• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 18 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 17 °C
  • Ordu 19 °C
  • Sinop 19 °C
  • Giresun 17 °C
  • Amasya 20 °C
  • Rize 20 °C
  • Trabzon 16 °C

Değişken İttifaklar

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Godwin Kanununda biraz da mizahi olarak belirtildiği üzere; internet ortamındaki her hangi bir tartışma önünde sonunda Hitler ve Nazilere, dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı’na bağlanır.Doğrudur fakat biraz eksiktir.Genellemeyi daha geriye, birinci dünya savaşına doğru genişletmek gerekir.Çünkü yerel ve küçük kazançlar çağı orada kapanmış ve insanlık yine aynı ilkelliğe döneceği kısır döngüye o noktada girmiştir.Birincisi ikinciyi, ikinci büyük savaş ise soğuk savaşı doğurmuştur.Çağımızda ise paylaşım ve intikamın birbirini takip ettiği zincirleme bir yok oluşun son merhalesi yaşanmaktadır.

Fakat bu dönemeçte artık keskin hatlarla belirlenen ittifaklar yok.Batı dünyasının diplomatik hafızasında hep var olagelmiş çıkarların önemi aksiyomu günümüzde tek gerçek haline geldi.Doğal olarak da güçlüler çıkarlarını korumaya zayıflardan daha çok muvaffak oldular.Küresel düzenleyicilerin istekleri doğrultusunda ülkeler işgal edilmeye ve sınırlar değişmeye başladı.Bu çeki düzen verme işi son olarak Suriye’de tertiplendi ve tarafların beklenilmeyen hamleleri yüzünden olayın büyük bir bölgesel ya da küresel bir çatışmaya gideceği düşünülüyordu.

Ancak son gelişmeler sürecin farklı bir yönde gelişeceğini göstermektedir.Kerry’nin Türkiye’yi anmadan Rusya işbirliğindeki Esad’lı geçiş döneminden bahseden açıklaması ve sonrasında Suudi Arabistan’da yapılan görüşmelerde muhaliflerle Suriye yönetiminin uzlaşmak istemeyen bazı grupların çıkardığı ufak pürüzler dışında anlaşmaya varması bunun işaretidir.

Kanımca bu, bir barışın değil yeni ittifakların ve yeni paylaşımların habercisidir.Muhtemelen yakın bir gelecekte dünyanın başka bir yerinde yeni bir kriz doğacaktır.Belki de Daeş’in Çin’deki ve Avrupa’daki Müslümanlara yaptığı ayaklanma çağrısı, bu çatışmaların nerelerde yoğunlaşacağı hakkında bize fikir verebilir.Bütün kamuoyu Ortadoğu’ya kilitlenmişken, Pasifik’te ya da başka bir bölgede şekillenecek yeni bir harp alanı kimseyi şaşırtmamalıdır.Bu durum hani şu bütün kenarlarında aynı renkten küçük karelerin toplanmasına çalışılan rubik küpünü andırır.Ancak tek bir satırın aynı renge tamamlanması oyunun bittiği anlamına gelmez ve büyük ihtimalle ilerleyen zamanda bitirilen o satırın da oyunun tamamlanması için bozulması gerekir.

Bu noktada üstüne kafa yorulması gereken soru; barışa giden yolda madem bu kadar kolay adımlar atılabilecekken, olayların neden içinden çıkılmaz bir hal almasının beklendiği ve  süper güçlerin en gelişmiş saldırı unsurlarını Doğu Akdeniz gibi dar bir bölgeye neden yığdıklarıdır.

Düşünüldüğünde bir çok seçenek arasından olası sonuçlarının büyüklüğü açısından ikisi öne çıkıyor.

İlki, bütün bu hazırlığın vatanımız Türkiye için yapılmış olması olasılığıdır.Olaylar böyle yorumladığında, doğudaki terör olayları da farklı bir anlam kazanmaktadır.Bizi, terörün terör olmaktan çıkıp var oluşunu farklı bir boyutta devam ettirdiğini ve  mevcut saldırıların bir nevi beachhead operasyonuna dönüştüğünü düşünmeye sevk etmektedir.Nitekim şehir savaşı gibi uygulanan yeni taktikler, gelişmelerin bu yönde okunması noktasında bize büyük bir yarar sağlamaktadır.

İkincisi ise, batılı devletlerin bu yığınağı gerçekten Daeş ile mücadele kapsamında yapmış olmasıdır.Bu seçeneği güçlendiren kanıt ise terörün geçirdiği evrimdir.Dağınık ve hücresel temelde çalışan El kaide’nin aksine Daeş, var olmak için belli bir hakimiyet alanına ve örgüt yönetiminde idari-askeri hiyerarşik alt kırılımlara ihtiyaç duyan bir yapılanma içindedir.Yine öncülü olan El-kaide üyelerinin yaşadıkları ülkelerdeki hayat akışına uymaları ve dikkat çekmemek için yerel halk gibi yaşamalarına tezat oluşturacak şekilde Daeş üyeleri batı yaşamını ve ahlakını görev icabı için bile olsa reddetmektedir.Dolayısıyla yüzyılın başından beri batılı devletler tarafından geliştirilen terörle mücadele yöntemlerinin bu evrede işe yaramayacağı öngörülmüş olabilir.

Realize edilen hangi seçenek olursa olsun sonuçta akan masum kanının ve insanların evlerinden kopmasına neden olan sürecin durmayacağı aşikardır.

Rumen yazar Panait Istrati 1930’larda Sovyetler Birliği’ne gittiğinde komünist bir bürokrat düşmanlara şiddet uygulamak gerektiği konusunda onu ikna etmeye çalışırken, “Yumurtaları kırmadan omlet yapamazsınız,” dediğinde, Istrati şu cevabı verir: ”Pekala.Kırılmış yumurtaları görebiliyorum.Peki ama omletiniz nerede?”

 Tarihte bir çok halkı felakete sürükleyen, süper güçler tarafından sürdürülebilir bir barış vaadiyle maskelenen çıkarların doğurduğu acımasız yıkım, şu anda da yürürlüktedir ve planlanan politikalarda bölge halkının refahına öncelik verilmedikçe yaşanılan durumun daha da içinden çıkılmaz bir hal alması kaçınılmazdır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10