• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun 4 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Ordu 2 °C
  • Sinop 3 °C
  • Giresun 3 °C
  • Amasya -2 °C
  • Rize 2 °C
  • Trabzon 4 °C
  • O KARA GÜNÜMÜZÜN BİR ANITI OLAMADI
  • HALKIMIZ, AK PARTİ’YE İSTİKRAR İÇİN OY VERİYOR
  • SAMSUN KABUĞUNU KIRACAK EMİN OLUN
  • O KARA GÜNÜMÜZÜN BİR ANITI OLAMADI
  • HALKIMIZ, AK PARTİ’YE İSTİKRAR İÇİN OY VERİYOR
  • SAMSUN KABUĞUNU KIRACAK EMİN OLUN
  • Samsun'dan Kozlu'ya iki transfer birden
  • Tek Taş Yüzük Modelleri
  • Tek Taş Yüzük Fiyatları
  • Canlı Tv Haber Kanalları - Halk Tv, TGRT Haber, A Haber, Bloomberg HT
  • Canlı Tv İzle - Halk TV ve Ulusal Kanal Online İzle
  • Balıkesir Ortodonti Tedavilerinde Kendini Anbarcıoğlu’na Emanet Ediyor
  • 4140 Çelik ve Kullanım Alanları
  • İzocam Fiyatları Konusunda Tercihler Yalıtımın Kalitesini Etkiler
  • Psikoterapi Nedir? Psikoterapist Kimdir?
  • Yds Kursu Ne Kadar Sürer?
  • Tektaşların Parıltısı Ellerinize Yansısın
  • Inİstanbul’a Orge Elektrik İmzası

Indaba

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Emperyalizmin altın çağını yaşadığı bir dönemde kaleme alınan Karanlığın Yüreği adlı kısa romanında yazar Joseph Conrad, anlatıcısının anıları vasıtasıyla okuyucuya aktardığı kendi Kongo yolculuğunun notları üzerinden sert bir sistem eleştirisi yapar.Belçikalı bir şirketin Afrika’daki ileri şubesinin başı olan Bay Kurtz hastalanmıştır.Acilen Belçika’ya geri getirilmesi gerekir.Bu görev için Kongo nehrini geçerek kıta içine yolculuk yapacak olan buharlı gemiye Charles Marlow kaptanlık eder.Marlow, yolculuk boyunca yerlilere acımasızca uygulanan ayrımcılığı, medeniyetin geçirdiği belirgin dönüşümü aktarır.Ünlü ve açgözlü bir fildişi tüccarı olan Bay Kurtz’a ulaştığında hastalığının ilerlemiş olduğunu görür.Üstüne üstlük yerlilere değersiz birer köle gibi davrandığını, kıtayla ve göreviyle hastalıklı şekilde bütünleştiğini, geri dönmek istemediğini fark eder.Hikaye ilerlerken yazarın karanlığın yüreğinden kastının aslında Afrika’nın iç bölgeleri değil, sömürünün acımasızlığının kişiliğinde simgeleştiği Kurtz’un kendisi olduğunu anlarız.Daha sonra 1979 yapımı Apocalypse Now filminde Marlon Brando’nun canlandırdığı Albay Kurtz karakterinde karanlık bir kez daha canlanacaktır.Ancak paylaşılmak istenen anlayış aynı kalır:kişisel kabullerine körü körüne bağlanan insanın çıkmazı ve çevresinde yarattığı yıkım.

Kabullerin ilahlaştırılmasın yeni bir gelişme olmadığını, ilk çağlardan beri mevcudiyetini koruyan bu gerçeğin medeniyetin ilerleme sürecinde sadece ivme kazandığını söyleyebiliriz.Bu artış, içinde bulunduğumuz zaman diliminde öyle bir raddeye varmıştır ki, insanlar toplumu meydana getiren unsur oldukları halde kendi başlarına bağımsız birer ada gibi davranmaktadırlar.Herkesin kendine göre bir doğrusu, yanlışı ve kesin hüküm saydığı kabulleri vardır.

Tabii ki bunda yanlış bir durum söz konusu değildir.Neticede var olan insan sayısı kadar karakter olması, olayların farklı yorumlanmasında etkili olmaktadır.Ancak bu doğal nedenin yanında gözlerden kaçan bir de yapay neden bulunmaktadır.

Bu nedenin çıkış noktası, çağın her alanda bireyin hizmetine sunduğu kişiselleştirme fırsatıdır.İnsan satın aldığı her nesnenin ya da hizmetin üzerinde edit yetkisine sahiptir.Kişiliğine göre dizayn edebilir, karakterini sahip oldukları üzerinden dış dünyaya yansıtabilir.

Açık sözlülükle bunda da herhangi bir sıkıntı olmadığını söyleyebiliriz.Sonuçta bireyin kendi alanında özgür kalması en temel hakkıdır.Asıl sorun bireyin kişiselleştirme yetkisini kamusal alana taşıyarak toplumsal vakaları subjektif olarak yorumlaması ve diğer fikirleri düşman kabul etmesi esnasında ortaya çıkmaktadır.Böylesi bir anlayışta ortak bilincin yerini taraftarlık almış, üzüntüler ve sevinçler bile belli sınırlar içine hapsedilmiştir.Misal olarak son dönemde yaşadığımız bombalı eylemlerden sonraki günlere bakmanız yeterli olacaktır.Tepkiler, tutulan tarafa göre sayısız çeşitlilik göstermektedir.Dahası eğer verilen kayıplar çay içerken yapılan ayak üstü bir muhabbette anılıyorsa, bu bile duyarlı olmak sayılmaktadır.

Herkese göre değişen bir ahlak anlayışı yalnızca aramızdaki çatlağı ilerletmeye yaramaktadır.Bu bizi tahmin ettiğimizden daha büyük bir yıkıma, karanlığa doğru çekmektedir.Nitekim iyinin bir ahlakı olduğu gibi kötünün de bir ahlakı vardır.Nazi celladı Adolf Eichmann hapishanedeyken okumak için kitap ister.İşlediği konu ve cüretkar anlatımıyla dikkat çeken Lolita’yı verirler.Biraz okuduktan sonra hiddetle kitabı bir kenara fırlatarak, çok ahlaksızca bulduğunu haykırır.

Eğer birbirinden çok farklı etik anlayışların toplumsal tepkilere yansıtılmasına izin verilirse, ortaya herkesin zarar göreceği bunalımlar çıkacaktır.Tam tersine bu alan kişisel yargılardan arındırıldığı takdirde, aynı yıkımın farklı bir boyutuyla karşılaşılması sürpriz olmaz.Amaç boşluğu ortak bir bilinçle doldurmaktır.Bu ihtiyaç ise sadece sağlıklı tartışma ortamları oluşturmaya dayalı bir tutumla bilimsel verilerin ışığında sağlanabilir.Russell bir makalesinde “doğru kabul ettiğimiz olgunun gerçekten doğru olduğunu nasıl bilebiliriz?” diye sorar.Bu sorunun cevabını ararken kendiliğinden doğru anlayışının çıkaracağı zorlukları görüp, doğrunun ispatlanabilir olması gerektiği sonucuna varır.Nasıl ki doğa matematiksel kanunlarla açıklanabiliyorsa, toplumsal ilişkiler de aynı şekilde açıklanabilir ve yönetimde daha bilimsel bir tutum izlenebilir.Böylelikle kişilerden bağımsız, akla ve mantığa dayanan bir yönetim şekli ve toplumsal anlayış hakim kılınabilir.

Paris’te yapılan BM İklim Değişikliği Konferansı’nda 195 ülkenin belki de tarihte ilk kez bir konuda mutabakata varması, bahsettiğimiz sağlıklı tartışma ortamı oluşturma çabalarına iyi bir örnektir.Çoğu kimse böyle zor bir anlaşmaya tarafların nasıl ikna edildiğini bilmez.Zulu ve Xhosa kabilelerinin geleneklerinden biri olan indaba, ilk olarak Güney Afrika delegelerinin tavsiyesiyle 2011’de Durban’da gerçekleştirilen toplantıda uygulanmıştır.Tamamen şeffaf bir ortamda bütün taraflardan kendi kırmızı çizgilerini söylemeleri istenip, aynı zamanda bir öneri de sunmaları  beklenmiştir.Hala anlaşamayan taraflar olursa kapalı bir odaya alınmışlar, bire birde aynı mantığı yürüterek sonuç almışlardır.

Bizim üzerinde tartıştığımız platform ise bu ülkedir.Kendi doğrularımız adına ağzımız köpürerek yaptığımız başı boş savunmaların yerine öneriler sunmalı, diğer önerilere ise bizimkilere verilmesini istediğimiz dikkati vermeliyiz.Yalnızca aynı ideale bağlandığımızda sevinç ve hüzünlerimizin de ortaklaşacağını unutmamalıyız.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi: 05436409855 Gazete: 03622345410 Faks : 0(362) 234 64 10