• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • Samsun 9 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 19 °C
  • Ordu 15 °C
  • Sinop 13 °C
  • Giresun 15 °C
  • Amasya 7 °C
  • Rize 14 °C
  • Trabzon 17 °C

Dünya Şampiyonluğuna Koşuyoruz

ŞÜKRÜ KARAMAN

Aliağa’daki patlamada dört emekçinin yaşamını yitirmesi, Türkiye’nin onulmaz yarası iş cinayetlerini bir kez daha gündeme taşırken,acı gerçeği yeniden anımsattı.

Günde ortalama beş işçinin canını alan iş kazalarında Türkiye, halen Avrupa şampiyonluğunun yanı sıra dünya üçüncülüğünü de elinde barındırıyor. Sadece bu yılın 9 ayında çeşitli iş kollarında bin 485 emekçi iş kazalarının kurbanı oldu. Kuşkusuz bu rakam yıl sonuna dek daha da artacak, belki de rekora ulaşacak. Medyaya yansımayan, kayıt altına alınamayanlarla ölenlerin sayısı daha fazla.
Zaten bireysel ölümlerin çoğundan kamuoyunun haberi bile olmuyor. Ölenlerin iki katı veya daha fazlası yaralanma ve hastalık sonucu iş göremez hale geliyor.

Taşeron çalıştırmanın yaygınlığı, sendikasızlaştırma, işyerlerinde yeterli önlemlerin ıskalanması, yetersiz denetim, eğitim yoksunluğu, merdiven altı üretimin hızla çoğalmasından ötürü iş cinayetleri acımasız yüzünü her gün gösteriyor, beş ailenin ocağına ateş düşürüyor.

Olumsuz, iç acıtan tabloya karşı önlemlerin artırılması gerekirken, ne yazık ki çıkarılan yasanın uygulanması erteleniyor. İş cinayetlerine karşı TBMM’den büyük destekle çıkarılan kamu kurumları ile 50’den az işçi çalıştıran özel sektöre ait az tehlikeli işyerlerinde 1 Temmuz’dan itibaren iş güvenliği uzmanı ile iş yeri hekimi bulundurma zorunluluğunu öngören yasanın uygulanması anlaşılmaz şekilde 2020 yılına ertelendi.
Yine 10’dan az işçi çalıştıran bakkal, manav, muhasebeci ve avukatlık bürolarına kadar az tehlikeli işyerlerinde temmuzda başlaması gereken iş güvenliği uzmanı hizmeti alma zorunluluğu da 2020 yılına bırakıldı. Yeterli hekim bulunmadığı gerekçesi öne sürülse de özellikle küçük işyerlerine gelecek ek maliyet de ertelemede etkili oldu.
2012 yılında çıkarılan yasa önce 1 Temmuz 2017’ye daha sonra da 2020 yılına ertelendi. Böylelikle "hedef sıfır iş kazası” sloganı ile siyasi iktidarın aylar önce başlattığı kampanyanın amacı kalmadı.
Yasanın tüm işyerlerinde uygulanabilmesi için en az 30 bin işyeri hekimine gereksinim bulunduğu bildiriliyor. Halen 13 bin 450 işyeri hekimi bulunuyor. Yasanın çıktığı 2012’den bu yana neden hekim sayısı
artırılmadı?
Erteleme kapsamındaki 1.1 milyon işyerinde 4 milyon işçi var. Bu işçiler üç yıl daha iş güvenliğinden yoksun,  adeta ölümle burun buruna çalışacak.
 İşyerlerini “küçük” deyip geçiştirmemek lazım. İş cinayetleri her an her yerde meydana gelebilir. Veriler, ölümlerin ve yaralanmaların büyük bölümünün küçük işyerleri ile işletmelerde olduğunu zaten ortaya koyuyor.
En çok iş cinayetlerinin meydana geldiği yerlerin başında az sayıda işçinin çoğu kaçak çalışan kömür ocakları yer alıyor. Bu ocaklar denetimden yoksun, her türlü tehlikeye açık, ölüm saçan işyerleri.
Emekçilerin asgari ücretin bile altındaki para ile çalıştığı son derece ilkel bu işyerleri yasanın ertelenmesi ile daha da yaygınlaşacak, adeta birer ölüm kuyusu olacak.
Hangi gerekçe öne sürülürse sürülsün, iş cinayetlerine karşı çıkarılan yasanın ertelenmesi doğru bir karar değil. İş güvenliği gibi son derece önemli bir yasa ertelenirse  günde beş emekçinin yaşamını yitirmesi de kaçınılmaz olur, Türkiye Avrupa şampiyonluğunu başka ülkeye kaptırmaz, dünya şampiyonluğuna doğru koşar.

Ülkemizde iş cinayetlerinin genelde küçük, özellikle özel sektöre ait işyerlerinde oluştuğu dikkate alındığında yasanın uygulanmasının ertelenmesini anlamak mümkün değil. Toplumsal sorun haline gelen iş kazalarına karşı yasa çıkarıyorsunuz, ardından hayata geçmesini erteliyorsunuz.  O zaman sorarlar adama, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?”

Eğer radikal önlemler hayata geçirilmez, kaçak işyeri sahiplerine hapis cezası dahil ağır yaptırımlar getirilmez, sendikalaşmanın önü açılmaz, taşeron çalıştırmanın yaygınlaşması engellenmezse Türkiye’nin  bir süre sonra iş cinayetlerinde dünya şampiyonu olması kaçınılmazdır. 
Ne yazık ki olan asgari ücret ve altındaki para ile sosyal güvenceden yoksun çalışan gariban emekçiye oluyor.  İş cinayetleri acımasızca her gün beş emekçinin canını almaya devam ediyor.
Ülkemizin kara tablosu olan iş cinayetlerinde yaşamını yitiren emekçi sayısı her yıl korkunç rakamlara ulaşıyor.
Daha geçende yazdım iş cinayetlerini, utandıran tablonun ülkemize yakışmadığını. Bu yazının üzerinden beş gün geçti İzmir Aliağa’dan acı haber geldi.  
Daha vahimi iş cinayetlerinde ölenler arasında çocuk işçiler de bulunuyor. Oysa yüzde
70-80'i önlenebilir nitelikte. Hiç ders alınmıyor bu dramatik tablodan. Para hırsı insan hayatının önüne geçiyor.
Toplumsal sorun haline gelen iş cinayetlerine karşı daha radikal önlemler neden hayata geçirilmiyor, denetimler neden daha yoğunlaştırılmıyor? İlla kitlesel ölümlerin meydana gelmesi mi
bekleniyor?
Hiçbir şey, para, kar hırsı, kazanç insan hayatından önemli değil. O garibanlar sırf ekmek parası uğruna canından oluyor.
Emekçi artık laf değil, kurbanı olacağı iş cinayetlerine karşı çalışma yaşamında radikal düzenlemelerin hayata geçirilmesini bekliyor.  Yoksa daha çok emekçinin canını alır iş cinayetleri. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10