• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 13 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 19 °C
  • Ordu 13 °C
  • Sinop 14 °C
  • Giresun 15 °C
  • Amasya 14 °C
  • Rize 17 °C
  • Trabzon 17 °C

Napolyon, Gandhi’nin Mutsuzluğu ve Türkiye

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Napolyon, tahta geçiş töreni esnasında adet üzere Papa’nın giydirmesi gereken tacı onun elinden büyük bir hiddetle alır ve kendi elleriyle kafasına geçirir.Yaşanan bu durum üzerine Papa, Napolyon’un kulağına eğilip şöyle fısıldar: “Kiliseyi sevmediğinizi biliyorum.Ama bilin ki bizatihi iki bin senedir uğraştığımız halde bu kurumu yıkamadık.Siz de yıkamayacaksınız.”Peki bu hikayeyi neden anlattık? Şöyle ki, Türkiye’deki mevcut durum da bu olayla büyük paralellikler gösteriyor.Nedir, dışarıdan gelen müdahaleler yetmezmiş gibi bir de içeride millet olarak büyük bir münakaşaya tutulduk.Biz boğaz boğaza gelirken olan Türkiye’ye oluyor ve yakın bir gelecekte daha vahim gelişmelerin olması uzak bir ihtimal değil.

Peki böyle devam ederse ne olacak? Cevap kısa:Bölünmeye giden bir süreç başlayacak.Bu takdirde siz sanıyor musunuz ki bu iş orada kalacak! Tabii ki hayır!2014 yapımı yer altı dünyasını anlatan The Drop adlı filmde mekanın sahibi kendilerinden alınan haraçla nasıl mücadele edeceklerini anlatırken yardımcısına şu sözleri fıslayarak akıl verir: ”Böyle insanlar sen izin verdikçe bir şeyler almak için gelmeye devam edeceklerdir.” İlk cephe aynı zamanda son cephedir.Bir kez global planların uygulanmasına izin verirsek, arkasının geleceğinden kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.Belki bu kez Mondros Mütarekesi’nde verilen toprağı bile fazla bulacaklardır.

Evet Türkiye zor durumdadır.Cumhurbaşkanı değil.Başbakan değil.Muhalefet ya da meclise giremeyen diğer siyasi partiler de değil.Türk ve ya Kürt hiç değil.Çünkü işbu durumun saydıklarımla hiçbir alakası yok.Bütün sorun bulunduğumuz coğrafyayla alakalıdır.Yaratılmaya çalışılan algının tam aksine yukarıda belirttiğim unsurlar da sorunun bir parçası değil, aslında potansiyel çözüm mekanizmasının birer dişlisidirler.Ancak gözlerimize büyük bir ustalıkla çekilen bağ bunu görmemize olanak vermiyor.Demem o ki, parmakla gösterilerek yapılan sorun şudur ve ya sorun budur şeklindeki içi boş söylemler; tartışmaları dar kalıplar içine hapsetmek, halkı taraflaştırmak ve de çözüm yollarını tıkamak niyetiyle oynanan düşünce bazlı oyunun serlevhalarıdır.

Açıkça görülüyor ki, küresel düzenleyicilerin arzı endam edeceği son oyun sahnesi Türkiye’dir.Bir istihbarat biriminin küçük bir odasında tasarlanıp, ‘Arap Baharı’ ifadesiyle markalaştırılan yeni düzeni kurma girişimi, şimdi ülkemizin kapılarına dayandı.Terörist yerine gerilla, terörizm yerine özgürlükçü hareket tabirlerinin kullanılması hep bu markalaştırma stratejisinin birer basamağından başka bir şey değildir.Nitekim, isimler değişmesine rağmen oyun taktiği baki kalır.Peki bu oyun planı nedir? İlk önce bir maşa yaratılır.Halihazırda olan bir maşa da kullanılabilir.Bu maşa, kaos çıkarma görevini büyük bir sadakatle uygular.Çünkü kendisi de bir hesabın içindedir ve istediği amaca ulaşmak için söylenenleri harfiyen tatbik etmesi gerekir.Bu amaç; bağımsızlık, para ve ya güç gibi bir olgu olabilir.Küresel oyun kurucular da bu vesileyle getirecekleri özgürlüğü meşrulaştırırlar.Bundan sonrasında, iç ve dış medya yardımıyla kamuoyu oluşturulur ve bütün insanlık bir yalana inandırılır.Dünya zaten böyle bir kandırmacanın peşine takılmaya dünden heveslidir.Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon adlı eserinde modern insanı şöyle tanımlar: ”Televizyonu kapattığında artık onun için Ortadoğu’daki savaş da bitmiştir.”Şu ki, dünya vatandaşları, uzun bir süredir aksini iddia ettikleri halde sorgulamayı bırakmış ve böylelikle hazıra konmaya alışmışlardır.Nihayet ekonomik yaptırım gelir.Akabinde, askeri müdahaleyle konu kapanır.İşin ilginç tarafı şudur ki, bütün dünya kamuoyu yaşananlara avuçları patlayana kadar alkış tutmakta bir sakınca görmez.

Bu noktada yazımızın başlığında belirttiğimiz Gandhi’nin mutsuzluğuna değinelim.İngilizlere karşı bağımsızlık yolunda büyük bir mücadele verdiği toprakların Pakistan ve Hindistan olarak ikiye bölünmesine mani olamamış ve bunun kalbinde her zaman bir yara olduğunu söyleyerek ömür defterini tamamlamıştır.Her zaman Müslüman, Hindu ve yahut diğer dinlere mensup aynı coğrafya insanının her birlikte kardeşçe yaşaması için uğraşmış ama nihayetinde projesinin bu başlığı açık kalmıştır.Eğer ayağımızı denk almazsak, Türkiye’nin de yüz yüze kalacağı durum bundan farklı olmayacaktır.

Neticede sevgili dostlarım, yazının başındaki hikayede belirttiğimiz papanın ifadesine destek çıkacak şekilde ülkemizin bölünüp bağımsızlığını kaybetmesine milletçe çanak tutmayalım.Şu zor dönemeçte ayrılıklarımızı bırakıp her bilgiyi aklın süzgecinden geçirip doğru kararlar verelim.Omuz omuza savaşmamız gereken zamanlar da elbet gelecektir.Ancak şimdi daha çok aklıselim olmaya ihtiyacımız var.Eminim ki, birbirimizi ve etrafımızda dönen oyunları anlamaya başladığımızda, çözüm yollarını tıkayan tartışmaların sonunu getireceğiz.Hayatını Thomas Edison’la giriştiği patent kavgalarıyla geçiren ve gerçekleştirmeye muvaffak olduğu sekiz yüzü aşkın buluşla yirmi birinci yüzyılı şekillendiren bilim insanı Nikolai Tesla’ya kulak vererek bitirelim: “Düşünme ve hareket etmede özgür olsak da gökyüzündeki yıldızlar gibi ayrılmaz bağlarla bir arada tutuluyoruz.Bu bağlar görülemez ama hissedilir.”

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10