• BIST 82.130
  • Altın 147,965
  • Dolar 3,7924
  • Euro 4,0583
  • Samsun 17 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 9 °C
  • Ordu 15 °C
  • Sinop 10 °C
  • Giresun 15 °C
  • Amasya 10 °C
  • Rize 12 °C
  • Trabzon 12 °C
  • FETÖ itirafçısı anlattı: Yargı Abisi Samsun'da
  • Mecliste parkomat tartışması
  • Kim doğru söylüyor?
  • FETÖ itirafçısı anlattı: Yargı Abisi Samsun'da
  • Mecliste parkomat tartışması
  • Kim doğru söylüyor?
  • Tek Taş Yüzük Modelleri
  • Tek Taş Yüzük Fiyatları
  • Canlı Tv Haber Kanalları - Halk Tv, TGRT Haber, A Haber, Bloomberg HT
  • Canlı Tv İzle - Halk TV ve Ulusal Kanal Online İzle
  • Balıkesir Ortodonti Tedavilerinde Kendini Anbarcıoğlu’na Emanet Ediyor
  • 4140 Çelik ve Kullanım Alanları
  • İzocam Fiyatları Konusunda Tercihler Yalıtımın Kalitesini Etkiler
  • Psikoterapi Nedir? Psikoterapist Kimdir?
  • Yds Kursu Ne Kadar Sürer?
  • Tektaşların Parıltısı Ellerinize Yansısın
  • Inİstanbul’a Orge Elektrik İmzası
  • Kaynak Planlamalarınızda ERP Çözümlerine Güvenin

Hataya Övgü

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

1913 Mayıs’ında, dönemin en güçlü bestecisi konumundaki Igor Stravinsky, Bahar Ayini adlı eserini Paris’te ilk kez dinleyicilerle buluşturur.Büyük bir beklenti içindeki seyirciler daha başlangıçtan itibaren tepkilerini sesli olarak dile getirmeye başlarlar.Çok az bir zaman sonra salon eseri beğenenler ve beğenmeyenler olarak ikiye bölünür.Öyle bir ortamda eşine az rastlanacak şekilde salondaki gürültü orkestranın sesini bastırmaya başlar.Seyirciler arasında bulunan dönemin ünlü bestecilerinden bir diğeri olan Debussy, adeta çevresindekilere yalvararak müziği duyabilecek sessizliği sağlamaya çalışır.Ravel, “deha, deha” diye bağırırken, Saint-Saens yüksek sesle sert bir eleştiri yöneltip salonu terk eder.

İster eseri teknik açıdan değerlendirmeye tabi tutan sanatçılar düzeyinde olsun, ister sadece icra edilen sanat eserini dinlemek için orada bulunan halk düzeyinde olsun, gösterilen coşkulu tepkiler, bizi yeniliklerin nasıl karşılanabileceği üzerine düşünmeye zorluyor.Hatta bu küçük tefekkür seansı, günümüzde ön yargılar ağıyla örülmüş cehaletin en izbe, en karanlık kuytularında bir yeniliğin harcanabilmesi için hazır halde bekleyen araçların gün yüzüne çıkması hususunda bize yardım ediyor.

Kaldı ki, doğasında bir belirsizlik barındıran, etkilediği çevrenin geleceğini iyiye mi yoksa kötüye mi götüreceği belli olmayan yenilik, sanat eseri gibi masum uğraşlardan tutun da politika gibi büyük toplumsal tabanları etkileyebilen kavramlara kadar geniş bir yelpazede  ortaya çıkabilir.Ancak bu farklılığa rağmen verilen tepkilerin doğası ve altında yatan insan psikolojisinin dinamikleri genelde değişmez.Büyük resimde ufak bir yer kaplayan kişisel hırsları ve anlaşmazlıkları konunun dışında tutarak bir çıkarımda pekala bulunabiliriz.Bu çıkarım; zamanımızda yeniliğe yöneltilen eleştirilerin altında kör bir taraftarlık, bağnazlık bulunduğu gerçeğidir.

Peki bahsettiğimiz körlükle, inşası için çaba gösterilen akılcı kuralların egemen olduğu bir toplumsal yapı nasıl mümkün olabilir?

Bu noktada resmileştirmenin önemini göz ardı etme yanlışına düşmeden yaşayışımızı belirleyen kanunların ve bazı geleneklerin gerekliliğini hatırlatmakta fayda vardır.Sonuçta bu kanunlar ve gelenekler daha ortada hiçbir standardizasyon işlemi olmadığı devirlerde ortaya çıkıp, zaman içinde pratik uygulamalar sonucu bir nevi aklın yolu bir önermesindeki ortaklığa bağlı olarak kesinlik kazanmışlardır.Zamanla doğru ve yanlış ayrımından sıyrılıp normalize olmuş, artık sistemsiz alandan çıkmış, bir görev anlamı kazanmışlardır.Mesela bir güvenlik görevlisi hırsızı yakaladığında “yaptım, çünkü doğru olan buydu.” demez.Neticede bu kanunların ona verdiği görevdir.Toplumun yapısını bozan, sağlıklı işleyişini sekteye uğratan eylemlerin karşısında takınılacak tutumlar, biraz önce bahsettiğimiz sistemsiz alanda denenmiş, en mantıklı çözüm kabul edilmiş, zaman içinde uygulana uygulana göreve evrilmiştir.Aynı anlayışı, eğitimde de görebiliriz.Benzer şekilde bir öğretmen “öğrencilerime bilgiyi aktarıyorum, çünkü doğru olan bu,” demez.Bu onun görevidir.

Asıl sorun, sistemsiz ve sistemli alanların birbirine girip sınırların belirsizleştiği yerlerde ortaya çıkar.Kuralların, yani görevlerin hakim olduğu alanda geçerli olan değerlendirmeler, yeniliğin ortaya çıktığı alanda uygulanmaya çalışılırsa, toplumun ileriye gitmesi beklenirken geriye gitmesi muhtemel olur.Daha önce sayısız kere test edilerek doğru olduğuna kanaat getirilen kurallar, bu aşamada bir çok yenilik fikrini hayata geçirebilecek potansiyelin harcanmasına neden oldur.Zira yenilik, kurallara bağlı olmadan düşünmeyi, fikirlerin sınırlara takılmadan uçmasını gerektirir.Tarih bu kurallara takılıp harcanan sanat eserleriyle, bilimsel fikirlerle doludur.Neticede bu sistematik alandan beslenen günlük dil de, sistemsiz alanda kalmak isteyenleri ve sistemli alandan çıkmak arzusunda olanları önlemeye çalışırken aynı yargıları kullanır.Bu iki değerli suç ortağı, aptal, meczup gibi ifadelerle damgalanır.Ancak medeniyet sürekli aynı düşünce kalıplarıyla yaşayanlar sayesinde değil, farklı düşünebilen bu deliler sayesinde ilerler.Kundera’nın deyimiyle “Aptallık, bilimin, teknolojinin, modernliğin ve gelişimin yolunu açmaz.Aksine gelişimin hemen yanı başında ilerler.”

Bu konuda eğitime düşen görevin önemini belirtmek malumun ilanından başka bir şey değildir.Ne yazık ki, kullanılan sistematik dil burada da etkisini gösterir.Var oluşları gereği özgür düşünceyle doğup büyüyen bireylerin beyinleri ve düşünce yöntemleri eğitim esnasında kalıplar içine sokulur, soru sormak, irdelemek gibi özellikler adeta yanlış bir davranış biçimi olarak gösterilir.Çoğunluğa uyup, genelin yaptığı gibi davranmak kolay yol olarak sunulur.İnsan, ister çocuk olsun ister yetişkin, kolay yolu seçmeye eğilimlidir.Peki kolay, denenmiş bir yolda hata yapmak ne kadar mümkün olabilir?Oysa ki hata, Einsten’ın ifadesiyle bilginin ilk türünden başka bir şey değildir.Bilgi zirvesine bu rotadan tırmanmayı daha baştan itibaren önleyen bir sistemde gelişme nasıl gerçekleşebilir?Düşünün, Edison binlerce kez yanlış yapmasaydı emeline ulaşıp insanlığı aydınlatabilir miydi?Ya da Gazali aklını kopartacak raddeye gelmeden fikirlerini insanlığa sunabilir miydi?

Sonuç olarak, akılcı ve üreten bir toplumun kurulması yolunun, sistem dışı düşünme çabasına gereken değerin verilmesinden geçtiğinin bilinmesi gerekir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi: 05436409855 Gazete: 03622345410 Faks : 0(362) 234 64 10