• BIST 109.330
  • Altın 155,622
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Samsun 12 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 14 °C
  • Ordu 11 °C
  • Sinop 12 °C
  • Giresun 12 °C
  • Amasya 4 °C
  • Rize 12 °C
  • Trabzon 11 °C

Konuşmadan Düşünmek

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

 “Çölü her zaman severdim.İnsan çölde bir kum tepesine oturduğunda hiç bir şey görmez, hiç bir şey duymaz. Ama yine de o sessizliğin içinde bir şeyler soluk alıp veriyor, bir şeyler parıldıyor gibidir...” Küçük Prens’ten yaptığımız bu alıntı, insanın bir parçası olduğunu zaman zaman unuttuğu doğa ile yakınlaşmasının onda sebep olduğu varoluşsal keşfin yanında, kelimelerin arasından sızan ince bir anlam daha taşımaktadır: Düşünebilmenin önemi. 

Genel kanının aksine pasif değil aktif bir eylem biçimi olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz düşünmenin, insanı, gezegeni paylaşan diğer varlıklardan ayıran özelliklerin başında geldiğini belirtmek, malumun ilanı olmaktan öteye geçmeyecektir.Kaldı ki daha önce belki sayısız kere söylenip yazılan bu gerçeğin pek de dikkate alınmadığı içinde bulunduğumuz sosyo-politik koşullar dahilinde gözlemlenebilir bir durumdur.Bu yüzden, her zaman farklı şeyler söyleme taraftarı bir kişi olarak, değişik açılardan konuyu irdelemenin daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Tarihsel akış içinde tabiri caizse insanı sistem ayarlarına döndürme çabasında olan, gerçek bilgiye çağıran, ahlaki güncelleme yapmaya çalışan bütün öğretiler ve arayış durakları, tefekkürün, daha gündelik karşılığıyla düşünmenin önemini kavrayıp bireysel gelişim aşamalarını kurarken bu noktaya büyük ehemmiyet vermişler, niyetli olanlara aktarmışlardır.

Bu noktada çelişki yaşanılan alana ilk adımımızı atmış bulunuyoruz.Kavrama verilen önem ortadayken ve düşünmeye ilk sırada yer veren öğretiler insanlığın çoğu tarafından benimsenmişken, yazının başında da belirttiğimiz negatif gidişat göz önünde bulundurulduğunda karşılaşılan açmaz öyle hafife alınacak cinsten olmamaktadır.Yaşanılan bu mühim akıl tutulmasının, post modernist gözlüklerimizle ilk sıradan seyrettiğimiz süratli yayın akışının eksilttiği anlam, hoşgörü ve empati kavramlarıyla bağlantısını çözmek konuyu anlamak açısından çok önemlidir.

Bu kavramların eksikliği aynı zamanda iletişim eksikliğine işaret etmektedir.İletişimin onlarca farklı çeşidini icat ettiğimiz dikkate alındığında durum daha da şaşırtıcı bir hale gelmekte, ileri sorgulamalarımız ise bizi bunun nedenlerinden birisinin de yanlış uygulamalar olduğu sonucuna götürmektedir.Sosyalleştirme amacında olan bir çok aygıt aksine bireyi toplum içinde daha da yalnızlığa itmekte, dahası bireyin kendisini sözel olarak ifadesinde öngörülmesi mümkün olmayan bir çok sorun çıkarmaktadır.Ancak siyasal ve düşünsel çeşitlilik fark edildiğinde konuşup anlamaya çalışmak, bireysel tutum ve davranışlardan önceliği almaktadır.Oysa dışarıdan gelen yanıltıcı girdilerin gölgesinde kendi fikirleriyle baş başa kalan birey, içsel bir tartışma ortamı oluştursa bile yine kendi düşünsel (belki de hatalı) sınırları içinde kalacaktır.Daha açık bir ifadeyle, birey, kendini sürekli farklı düşüncelere kapayarak kendisiyle konuştuğunda, gittikçe sahip olduğu fikrin eleştirisini yapmak yerine ispatına çalışmak yanlışına düşecektir.Diğer taraftan kendi düşüncelerini tartışmaya açan ya da başka fikirleri dinleyerek anlamaya çalışan bireyse yanlışlarını daha rahat görebilecek, katkı sağlayacak bir bilgi alışverişinde bulunmasa bile ötekileri anlayarak farkındalığını artıracaktır.Nitekim düşünürün dediği gibi “İnsan kendini yalnızca insanda tanır.” Amaç tuval üzerinde izleyiciye aktarılmak istenen önem sırasına göre bazı nesnelerin flu bazılarının ise net resmedilmesine benzer bir çalışma değildir; asıl amaç eksiksiz işleyen bir toplumsal yapının gereği olarak resmi oluşturan her nesnenin, yani ortak düşünsel havuzu oluşturan her bir öznenin net olarak var olmasıdır.Vardığımız sonuç sık yapılan hatalar listemizde bulunan düşünmeden konuşmak maddesinin dışındaki benzer bir diğer maddeye ışık tutmaktadır.Bu madde ise konuşmadan düşünmektir.Diğer bir ifadeyle yaşadığı topluma yabancılaşmış yorumlamadır.Yabancılaşmanın içinde bocalayan özne ise sahip olduğu katı dünya görüşüne güveninin ona verdiği kandırılamazlık duygusunun sonucu olarak en kolaylıkla yönetilebilen kişi olup çıkmaktadır.Zira diğerlerini düşman belleyip dinlemeyen birey, bir bakıma, zayıf noktasını kendi elleriyle üçüncü kişilere sunmuş bulunduğunu fark edememektedir.

İnsanın sosyal bir canlı olduğu, toplumu oluşturan kişilerin farklı görevlere ve dünya görüşlerine sahip olduğu düşünüldüğünde konu biraz daha belirginleşmektedir.Nasıl ki son bahar ve ilk bahar hiç bir zaman birbirine değmediği halde yine de aynı sistemin içinde yer alıyor ve birbirlerini tamamlıyorlarsa, insanlar da farklı düşünce ve inanışlarıyla aynı toplum içinde yer alıp, görev ve sorumluluklarıyla birbirlerini tamamlarlar.Bu nedenle ortak sosyal birlikteliğin içini dolduran bireylerin arasında dinleme ve anlamaya dayalı iletişimsel yakınlığın kurulması daha sağlıklı sonuç verecek toplumsal açılımları bulmamıza olanak sağlayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0(362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10