• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 9 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 22 °C
  • Ordu 10 °C
  • Sinop 10 °C
  • Giresun 12 °C
  • Amasya 19 °C
  • Rize 11 °C
  • Trabzon 9 °C

Deli-k

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Aronofsky imzasını taşıyan 1998 yapımı Pi adlı filmde, dahi bir matematikçi olan Maximillian Cohen’in hikayesini seyrederiz.Ruhi çalkantılarla mücadele ettiği küçük dairesinde münzevi bir yaşam tarzını benimseyen Max, tarih boyunca bir çok bilim insanı ve filozofun da takıntı haline getirdiği her şeyi açıklayan kanuna paralel biçimde bütün doğa yasalarını kapsayan bir dizilimin kilit sayısının izini sürmektedir.Bu paternin ekonomiden tutun da ağacın yapraklarına kadar her alanda varlığını sürdürdüğüne inanmaktadır.Bunda da pek haksız sayılmaz.Nitekim bu yoldaki arayışı esnasında borsa için de belli bir formülasyona ulaşmış, hatta bunu doğrulamıştır.Beklendiği gibi söz konusu para olunca değişik kanallardan bir çok insan ve grup Max’in bulduğu bu yöntemin peşine düşer.Ne var ki, maddiyat Max’in umurunda değildir.Tek beklentisi takıntı haline getirdiği dizilimi çözmek, kendi dünyasında yaşamaktır.Hikayeye belli bir yerden sonra girdiğimiz için Max’in gelişimini ve olay örgüsünün bu noktaya nasıl geldiğini tam olarak anlayamayız.Yine de kahramanın kendi ağzından duyduğumuz cümleler, bize çocukluğu ve düşünce yapısının gelişim aşamaları hakkında Freudyen bir fikir yürütme olanağı tanır.Şöyle der Max: “Annem sürekli olarak bana güneşe uzun süreli bakmamamı tembihlerdi.Altı yaşıma geldiğimde, baktım...”

Film boyunca rastladığımız benzeri sahneler Max’in karakterinde simgeleştirildiği halde hepimiz için anlam ifade eden önemli iki gerçek sunar.Bunlardan biri aydınlanmaya giden yolun dikenli olduğu gerçeği iken diğeri ise bu dikenli yola gönüllü olarak girilmesi zorunluluğudur.Kaldı ki, insanlığın ekseriyetle güvenli alanda kalmayı tercih edip güneşe bakma cesareti gösterememesi, gündelik hayatını kolaylaştıran teknolojilerin ve bilimsel gelişmelerin sadece sorgusuz sualsiz birer kullanıcısı olarak kalmayı tercih etmesi; kafasındaki soru işaretlerinin peşinden gitmeyi arzulayan bireyin bu yola tamamen hür iradesiyle ve rüzgara karşı koyarak girmesi gerektiği gerçeğini bütün diriliğiyle ortaya koyar.

Gel gör ki, milletlerin gelişmişlik seviyesi de bu cesarete sahip bireylerin çokluğuyla kendini gösterir.Uygarlıklar seviyesinden gözlemlendiğinde ise üstünlüğün, toplum dışı düşünen kişilerin görünmez, değeri bilinmez çabalarıyla sağlandığı görülür.

Peki doğu ve batı medeniyetlerinin mevcut durumuyla bahsi geçen kıstasın bir ilgisi olabilir mi?

Husserl, Bunalım adlı küçük hacimli eserinde, içinde bulunduğu gezegeni anlamlandırma ve çözme uğraşına aynı anda başlayan iki medeniyetin neden farklı mecralarda seyrine devam ettiğini sorar.Cevap olarak doğuda araştırmaların az sayıdaki belli kişiye indirgendiğini ve bulunanların sorgulanmadan genel kabul gördüğünü söylerken, batıda ise bireylerin (özellikle antik Yunan’dan yola çıkar) tek tek dünyayı anlamlandırma çabasına yöneldiğini ve bu durumun bir kuram geleneği yarattığını belirtir.Bunu dile getirmesindeki amaç bir batı eleştirisi yapmaktır.Antik çağdaki bireyciliğin Rönesans’la birlikte kaybolduğunu, fen ve sosyal bilimlerin işinin artık sadece var olan belli kalıpları keşfetmeye döndüğünü üzülerek söyler.

Artık biraz önce sorduğumuz soruyu daha da özelleştirerek pekala şöyle sorabiliriz: Doğu, yüzyıllar önce yakaladığı insanlığın öncüsü olma vasfından neden uzaklaştı?

Bu uzaklaşmanın bir çok sebebinden birisi de doğu medeniyetinin bizzat kendi içinde ana akımlaştırdığı iktidar kavramı ve dışlanan bilimsel araştırmalarıdır.Üzerimize oynanan oyunlar klişesinin bedavacılığını bir kenara atarak, hem bu coğrafyanın çağlar boyu devam eden kara bahtının, hem de bitmek bilmez siyasi güç oyunlarının temelinde bu anlayışın izlerini bulmak mümkündür.Mutlaka iktidar olmak her alanda geçer akçe sayılmaktadır.Oysa bilime ve özgür düşünceye yöneliş rasyonel bir toplumun yolunu açar.Böyle toplumlarda ise iktidar sadece bir formalite haline gelir.Kaldı ki, günümüzde gücün siyasal aktörlerden bilimsel öncülere kaydığını söylemek abartı olmaz.Bu gelişmeleri tekelleştiren çoğu global şirketin bir çok devletten daha fazla yaptırım gücü vardır.

Ne var ki, tartıştığımız nokta iktidarın el değiştirmesi değil, insanların zihninde ana kavram olarak beliren bu isteğin toplumsal tabana yansımasıdır.Marks’ın dediği gibi “İnsanlık tarihi ve doğa tarihi birbirinden ayrıdır.Çünkü insan sadece kendine faydalı olanı yapar.”Kendisine mefkure olarak bilimsel ve düşünsel istikametler yerine sadece iktidar anlayışı verilen birey, günlük yaşamında da kendi küçük hegemonyasını pekiştirmek için sadece kendi işine yarayanı yapar.Fayda ön plana alınır.Gezegene, insana, diğer canlılara olan sorumluluk görmezden gelinir.Böylelikle amacına ulaşamayan bireyin kısır döngüler içinde boğulması ve ya kadına ve çocuğa yapılan istismarın nedenleri biraz daha netlik kazanmaktadır.Hatta ve hatta iyiden iyiye artan ar-ge faaliyetlerinin altında bile kısa yoldan zengin olma, iktidar sağlama amacı bize kendini gösterir.

Yüz yıllar önce doğu medeniyeti bir delik bulmuştu.Merakla içine girdi.Araştırdıkça bu deliğin daha da derine gittiğini gördü.Ancak bir noktada tıkandı, keşfetmekten vazgeçti.O zamandan beri deliğe girmenin bir iktidar eksikliği olarak algılanmasının etkisiyle, bütün eforunu sadece delikten çıkmak için harcar oldu.Bu noktada yapabileceğimiz öneri, bu faydasız uğraşa devam etmek değil, aksine içinde bulunduğumuz deliğin içine doğru ilerlemek ve ne kadar derine gittiğini görmektir.Gerçek iktidarın da bu yolculukta bulunanlarla sağlanacağını bilmek hayati önem taşımaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10