• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Samsun 20 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Ordu 20 °C
  • Sinop 20 °C
  • Giresun 20 °C
  • Amasya 18 °C
  • Rize 22 °C
  • Trabzon 23 °C

HASTANIN ADI NE?

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Şimdiye kadar hep sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konuşuldu.

Eyvallah! Sonuna kadar bu mücadelenin arkasındayım.Daha önce bu köşeden defalarca malum kör zihniyetin karşısında durduğumuzu bilen bilir.

Sonuçta onlar da işlerini yapıyorlar.Benim değinmek istediğim ise bazılarının işini yapma yöntemi.

Başrolünde Robin Wiliams olan 1998 yapımı Patch Adams adlı film bahsettiğimiz konuya hem hasta hem de doktor tarafından yöneltilen ciddi eleştiriler içerir.

Bilirsiniz tıp fakültelerinde hocalar vizite denilen hastaların yattıkları bölümde görüldüğü, tedavi üzerine yoğunlaşılan ziyaretler gerçekleştirirler.

Doktor olacağı günü bekleyen filmimizin kahramanı Patch Adams da hocası ve sınıf arkadaşlarıyla birlikte böyle bir viziteye katılır.Hoca hasta hakkında doktor adaylarının sorular sormalarını ve yorum yapmalarını ister.

Bütün öğrenciler hem bilgilerini sınamak hem her öğrencide biraz olan hocayı kafalama mantığıyla tıbbi terimlere boğdukları yorumlarını sıralarlar.

Derken arkalardan bir soru yükselir:Hastanın adı ne?” Soru Patch Adams’a aittir.

Gelin görün ki bizdeki bazı beyaz önlüklüler bırak hastanın adını bilmeyi, yüzünü bile bilmez.Kafasını kaldırmaya tenezzül etmez.Ağzından, burnundan, kulaklarından kibir fışkırır.

Hadi dürüst olalım.Bu kalıbı yalnızca doktorlara mal etmek gerçekçi olur mu? Onların özelinde deneyimlenen yanlış farklı karakterlerle bütün meslek dallarına sirayet etmiyor mu? Bu sorunun sahibi belli olsa da muhatabı herkes değil mi?

Böyle mühendis de bulabilirsiniz, öğretmen de.Uygulamada birçok örnek olmasına karşın, sebep ise tektir:

Eğitim sistemimizin vicdan vermeden önce meslek öğretmek üzerine kurulu olması.

Belki de son yıllarda eğitim sistemindeki sürekli güncellemeye neden olan kısır döngüye sorduğumuz yanlış sorular neden oluyordur.

Böyle yetişen bir toplumun içinden çıkardığı siyasetçiler de Stanilist bir mantıkla peşinden gelenleri istatistik olarak görmez de ne yapar.

İnsana en başta kendini, daha sonra çevresindekileri birey olarak görmek, onların bir adları, söyleyecek cümleleri olduğunu öğretilmek lazım.

ESKİMEYEN ŞARKI

İki sanatçımız “eskimeyen şarkı yapmak istiyoruz,” şeklinde bir açıklamada bulundular.

Kucaktan kucağa zıplayan müzik camiamızın içinden yükselen bu sesi olumlu buldum.Niye derseniz bu lafı eden insanlar gerçek anlamda samimi iseler eskimeyen şarkıları dinleyecek ve değerlendireceklerdir.Buradan edindikleriyle de yeni eserler ortaya koymaya çabalayacaklardır.Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

RUSYA’DA SQUAT, KIEV’DE ŞİİR

Çok uzun sayılamayacak bir zaman önce Rusya’daki metro istasyonlarında 20 squat karşılığında biletsiz olarak binilebileceğini duymuştuk.Geçenlerdeyse Kiev’de şiir alıntısı yaptığınız takdirde biletsiz yolculuk yapabildiğinizi işittik.

Squat’a üşenir, şiir de sevmeyiz.Türkiye’de buna benzer bir uygulama olsaydı ne olurdu  acaba diye düşünmeden edemiyor insan.

Doğru ya biz hep birey olarak değil, aksine ait olduğumuz grup ve ya toplulukla anılmak başkalarının yaptığı işlerle övünmek isteriz.

Politik fikrimizin ne olduğunun sorulması yerine partimizin sorulmasını isteriz.

Kalkıp iki adım yürümek yerine karnı tıka başa doldurduğunuz bir yemek sonrası tuttuğumuz takımın maçını seyretmeyi yeğleriz.

İsteriz de isteriz.İnsanliga kişisel katkımızdan vazgeçeriz.

Belki ülkemizdeki benzer bir uygulama yalnızca birey kalıp sağlıklı düşünebilenleri filtrelemek üstüne kurulmalı.

HAYVANLAR

Gün geçmiyor ki hayvanın biri başka bir canlıya tecavüz edip öldürmesin.Tabi yaşanılanlar çoğu kimsenin umurunda değil; hatta benzer olaylar artarak devam ediyor.Peki neden?

Arizona Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma tam da bu konuyu mercek altına almış.Saygın dergilerde de yayınlanan bu araştırmada denekler iki gruba ayrılıyor.Birinci gruptaki insanlara sürekli ölümle alakalı bazı görüntüler izletiliyor.İkinci gruptakilere ise acıyla alakalı görüntüler izletiliyor.

Daha sonra deneklerden dört ayaklı dostlarımızın katline ilişkin toplum tabanında ses getiren veyahut avcılık, ötenazi gibi daha geniş bir çerçevede değerlendirilebilecek olaylar hakkında yorum yapılması isteniyor.

İlk gruptaki insanların hayvan katliamlarına daha geniş ve umursamaz yaklaştığı tespit ediliyor.Araştırmacılar buradan hareketle bastırılmış ölüm korkusunun insanları hayvan katliamları konusunda duyarsızlaştırdığı sonucuna varıyorlar.

Gelelim Türkiye’ye.

Son beş yılı yeni travma ve krizlerle atlatan halkımızın hala dolu dolu bir ölüm korkusu yaşadığını kimse inkar edemez.Böylesi travmatik bir halktan hayvan katliamlarına karşı gereken tepkiyi beklemek çok mantıklı olamaz.

Peki böyle devam mı etsin? Tabii ki hayır, tepkimizi yine göstereceğiz.Gelmek istediğim nokta çözümün diğer kolu, yani siyasi ve bölgesel gerginliğin bitmeden toplumsal şiddetin de son bulmayacağı, dolayısıyla bu yükün bireylerle sınırlı kalmayıp siyasilerin de omuzlarında olduğu gerçeği.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10