• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Samsun 6 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 9 °C
  • Ordu 8 °C
  • Sinop 7 °C
  • Giresun 7 °C
  • Amasya 1 °C
  • Rize 4 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Referandumda Tokat yüzde 65'le evet der
  • Çorakdere halkı BÜYÜKŞEHİR'den 'yol istiyor'
  • Ordu'da seferler arttı, müjdeyi Yılmaz verdi
  • Referandumda Tokat yüzde 65'le evet der
  • Çorakdere halkı BÜYÜKŞEHİR'den 'yol istiyor'
  • Ordu'da seferler arttı, müjdeyi Yılmaz verdi
  • Tek Taş Yüzük Modelleri
  • Tek Taş Yüzük Fiyatları
  • Canlı Tv Haber Kanalları - Halk Tv, TGRT Haber, A Haber, Bloomberg HT
  • Canlı Tv İzle - Halk TV ve Ulusal Kanal Online İzle
  • Balıkesir Ortodonti Tedavilerinde Kendini Anbarcıoğlu’na Emanet Ediyor
  • 4140 Çelik ve Kullanım Alanları
  • İzocam Fiyatları Konusunda Tercihler Yalıtımın Kalitesini Etkiler
  • Psikoterapi Nedir? Psikoterapist Kimdir?
  • Yds Kursu Ne Kadar Sürer?
  • Tektaşların Parıltısı Ellerinize Yansısın
  • Inİstanbul’a Orge Elektrik İmzası
  • Kaynak Planlamalarınızda ERP Çözümlerine Güvenin

Gündüz İnsan Gece Kurt

ŞÜKRÜ KARAMAN

Ülkelerarası çatışmalar yoğunlaşırken, bu savaşlarda birinci derecede rol oynayan dünya  ve uygarlık tarihi hep tartışılır olmuştur.

Savaşların, çatışmaların neden kaynaklandığı irdelenirken, dünya tarihi ile uygarlık tarihi arasında bir ilinti olup olmadığı sorusu hep gündeme gelmiş, bilim insanları tarafından yanıtı bulunmaya çalışılmıştır.

Bilge insan Doğan Kuban da “Dünya Tarihi Uygarlık Tarihi Değildir” başlıklı yazısı ile analizde bulunarak merak edilen bu sorunun yanıtını vermiş.

Doğan Kuban’ın yine kendine özgü biçemi ile kaleme aldığı güzel yazıyı kısaltarak sizlerle paylaşayım istedim.

“İnsanların tarihlerini yazmaya başladıkları çağda dünyanın  bütün nüfusu ,  20. yüzyıl savaşlarında öldürülen insanların sayısından daha azdı. Uygarlığı tanımladık ama uygar olamadık. Uygar olan insanlar orada burada var.

İnsanoğlu, örgütlü ve teknolojik olarak ileri düzeyde olsa da kendi cinsini yok ettiği sürece uygar olmakta zorluk çekiyor. Doğa ve diğer canlılarla mücadelemizde kan dökücü bir tür olarak sivriliyoruz. Uygarlık tarihi iki temel etkinlik üzerine kurulu bu serüveni anlatır. İlki insanın yaşamını fiziksel olarak uzatmak için ürettiği düşünceleri, araçlar ve örgütlenmeler, İkincisi diğer insanları yok etme içgüdüsünün taştan, sapandan atom bombasına kadar uzanan gelişimi ve savaş-silah bağlamında kurduğu örgütlenmeler.

Tarihin içeriği bir yanda savaş ve fetihler, öte yanda düşünceler, keşifler, üretilen araçlar ve insanların davranışlarını akılla kontrol eden toplumsal kurallar üzerine kuruluyor. Biz şiir yazıp, resim yapıp, musiki besteleyerek, dünyayı inceleyip öğrenerek ve sözde insanın varlığını saygı göstererek uygar boyutumuzu tanımlıyoruz. Fakat bu örgütlü ya da yalnız olarak öteki insanları kurtlar gibi öldürmemize engel olamıyor. Gündüz insan, gece kurt. Hepsinin arkasında ilkel ideolojiler var.

Bugün yaşamımızı sürdürmek için zorluk çekiyoruz. Yerküre büyümüyor. Fakat nüfusu geometrik olarak artıyor. Bu durumun karanlık bir gelecek hazırladığını İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını gördükten sonra insanlar anladılar. Yazarlar, düşünürler ve bilim insanları tehlike çanları çalmaya başladılar. Fakat bilim ve teknolojinin kurtarıcılığına inanmaya devam etsek de insanlığın endişesi giderek artıyor.

   Açlık ve kötülük içeren milyonlarca insanın ülkelerinden hayvanlar gibi ölüm tehlikesi taşıyan göçlerle yollara düştüğü bir dram tarihte var mı?  Bu çağdaş dramın en büyük sahnesi neresi? Türkiye. Bunu televizyon serisi gibi seyreden dünya uygar sayılabilir mi? Yapılan yollar, tüneller, köprülerin sayısı bunların parasal yükü, yürünmesi olanaksız kaldırımlar, her tarafı otomobil parkı olmuş bir kent, nefes alınması hasta eden bir hava, tahammül edilemez bir gürültünün sersem eden ortamı bir uygarlık görüntüsü müdür?

Ekonominin kullandığı adam başına ulusal gelir, sanayi üretimi, uluslar arası ticaret endekslerinin  şişirilmiş yalanlar olmaları bir yana, halkın durumunu anlatan bir içerikleri yok. Yıllık adam başına gelirin yüzde 30’u nüfusun yüzde biri tarafından cebe indiriliyorsa, bu sayıların halkın, toplumun  ekonomik yaşam düzeyini anlatması söz konusu değil.

Bugün 200’ü geçen üniversite sayısı Cumhuriyetin başında sadece İstanbul’da olan iki üniversitenin yetiştirdiği öğrenci niteliğinde öğrenci yetiştiremiyor. Politik amaçlarla değiştirilen programlarla ilk okullardan liselere, öğretmen okullarından ve meslek okullarına uzanan bir eğitim ve öğretim çöküntüsü var.

Sayısı milyonlara varmış öğrencilerin gereksinimlerini karşılayacak yetişmiş öğretmen sayısının azlığı nedeniyle ülkenin sorunlarına yanıt arayacak bilinçli insan yetiştiremiyoruz. Diploma veriyoruz. Bu sadece Türkiye’ye özgü değil, . Bu kadar kalabalık nüfusun tüketim sorunlarını, tek amacı paraya dönük bir yaşam perspektifinde çözecek bir sistem olamaz.”  

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi: 05436409855 Gazete: 03622345410 Faks : 0(362) 234 64 10