• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Samsun 20 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 29 °C
  • Ordu 23 °C
  • Sinop 22 °C
  • Giresun 24 °C
  • Amasya 16 °C
  • Rize 24 °C
  • Trabzon 24 °C

Kesişim

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Erich Fromm, psikolojik ve ahlaki açıdan itaatsizliğin anlamının izini sürerken iki kavram ortaya atar.Bunlar, akla uygun otorite ve akla aykırı otoritedir.Akla uygun otoriteyi acil bir durumda tayfalarına emirler yağdıran bir gemi kaptanıyla ve ya öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkiyle örneklendirirken, akla uygun olmayan otoriteyi ise efendi ve köle arasındaki sömürüye dayalı ilişkiye benzetir.Bu okuma bize kitlesel olayları anlama noktasında eşsiz bir analiz imkanı sunar.Dahası, bu başkaldırıları, sonsuza uzanan iki paralel doğru gibi devlet ve eylemcilerin belli bir zaman aralığında karşılıklı bakışması olarak değil bilakis farklı yönlere giden iki doğrunun kesişim noktasında konumlandırmamızı sağlar.Bu kesişimi şöyle açıklayabiliriz: Uzun süredir beklenen istikrarı sağlamayı başarabilen ve anayasal sınırlar içinde kalabilen bir hükümet akla uygun otorite(sömürü yok ve halk memnun)ise o halde, bu hükümetin bazı politikalarına karşı gerçekleşen meşru kitlesel eylemlerin de devrimci değil reformist bir yapıda olabileceğini düşünmek için hiç bir mani yoktur.Dışarıdan gözlemlendiğinde kaosun resimdeki baskın renk olduğu böyle zamanlar aslında halkın ve devletin birbirlerini yakından deneyimlediği ve iki kesimin de mevcudiyetinin birbirine bağlı olduğunu anlama şansını yakaladığı anlardır.Araya sızmayı başarmış ve ya belli bir coğrafyada sözde öz yönetim ilan eden radikal grupları bu çıkarımın dışında tutuyorum.Bu oluşumların zaten hükümet ile değil daha simgesel bir yapıyla ilgili sorunları vardır.Nitekim seçtikleri mücadele yöntemleri bunun en büyük göstergesidir.

Demem o ki, yasal bir şekilde haklarını arayanların hepsini vatan haini ilan etmek ve bu eylemleri tek bir sınıfa ya da zümreye indirgemek yanlıştır.Doksanlarda yapılan başörtüsü eylemleri de hakların arandığı hareketlerdendir.Sokak, günün birinde herkesin sesini duyurmak için kullanabileceği bir alan olarak mevcudiyetini korumalıdır.Diğer taraftan, bazı tartışmalı girişimler yüzünden de mevcut hükümeti vatan haini olarak yaftalamak yanlıştır.Gözle görülür gelişme ve ülke savunmasındaki bunca teknik gelişme varken bir kalleşlikten söz etmek ne kadar mantıklıdır?

Yazının başında bahsettiğimiz kesişim noktasının demokrasi düzlemindeki izdüşümü ise seçimdir.Ne var ki, bütün program ve stratejiler önümüzdeki seçimin toplumsal uzlaşma için son şans olduğu algısını yerleştirmek üzerine kuruluyor.Bu fikre inancınızı örselemek pahasına şunu söylemeyi göze alacağım:Seçim bir yanılsamadır.Çünkü toplumsal uzlaşma dediğimiz olgu, bütün kesimlerin katılım sağladığı topyekün bir barış, sandık başına gitmeden çok önce vicdanlarda ve akıllarda yapılır.Bu sağlandıktan sonra oy kullanmak ise sadece bir formalite haline gelir.Bizim kadar etnik ve düşünsel anlamda bir çeşitlilikleri olmadığını kabul etmekle beraber, eşitliğe ve sosyal devlet anlayışına mevcut yönetimler içinde en çok yaklaşan Kuzey Avrupa’da (bazı düşünürler bunu sosyalist demokrasi olarak adlandırmayı tercih eder) insanlar sandık başına gelecek ve sistem kaygısı hissetmeden sadece ülkeyi yönetecek birilerini seçmek için giderler.Dolayısıyla kısır tartışmaların önüne geçilir, politik ve bürokratik enerji halkın refahını artıracak girişimlere kanalize edilir.Bu noktada “insanı yaşat ki, devlet yaşasın,” öğretisine asıl mirasçı olan bizlerden daha çok sahip çıktıklarını söylemek yerinde olacaktır.

Peki biraz önce saydıklarımız ışığında değerlendirme yaparsak; halk olarak mutabakatı henüz sağlayamadığımız gün gibi ortada olduğundan, önümüzdeki seçimde oy kullanmak tamamen mantıksız mıdır? Bizim gibi ülkelerde politik hareketlilik her daim yüksektir.Buna bir de içinde bulunduğumuz hassas ve kırılgan hava eklendiğinde, kısa vadede önümüzdeki tek seçeneğin toplumsal barışı sağlayabilecek bir üst yapının oluşmasını anayasal hakkımız olan seçme ve seçilme hakkıyla tesis etmek olduğu görülüyor.Böylelikle, diyalektik yöntemle aynı düzlemde biraz önce bahsettiğim seçimin yanılsama olması durumu da bir yanılsama halini alıyor ve oy kullanmak herkes için zaruri hale geliyor.

Gelgelelim, önümüzdeki fırsatı olumlu biçimde değerlendirmek için yöneten ve yönetilen tarafından aynı olgunluğun gösterilmesi gerekir.Bu, seçim sonuçları ne olursa olsun karşılıklı bir saygının yüceltilmesi ve uygulanması anlamına gelir.”Ahmaklığın en büyük kanıtı, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir,” der Einstein.Biz de hatalarımızda ısrarcı olursak, yine aynı bataklığa saplanmamız kaçınılmaz olur ve son dönemde yaşadığımız toplumsal histeri sürgit haline gelir.

Sonuç olarak, inanç sistemlerimizle, fikir ayrılıklarımızla, etnik kökenlerimizle ve yaşadığımız hayatlarla hepimiz ayrı birer rakamız ve ancak saatteki gibi belli bir mantık çerçevesinde bir araya gelebilirsek, ihtiyacımız olan her an, doğru cevaba ulaşmamız mümkün olur.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10