• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Samsun 10 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Ordu 10 °C
  • Sinop 11 °C
  • Giresun 12 °C
  • Amasya 4 °C
  • Rize 12 °C
  • Trabzon 12 °C

Kaybedenin Kibri

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Bir çok filozofun da hoşlandığı meşhur bir fıkra vardır.Sinagogda bir araya gelen bir grup Yahudi, Tanrının gözünde hükümsüz olduklarını açıklıyorlarmış.İlk olarak bir haham ayağa kalkıp “Ey Tanrım, değersiz olduğumu, bir hiç olduğumu biliyorum,” demiş.Ondan sonra zengin bir iş adamı ayağa kalkıp şöyle haykırmış: “Ey Tanrım, ben de değersizim, kafasını maddiyattan başka bir şeye takmayan biriyim, bir hiçim!” Son olarak sıradan bir fakir ayağa kalkmış ve şöyle demiş: “Ey Tanrım, ben bir hiçim.”Zengin iş adamı hahamın koluna vurduktan sonra kulağına eğilip ona şöyle demiş: “Bu ne küstahlık! Bu herif kim oluyor da bir hiç olduğunu söylemeye cüret ediyor!”

Ahlaki ve politik anlamda gerçek bir uyanışı gerçekleştirmiş olan şahsiyetlerin öldükten sonra geride bıraktıkları mal varlıklarının da işaret ettiği şekilde, bu tarz bir güncelleme yapmak istiyorsanız kendinizi hem maddi hem manevi olarak toplumdan eksiltmeniz (hiçe doğru gitmeniz) ve yanlış olduğunuzu düşündüğünüz simgesel düzene karşı bir duruş geliştirmeniz gerekir.Dahası, böyle büyük bir iddianız olmasa bile bir şeylerin ters gittiğini düşünüp, doğru olduğunuza inandığınız ve tartışmaya açmak istediğiniz fikrinizi söylemeye cesaret ettiğinizde bu düzenin vaizleri ve çıkarlarını korumaya çalışan çoğunluk size bakar şöyle der: “Sen kim oluyorsun da bir hiç olduğunu ve doğruyu söylediğini iddia ediyorsun!”

1997 yapımı Şeytanın Avukatı filminde şeytan, New York şehrinde yerleşik saygın bir hukuk firmasının sahibi olarak tasvir edilir.Kahramanımız taşrada eşiyle birlikte mütevazi ve mutlu bir hayat süren başarılı bir avukatken, bu şirketten gelen cazip teklife dayanamaz ve eşiyle birlikte büyük elmaya taşınırlar.Şirket onlara saygın bir mahallede güzel bir daire alır.En popüler mekanlarda takılırlar.Kahramanımız bu hızlı ve lüks yaşama kapılıp yavaş yavaş ailesinden kopmaya başlar.Şiddetli bazı tartışmaların neticesinde yaşadıkları geri dönme-kalma ikileminde şeytan sürekli devreye girip kahramanımızı iyi bir kariyer olasılığı, şehvet ve lüks yaşamla caydırır ve hikaye beklenmedik bir sona doğru ilerler.Özetle şeytan adamın sürekli kibrine oynar.Filmin can alıcı bir yerinde “Şüphesiz ki kibir en sevdiğim günahtır,” derken, kendisinin de cennetten kovulmasına sebep olan günahı yüceltir.Ancak hala kibir içinde olduğunun farkında değildir.Bu kaybedenin kibridir.Daha açık bir ifadeyle, bu, kaybettiğinin farkında olmayanın ve insanların düşünme yeteneğini hapsedip kendi yararına kullananın kibridir.

Günümüzde bu hapis durumu olanca şiddetiyle sürmektedir.Bunun içsel ve dışsal olmak üzere iki sebebi olduğunu düşünüyorum.İçsel olan sebep, maalesef kimsenin itiraf etmeye cesaret edemediği büyük cehaletimiz.Beynimizi televizyonla uyuşturmamız ve kişiliğimize artı değer katacak faaliyetler içine girmeye üşenmemiz neticesinde, belki bir fark yaratabilecek kişisel etkimizden vazgeçip, bunu başka birine devretmeye dünden razıyız.

Dışsal etki ise algılarımızla oynanan oyundur.Bütün kötülükler, büyük kuvveti olan tek bir kavramda, bir canavarda, simgeleştirilir.Her dönemde tekrar icat edilen bu kavramların sadece adları ve coğrafyaları değişir.İnsanlara, bu büyük kuvvete karşı koyamayacakları ve mücadele yeteneğini üstün bir güce devretmeleri öğütlenir.Hatta bunu farkında olmadan yapmaları sağlanır.

Nasıl olsa, açlık yani bilgisizlik dolayısıyla korkmuş olan kitleler yönetilmek konusunda müthiş bir beklenti içindedirler.Her ihtiyacın hızla ve çeşitli yollarla karşılandığı bu haz çağında, malum ihtiyacı doyurmak için birbirinden çok farklı markalar ortaya çıkar. Bu markaları, politik oluşumların yanında daha radikal seçenekler sunan terör örgütlerine benzetebiliriz.İnsanlar bireysel bir çabayla bilgiye ulaşmada isteksiz olduklarından otomatik olarak seçeneklerden birine yönelirler.

Esasen bunlar sadece kafalardaki büyük boşluğu doldurmak için ortaya çıkan yapay unsurlardır.Söylemlerinin plastikliğini, zaman içinde değişen tutumlarından, güce doğru meyletmelerinden ve sadece kendi çıkarlarını ön planda tutmalarından anlayabilirsiniz.Ancak insanların samimi yetkilerini almadan yapmaya çalıştıkları düzeltmeler bir çok açıdan gerçekçi olmaz.

Düşünür, çizgi filmlerdeki ilginç bir olaya dikkat çeker.Baş karakterlerden birisi şimdiye kadar hiç yakalayamadığı ama yine de vazgeçmediği avını kovalarken uçurumun kenarına gelir.Fakat önünde uçurum olduğunu fark etmeden boşlukta yürümeye devam eder.Ne zaman ki aşağıya bakar ve havada olduğunu görür, işte o zaman düşmeye başlar.Yapılması gereken tek şey onlara boşlukta olduklarını söylemektir.Kendileri zaten aşağı düşeceklerdir.

Her kim ki büyük bir kibirle size gelip, doğruyu yanlıştan ayıracak akla sahip olmadığınızı ve itiraz etmeden birikiminizi ve itiraz hakkınızı kendisine bırakmanızı ister ve sizi yanlış yollara, teröre ve şiddete çekmeye çalışırsa, onun direkt olarak gözünün içine bakıp sessizce şöyle fısıldamanız yeterli olacaktır:

Boşluktasın…

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10