• BIST 82.363
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Samsun 8 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Ordu 10 °C
  • Sinop 7 °C
  • Giresun 12 °C
  • Amasya 2 °C
  • Rize 7 °C
  • Trabzon 10 °C
  • FETÖ itirafçısı anlattı: Yargı Abisi Samsun'da
  • Mecliste parkomat tartışması
  • Kim doğru söylüyor?
  • FETÖ itirafçısı anlattı: Yargı Abisi Samsun'da
  • Mecliste parkomat tartışması
  • Kim doğru söylüyor?
  • Tek Taş Yüzük Modelleri
  • Tek Taş Yüzük Fiyatları
  • Canlı Tv Haber Kanalları - Halk Tv, TGRT Haber, A Haber, Bloomberg HT
  • Canlı Tv İzle - Halk TV ve Ulusal Kanal Online İzle
  • Balıkesir Ortodonti Tedavilerinde Kendini Anbarcıoğlu’na Emanet Ediyor
  • 4140 Çelik ve Kullanım Alanları
  • İzocam Fiyatları Konusunda Tercihler Yalıtımın Kalitesini Etkiler
  • Psikoterapi Nedir? Psikoterapist Kimdir?
  • Yds Kursu Ne Kadar Sürer?
  • Tektaşların Parıltısı Ellerinize Yansısın
  • Inİstanbul’a Orge Elektrik İmzası
  • Kaynak Planlamalarınızda ERP Çözümlerine Güvenin

Plastik Algılar

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

            Bergson, gözün pekala görme organı olduğunu, gözlerimiz olmadan elbette göremeyeceğimizi ama gözlerin diğer yandan da görmeye engel olduğunu söyler.Ona göre gözlere sahip olmak görmek demektir ama aynı zamanda sadece görmek demektir.Görüşün bir erimi, kısıtlı bir alanı vardır.Ufkun ötesinde görünmeyen şeyler vardır.Hutcheson ise aynı konudaki düşüncelerini “Belki daha büyük bir sayıya kolayca ulaşabiliyor olsa da dış duyularımız için sabit beş sayısını elde etmiş bulunuyoruz.Herhangi bir dış duyumla bağlantısı bulunmayan algılar çokluğuna sahibiz oysa,” şeklinde ifade eder.

            Günlük rutinimiz esnasında bazen algı artışı bazen de algı eksikliği yaşadığımız tecrübeler göz önünde bulundurulduğunda, yazının başında dile getirilen düşüncelerin yersiz olmadığını görürüz.Nedendir bilinmez, algıların plastikliği tarih boyunca toplumları, etraflarını saran gerçekliği kategorize etme uğraşına yöneltmiştir.Bilimin yükselişiyle birlikte, temelinde sınıflandırma ve maddeye indirgeme kavramlarının bulunduğu bu anlayış, asırlarca süren pratik neticesinde alışkanlığa dönüşmüş, günümüzde ise insanı sadece bedenden ibaret sayan bir düzene evrilmiştir.Bu süreç maddi evrenle sınırlı kalmamış, düşünce alanında da aynı kalıplara dökme işlemi uygulanır olmuştur.

            İşin ilginç tarafı, bu sistematik girişime toplumun da dünden razı olması, adeta ellerini uzatıp “bağla bizi ey düzen, düşünmemize ve yeni dertler edinmemize olanak verme,” diye haykırmasıdır.Bu yolun takip edilmesi ise kişiyi çok tehlikeli bir kavşağa çıkarır:eldekiyle yetinme.Halbuki eldekiyle yetinme olarak tabir ettiğimiz kabulleniş, erdeme hizmet ediyorsa makbuldür.Yani daha açık bir ifadeyle maddi kazanımlarda, dünyevi arzularda bir kadercilik eğer toplumu oluşturan bütün fertler tarafından kabul görüyorsa, bunun hayırlı bir davranış biçimi olduğunu pekala söyleyebiliriz.Ancak düşünce tabanında durum bunun tam tersidir.Eğer birey düşünce olarak aynı kalıyorsa toplumsal görevini ihmal ediyor demektir.Neticede bireyin, ortak bir yaşam akdini içeren toplumsal yaşamın daha iyiye gitmesi için çalışması ve fikir beyan etme isteğinden kesinlikle kaçmaması, sosyal ve adaletli bir toplumun hayata geçirilmesi için gerekli bir ödevdir.

Ancak eklemek lazım gelir ki, bahsedilen ödevi aksatmasındaki sorumluluğun tamamen bireyin üstüne yıkılması bir haatadır.Hatta ve hatta zaten aydınlanmaya açık olmayan bireyin karanlığını daha da artıran önlemler ve söylemler edinen kişi ve grupların bu eksiklikte aslan payına sahip olduğunu söylemek cesaretinde bile bulunabiliriz.Bu noktada eğer bir yazar ve düşünür olmak için çabalıyorsak, bu eylemin gerektirdiği biçimde her koşulda doğruyu söyleme ve savunma alışkanlığını da pekiştirmemiz gerekir.Kaldı ki Dürrenmatt’ın dediği gibi “Yazarın görevi problemleri çözmek değil, problemlerin ortaya çıkmasına izin vermektir.”Dolayısıyla önemli olduğunu düşündüğüm bazı tespitleri burada vermek bu önemli uğraşın bir parçası olacaktır.Öyle ki, kişiye düşünmemesini, elindeki bilginin yeterli olduğunu, kendisine sunulandan daha iyi bir düzenin olmadığını söyleyen toplumsal kontrol ve tahakküm mekanizmalarında bazı belirgin özellikler vardır.Dikkatle incelediğinizde, bu özellikler kümesinin bir varlık bir de yokluk elemanından müteşekkil olduğu görülür.

            Sizi kalıba sokmaya çalışan bu kişilerde bulunan yokluk kabiliyettir.Evet bu insanlar düşünme kapasitesinden mahrum ve ne yazık ki bunun farkında olan kişilerdir.Hemingway’in “…maalesef biraz da yetenek,” ifadesi doğrudur.Bu eksiklik ise onları iki farklı türde etkiler.Birisi düşünsel mahremiyete karşı duyulan öfke ve hoşgörü eksikliği, diğeri ise bu hoş görü eksikliğinin tetiklediği engel olarak görme hadisesidir.Kaldı ki, bu kişilerin toplumun ileri gitmesiyle alakalı bir hayalleri yoktur.Çünkü hayal kurmak ancak düşünmek aracılığıyla gerçekleştirilen bir eylem olduğundan, biraz önce bahsettiğimiz düşünme eyleminin eksikliği bu kişilerin hayal dünyasını da geri döndürülemez biçimde hasara uğratmıştır.Onlara hareket sağlayan itki yalnızca kendi küçük çıkarlarından ibarettir.Bu gerçek ise bizi diğer elemana götürür.

            Kümenin varlık elemanı, gözlerden dışarı taşan alevlerin kaynağı kör bir çıkardır.Sizi yolları üzerinde duran bir engel olarak gören vahşi edim tabii ki size düşünmemeyi öğütleyecektir.Neticede çıkar dediğimiz kavram taraflardan birinin düşünmemesi halinde gerçeklik kazanır.Unutulmamalıdır ki, hayal kuran az sayıdaki birey bile, hayal kuramayan büyük topluluklar için engel teşkil edebilir.Buradan hareketle toplumda daha çok tekil var oluşlarıyla öne çıkan sanatçıların bile neden zulümden paylarına düşeni aldıklarını daha rahat kavrayabiliriz.

            İster kişinin kendi boşluğundan kaynaklanmış olsun, ister yukarıda bahsettiğimiz kümenin elemanlarına sahip kişiler tarafından düşünceleri manipüle edilmiş olsun, eldekiyle yetinen bireyi farklı tehlikelerin beklediğini öngörebiliriz.Bu tehlikelerden en büyüğü ise bireyin sahte bir gerçeklik içinde hayatını tamamlamasıdır.Eğer durumun çok abartıldığını düşünüyorsanız kafanızı kaldırıp çevrenize bakmanız yeterli olacaktır.İnsanların uzun soluklu bir dizinin başat karakterlerinden birinin ölümüne, ülkedeki gerçek ölümlerden daha çok üzüldüğü gerçeğinin, ispat olarak yeter de artar seviyesine olduğunu düşünüyorum.Neticede kişi kendi yarattığı gerçeklik içinde yaşarken, asıl gerçeklik bütün yıkımıyla onu sarmalamakta ve artık telafisi mümkün olmayan noktaya kadar kendisini görmemesini sağlamaktadır.

            Bu şekilde yaşamını sürdürmüş ve yaşanılan hiç bir hadisenin arka planına nüfuz edememiş bilinçsiz mahpus, hayatının kritik bir evresinde vicdani ağırlığın kendini dürtüklemesiyle dogmatik uykusundan uyanıp aslında parmaklıklar ardında olduğunu anladığında, kendisini her türlü reaksiyon için aşırı derecede uyuşmuş ve hareket edemez bulacak, artık sorular için geciktiğinin, daha önce yeterli bulduğu cevapların ise birer balondan ibaret olduğunun idrakine varacaktır.

            Sonu kötü sonuçlara varan bu problemin çözümü, size eldekiyle yetinmenizi söyleyenlere aldırmadan olayların ve kişilerin arka planını irdelemeniz olacaktır.Size basit ve önemsiz detaylar olarak görünenler aslında büyük bir planı ve kaosu barındırıyor olabilirler.Misal karınca yuvalarını düşünün.Nasıl ki biz insanlara toprağın üstündeki önemsiz delikler gibi göründükleri halde, derine inildikçe aslında bu küçük deliklerin mükemmel bir planlama ve kontrollü karmaşanın sadece ufak bir parçası olduğunu fark ederiz; benzer şekilde bize alışmamız gereken önemsiz detaylar gibi sunulan pek çok hadisenin de farklı odalara ve yorumlara açılan kapıları barındırdığını görmemiz gerekir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi: 05436409855 Gazete: 03622345410 Faks : 0(362) 234 64 10