• BIST 108.434
  • Altın 151,343
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Samsun 15 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Ordu 14 °C
  • Sinop 16 °C
  • Giresun 15 °C
  • Amasya 11 °C
  • Rize 13 °C
  • Trabzon 16 °C

DUYGULARIN DİLİ VE MUSTAFALAR..

SADİ SUBAŞI
 İnsanları birbirinden farklı kılan özelliklerden birisi de duygularının ve bunu çevresine hissettirme yetisinin farklı olmasıdır. 
   İnsanlar yaşadıkları ortama duyguları ile uyum sağladığı sürece başarıyı yakalarlar.
   Belki de bunlardan çok daha önemlisi, insanların duygularını çevrelerine yansıtabilme becerisini gösterebilmesidir. 
   Tanrı, insanlara diğer canlılardan farklı olarak duygularını çevresine iletebilmesi için konuşabilme ve yazabilme olanakları vermiştir. Hayvanlarında duyguları vardır ama duygularını sadece beden dili ile gösterebilirler.
   Duygu olayına bu açıdan bakınca, insanın tüm canlılar arasında en şanslısı olduğunu görürüz. Ne var ki, Tanrı bu konuda da bazı insanları çok daha ayrıcalıklı ve yetenekli yaratmıştır. 
   Toplumun hemen her kesimin de duygularını paylaşma konusunda yetenekli insanları görmek mümkündür. Duygularını yansıtmayı başarabilen insanlar bunu konuşarak, söyleyerek, roman, hikâye ve şiir yazarak, çizerek, resim, tiyatro, bale yaparak gösterirler.
   Bugün sizlerle duygularını çok güzel anlatma özelliğine sahip birisi ile duygularını dizelere dökebilen iki yetenekli insandan söz etmek istiyorum.
   Yirmi yılı aşkın bir süredir her hafta aynı gün bir araya gelen bir dost gurubumuz var. Bu gurupta hemen her konu konuşulur, herkes siyaset dâhil düşüncelerini ve duygularını paylaşır.
   Aramızda fıkra anlatma yeteneği olanda, şarkı söyleyen de var. Ama hepimizin büyük beğenisini alan bir dostumuz var ki, bugün ondan ve onun geçen akşam bizlere okuduğu duygu dolu bir şiirden söz edeceğim.
   Bu dostumuz hemen her toplantımıza birkaç şiirle gelir. Bu şiirler öyle çok bilinen ve çoğumuzun en az bir bölümünü okuyabileceği şiirler değildir. 
  Bunlar çoğu kez o gün bir kitapta veya bir başka yayın organında okuduğu şiirlerdir. Bazen yirmi kıtadan da uzun şiiri hiç bir nota bakmaksızın okur. Müthiş bir hafıza ve şiirlere can katan üslubu, her türlü takdirin üzerinde olan bu dostumuzun asıl mesleği tıp doktorluğudur. 
   Yıllarca kadın doğumcu olarak Samsunlulara hizmet veren sevgili dostumuz Dr. Naci Şen renkli kişiliği ile çok değişik çevrelerde bulunur.
   Bu dostumuz geçen hafta içersinde bir Tarih öğretmeni ile tanışır ve onun şiir yazdığını öğrenir. Bir şiirini çok beğenir ve hemen hafızasına kaydeder. Bu şiiri son birlikteliğimizde bize okudu.
   Yazımın başında söz konusu ettiğim duyguların çok güzel anlatıldığı, çok geniş bir zaman tünelinde yaşananların, kısa ve öz bir şekilde şiirle nasıl sunulabileceğini sizlerle de paylaşmak istedim.
   Şiirin yazarı Bafra’da özel bir eğitim kurumunda görev yapan tarih öğretmeni Sayın Burhan Güven. Kendisini arayarak hem kutladım, hem de şiirini köşeme almak için iznini aldım.
   Bu arada da şiirde söz edilen iki Mustafa’nın, kitaplarda çok da yer almayan ve kendisinin de o mekânları ziyaretleri sırasında dinleyerek öğrendiği iki hikâyesini aktardı. 
   İlginç geldiği için ben de sizlere iletmek istiyorum.
   Merzifonlu Kara Mustafa ordusu ile Viyana’yı kuşattığında Osmanlı’nın yanında kuşatmaya katılan Kırım Hanı uygulanan stratejinin yanlışlığını vurgulayarak Kara Mustafa Paşa’yı yanlıştan döndürme konusunda ısrarlı olur. 
   Bu ikazları işine müdahale kabul eden Kara Mustafa Paşa, Kırım Hanı’nı geri planda bir alanın korunması ile görevlendirir. Kırım Hanı bu duruma çok içerler. 
  Kuşatmanın en zor döneminde Avrupa’dan Viyana’yı kurtarmak için Avusturya’ya yardım gelir. Habercileri, bu güçlerin yakındaki bir köprüden geçmekte olduğunu Kırım Hanı’na bildirirler. Ancak kızgın olan Kırım Hanı, “Görelim bakalım Kara Mustafa Paşa mı haklıymış, yoksa ben mi?” Diyerek Kara Mustafa Paşa’yı bu durumdan haberdar etmez. Hikâyeye göre Kara Mustafa Paşa’nın bu ve buna benzer kibirleri, Viyana bozgununu hazırlar. 
   Diğer hikâye ise, Kıbrıs’ı fetheden Lala Mustafa Paşa ile ilgili yaşanan hikâyedir.
   Lala Mustafa Paşa, emrinde ki kadırgalarla Kıbrıs’ın fethinin son döneminde Magosa Kalesini kuşatmıştır. Ancak Venediklilerin elinde ki kale çok iyi korunmaktadır. Sonun da sürekli top atışları ile kalede çok sayıda delik açılır. 
   Bunun üzerine, kale içersinde ki komutan açılan deliklerden çok daha geniş ve en altta rahatça girilebilecek bir delik açtırır. Kaleye girme emri ile kaleye saldıran Osmanlı denizcileri önce bu delikten içeri girmeye başlarlar. Fakat içerde hazırlıklı bekleyen Venedikliler gireni kılıçtan geçirir. Bu kuşatma da 50.000 askerini kaybeden donanmanın, tam üç bin askerinin burada şehit edildiği anlatılır.  
   Şiir Mustafalar üzerine kurgulanmış ve peygamberimizden başlayarak tarihe imza atan Mustafalar duygusal bir şekilde şiirleştirilmiş.
   Zindanda deliren Mustafa ile günümüzün en çok konuşulan dizisi Muhteşem Süleyman’da adından çokça söz edilen Şehzade Mustafa’nın da yer aldığı bu şiirle, sizleri baş başa bırakıyorum. 
    
       MUSTAFALAR…
       İçimde derttir hep Mustafalar,
       Ne çok görmek istediğim Mustafa var.
       Görebilseydim keşke…
 
       Öğrenmek isterdim 
       Bekri Mustafa’nın ilmini,
       Bilmek isterdim 
       Bekri Mustafa’nın derdini.
      Yapa yalnız hücresindeyken
      Şehzade Mustafa, 
      Yanında olmak isterdim…
      Korkularını paylaşabilsem
      Yine de delirir miydi? 
      Üç kıtanın anahtarını alacak adam
      İçine hapsolduğu odanın
      Kilidini çözemez görmek isterdim.
 
      Kıbrıs’ı fethederken Lala Mustafa
      Magosa Liman’ında,
      Surdan içeri giren erlerin          
      Rüzgârgülü bıçaklarında 
      Can verişlerinin sırrını                                      
      Demek isterdim...
 
     Şehzadelerin içinde en aslanı,
     Halkının gözünde geleceğin sultanı,
     Mahidevran’ın kuzusu,
     Hürrem Sultanın korkusu.
     Aslan parçası,
     Kahramanlar kahramanı
     Şehzade Mustafa’ya engel olmak isterdim.
     Bırakma sakalını,
     Gitme babanın çadırına.
     Öpeceğin el seni yakacak,
     Bizi yıkacak
     Töreyi, düzeni, dirliği bozacak demek isterdim…
 
     Avrupa’ya düzenlenen 
     En muhteşem akın.
     Bu kez hiç şansı yoktu Viyana’nın
     Kırım Hanının ihanetine sebep olan,
     Kibrine engel olmak isterdim.
     Merzifonlu Kara Mustafa’nın… 
 
    Karga kovalarken küçük Mustafa,
    Dayısının ıssız ekin tarlasında.
    Oyun arkadaşı olmak isterdim,
    Yanı başında…
    
    Anafartalar da, Çanakkale de 
    Ben size taarruz değil, ölmeyi emrediyorum dediği,
    Mehmetçiği olmak isterdim.
    Mustafa Kemalin…
 
    Oku emrine mazhar olduğunda
    Sultanlar sultanı Muhammed Mustafa,
    İlk sırrını paylaştığı Hatice’nin,
    Evlatlığı olan Ebu Zeyd’in 
    Yerinde olmak isterdim…
    Emrolunduğun da Cebrail’e kelam,
    Aldığında emri Resulü Âlem,
    Yanımda defterim, elimde kalem
     Vahiy kâtibi olmak isterdim…
 
     Mustafalar, Mustafalar, Mustafalar…
     Nice nice Mustafalar.
     Görmek isterim sizi
     Gerçek âlemde.
     Olmak isterdim
     Mustafaların olduğu yerde..
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10