• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 16 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 19 °C
  • Ordu 17 °C
  • Sinop 17 °C
  • Giresun 16 °C
  • Amasya 15 °C
  • Rize 17 °C
  • Trabzon 16 °C

Maymun ve Kedi

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Yüzyıllardır büyük bir zevkle okunan edebi eserlerin ortak özellikleri arasında en belirgin olanı içlerinde insana dair en temel duyguların işlenmesidir.Bencilik, kahramanlık, açgözlülük, fedakarlık gibi özellikler çağlar geçip medeniyet ilerlese de varlığını korumaya devam ederler.Nasıl ki Bostan ve Gülistan ve ya Bin bir Gece Masalları güncelliğini hala koruyorsa, La Fontaine masalları da varoluşun aydınlık ve karanlık noktalarını günümüzde de anlatmaya devam etmektedir.

Bu masallardan birinde bir evdeki maymun ve kedinin hikayesi anlatılır.Bir kış günü bu ikili açlıktan mutfağa yanaşırlar.Korlaşmış kömürün üstünde kızaran kestanelerin kokusu arkadaşların aklını başından alır.Maymun hemen atılır: ”Eğer benim senin gibi pençelerim olsaydı kestaneleri almayı denerdim.Eğer bana elini verirsen bu işi kolayca hallederim ve sonra kestaneleri paylaşırız.”Kedi bu teklifi kabul eder ve maymun onun pençeleriyle kestaneleri bir bir alıp ağzına atmaya başlar.Şansızlık bu ya tam o sırada evin sahibi gelir.İkili hemen kaçışır.Maymun yediği kestaneleri sindirmekle meşgulken kedi patilerindeki acıyla kalakalır.

Uluslararası ilişkilerde de masalın arka planında anlatılmak istenen duruma benzeyen bir çok gelişmeye tanık oluruz.Dikkatle incelenirse görülecektir ki; büyük güçler başkasının vasıtasıyla halledebilecekleri meseleler için insani ve ekonomik güçlerini harcamazlar.Daima mevcut iş için bir kedi bulunur.Kaldı ki yüzyılın başından beri sözde terörle mücadele kapsamında yaptıkları işgallerle halkları tarafından kendilerine verilen krediyi de doldurmaları neticesinde bu yolu seçmek onlar için gittikçe daha mantıklı hale gelmektedir.

 Dolayısıyla, geçtiğimiz hafta patlak veren Suudi Arabistan-İran çekişmesi üzerinden iyice belirginleşen mezhep çatışmasını böyle okumak lazım gelir.Ancak mezhep çatışmasının bu gerginliğin sadece marka adı olduğunu unutmamak gerekir.Arka planda, yeni oluşan duvar ve süper güçlerin başını çektiği taraflaşma gibi daha derin kırılımlar yatmaktadır.

Mevcut ayrışmayı belirleyen son gelişme Rusya’nın Suriye’de oyuna girmesi olmuştur.Arap Baharı ile başlayan yeni paylaşım ve üstünlük mücadelesi hala devam etmektedir.Sadece strateji değişikliğine gidilmiş, antik Çin’den gelen A şehrini almak istiyorsan B şehrine saldır taktiği yürürlüğe girmiş ve belirginleşen devletlerarası bölünme bilinçli olarak farklı alanlara kaydırılmıştır.

Tabi bu üstünlük mücadelesinin sonunda kedilerin büyük bir acıyla baş başa kalması işten bile değildir.Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan savunma bakanının yaptığı “İran ile olan gerginliğin savaşa dönüşmesi bölge için büyük bir yıkım olur,” açıklaması bizi, aslında onların da durumun farkında olmalarına rağmen mevcut siyasi konjonktürün seslerini çıkarmalarına mani olduğunu düşündürmektedir.

Nitekim 11 Eylül saldırılarındaki 19 teröristten 15’inin Suudi ve yine Usame Bin Ladin’in Suudi bir milyarderin oğlu olmasının ABD tarafından önemsenmediğini tartışmak ahmakça olur.Öyle ki “iyi dostlarımız” siyaseti de bu saldırılardan sonra sona ermiştir.Kim bilir belki de Arap baharının Suudi Arabistan’a sıçraması olasılığı ve beş bin Suudi prensinden beş yüzünün kral olma şartlarını taşıması, eski kralın olduğun gibi yeni kralın da gözünü korkutmaktadır.Son dönemde ABD medyası tarafından Suudiler ile olan işbirliğinin eleştirilmesi buna işarettir.Hatta yayınlanan bir karikatürde bir yanda kurbanının kafasını kesen bir DAEŞ militanının üstünde barbar ölüm topluluğu yazarken, hemen çizginin sağ tarafında yine kafa kesen bir Suudi resmedilmiş ve üstünde dost ve müttefik yazılarak sert bir eleştiri yapılmıştır.

Özelde gerginlik yaşayan iki ülkenin ve genelde bütün Ortadoğu ülkelerinin kedi olmaktan çıkıp planlarını bir daha gözden geçirmeleri zaruri hale gelmiştir.Sonuçta bütün dünyanın gözü bu topraklardaki kestanelerdedir.

Peki Türkiye bu gelişmelere nasıl yaklaşmalıdır?

Matematikçi David Ruelle, oyun kuramı üzerine düşünürken, insanın daima patronu ve ya ülkesi tarafından yönlendirilmeye çalışıldığını söyler.Size sunulan seçeneklerden birisi her zaman diğerlerinden daha parlaktır.Bu parlak olanı tercih ettiğinizde karşınıza yeni bir oyun ve yine parlak bir seçenek çıkar.Sürekli bu güzergahı izlerseniz sonunda belki de hiç gelmeyi düşünmediğiniz ve aslında istemediğiniz bir sonuçla karşılaşırsınız.Ruelle, bunun tuzağa düşmek olduğunu belirterek, bazen en çekici görünen tercihten uzak durup beklenmedik biçimde davranmanın, insana kaybettiği şeylerin yanında özgürlüğünü vereceğini ekler.

Gelgelelim, ülkemizin Rus uçağının düşürülmesinden sonra iyice belirginleşen tarafını yumuşatmak yani çıkarlarımız için mevcut en parlak seçeneği bekletmek adına, iki ülke arasında arabulucu rolü oynaması ve dolayısıyla daha fazla masum kanının akmasının önüne geçmesi hem özgürlüğümüz hem de bu coğrafya için daha sağlıklı olacaktır.Zira gelişmiş ülkelerin bu yörenin insanını fazla düşünmediği, olaylar sırasındaki tutumlarından kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Erasmus’un deyimiyle “dulce bellum inexpertis - savaş onu hiç yaşamamış olanlara hoş görünür.”

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10