkların bir kenara bırakılması birincil öncelik olmalıdır.

Tabi iş bununla da bitmez.Halkların refahı adına yapılan olumlu değişimlerin korunması gerekir.Bunu ise güvence altına olacak yine toplumsal uzlaşmanın ürünü olan anayasadır.Tarih, iktidar el değiştirirken toplumsal kazanımların da yok olduğu bir çok örnekle doludur.

Bu örneklerden birinin baş kahramanı olan Atinalı Solon MÖ 594’te kanun yapıcı olarak seçildiğinde selefi Draco’nun çok sert olan cezai yaptırımlarını yumuşattı.Yönetim sisteminde yaptığı reformlar sonucunda iktidar asillerin elinden halka doğru kaydı.Vatandaşların dava açabilmeleri yasallaştırıldı.Jüriler halka açık oldu.Meclislerin atası olan Dört Yüzler Konseyi kuruldu.Bu icraatlardan sonra asillerin kendisine yapacağı baskıdan kurtulmak ve yeni sistemin oturması için zaman kazanmak adına Atina’dan ayrıldı.On sene Akdeniz’de dolaştıktan sonra geri döndüğünde, gerçekleştirdiği reformlardan vazgeçildiğini gördü.İnsanların bu avantajın farkına varması ve yasaları tekrar yürürlüğe koymaları uzun yıllar aldı.

Sonuç olarak, hoşgörü göstermek yerine ötekileştirmenin tercih edildiği içinde bulunduğumuz süreçte daha sağlıklı bir devlet ve toplum yapısı oluşturmamız için gereken öncelik uzlaşmaya verilmelidir.Çünkü yeni anayasa fikirlerden ve ideolojilerden azade ve her bireyin üstünde mutabakata vardığı tarafsız bir nitelikte olmalıdır.Bu aşamaya geçebilmek ise ancak önyargıları ve birleştirmeye değil bölmeye yarayan içi boş söylemleri göz ardı etmekle mümkün olabilir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi: 05436409855 Gazete: 03622345410 Faks : 0(362) 234 64 10