• BIST 81.835
  • Altın 146,097
  • Dolar 3,7748
  • Euro 3,9972
  • Samsun 10 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Ordu 9 °C
  • Sinop 7 °C
  • Giresun 10 °C
  • Amasya 9 °C
  • Rize 12 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Referandumda Tokat yüzde 65'le evet der
  • Çorakdere halkı BÜYÜKŞEHİR'den 'yol istiyor'
  • Ordu'da seferler arttı, müjdeyi Yılmaz verdi
  • Referandumda Tokat yüzde 65'le evet der
  • Çorakdere halkı BÜYÜKŞEHİR'den 'yol istiyor'
  • Ordu'da seferler arttı, müjdeyi Yılmaz verdi
  • Tek Taş Yüzük Modelleri
  • Tek Taş Yüzük Fiyatları
  • Canlı Tv Haber Kanalları - Halk Tv, TGRT Haber, A Haber, Bloomberg HT
  • Canlı Tv İzle - Halk TV ve Ulusal Kanal Online İzle
  • Balıkesir Ortodonti Tedavilerinde Kendini Anbarcıoğlu’na Emanet Ediyor
  • 4140 Çelik ve Kullanım Alanları
  • İzocam Fiyatları Konusunda Tercihler Yalıtımın Kalitesini Etkiler
  • Psikoterapi Nedir? Psikoterapist Kimdir?
  • Yds Kursu Ne Kadar Sürer?
  • Tektaşların Parıltısı Ellerinize Yansısın
  • Inİstanbul’a Orge Elektrik İmzası
  • Kaynak Planlamalarınızda ERP Çözümlerine Güvenin

Studium ve Punctu

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Fotoğrafçılık konusunda şimdiye kadar bir çok kitap yazıldığı aşikardır.Ancak bunların arasında işin felsefesine ve ontolojik analizine girişerek öne çıkan başlıca iki eser vardır: Roland Barthes’in Camera Lucida adlı eseri ve Susan Sontag’ın Fotoğraf Üzerine isimli kitabı.Sayılan eserlerin ilkinde yazar studium ve punctum adlı iki öğeden bahseder.Kabaca açıklamak gerekirse, studium; bir fotoğrafı sahip olduğumuz altyapısal donanımla okuma biçimimizdir.Fotoğrafçı ve izleyici arasında oluşan ortak bir alandır.Punctum ise studiumda yaratılan ortak alandan çıkıp izleyiciyi vuran öğedir.Eğer izlenen fotoğrafta bir punctum yoksa, o fotoğraf aynı izleyici için sadece sıradan bir sanat eserinden ibaret olacaktır.Tam tersi durumda yani  eğer punctum varsa, o fotoğraf izleyici için değişik bir anlam kazanacaktır.Mesela fotoğrafın bir köşesindeki kırmızı bir bisiklet izleyicinin ilgisini çekerek ona değişik duygular hissettirir ve orada takılıp kalmasını sağlayabilir.Bu punctumdur.

Siyasi arenayı da pekala bir fotoğraf karesine benzetebiliriz.Ülke yönetiminin genel hatları ve anayasada geçen değişmez kurallar, bu fotoğrafın izleyiciye ulaştırmak istediği genel anlam ve mesajdır.Siyasi partiler ise bu kompozisyon içindeki değişik öğelerdir.Herkes kendi altyapısıyla fotoğrafı okur, yani ülke yönetimine dair ana hatları yorumlar.Ancak bazen siyasi bir söylem ilgimizi diğerlerinden daha fazla çeker.Öyle ki, bu bir özgürlükçü söylem olabileceği gibi bir milliyetçi söylem de olabilir.Bizi yakaladıktan sonra orada takılıp kalırız ve bu düşüncelerin peşinden gideriz.O halde şunu söyleyebiliriz; aslında siyasi kararlarımızı vermemizde etkili olan studium değil punctumdur.Ancak unutmadan, bu iki olgunun fotoğrafın bir sanat eseri olmasında eşzamanlı olarak faaliyet gösterdiğini özellikle belirtmek gerekir.Siyasi partilerin de ortak demokratik bir geleceğin inşası için bu noktayı göz önünde bulundurmaları lazımdır.Nasıl bu öğeler birlikte sanat eserini oluşturuyorsa, siyasi partiler de ahengi ve dinamizmi baş tacı etmeli ve ana konu olan ülke yönetimini halkın huzur ve refahını sağlayacak şekilde kotarmalıdırlar.

Bilenler bilir, A.B.D’de başkanlık seçimleri öncesi adet olduğu üzere başkan adayları halka açık gerçekleştirilen demokratik tartışma adı verilen oturumlara katılırlar.İşbu programlarda karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde fikirler savunulur ve tatlı bir rekabet yaşanır.Demokratik parti içi yapılan tartışmaların sonuncusunda Bernie Sanders, Hillary Clinton’ı çok tepki aldığı eposta skandalında “artık bu konuyu tartışmanın bir önemi olduğunu düşünmüyorum,” çıkışını yaparak savunmuştur.Sonrasında yapılan kamuoyu yoklamaları lehine bir yükselişin olduğu yönündedir.Yapılan yorumlar ise bunu destekler nitelikte olup hem tartışmanın hem de demokrat parti içi seçimin galibinin o olduğunu ispatlar niteliktedir.Onların seçimlerinde daha farklı faktörlerin rol oynadığını söyleyerek konuyu kapatalım.Unutmayalım ki, batı bir yön değil anlayıştır ve bu anlayışın nasıl oluştuğu bu küçük örnekten çıkarılabilir.Siyasi partilerimize düşen görev ise seçim sonuçları ne olursa olsun, paternal egolardan kaynaklanan ben dilini bırakıp, bu zor zamanlarda birlikte çalışma cesaretini gösterebilmek ve ülke yönetimine demokratik bir perspektifin egemen olmasını sağlamaktır.Sadece böyle yapıldığında spontan kararlardan kurtulup mekanik bir çeşitliliği bütüncül bir hedefe yönlendirebilir ve istediğimiz sonuçları alabiliriz.Bu bağlamda, bilgeliğiyle asırlardır çağlayarak akan Mevlana’nın şu sözü rehber olacak niteliktedir:”Sesini değil kelimelerini yükselt.Nitekim çiçeğin açmasını sağlayan yağmurdur, gök gürültüsü değil.”

Ülkemiz bir gemi ve yüreği büyük bir halkı taşıyor.Ne var ki, şu anda iki yanı dik kayalıklarla çevrili bir boğaza girdi ve altımızda batmamızı bekleyen sayısız vahşi deniz canlısı var.Bazı yolcular bu noktaya neden ve nasıl geldiğimizi sorguluyor, bazıları ise bir köşede yangın çıkarıp filikalarla gemiden ayrılma derdinde.Masumlar çıkan yangında ölüyor, tayfalar ise ateşi söndürmeye çalışırken.Birileri bütün suçu kaptana yıkarken, diğer bazı uyanıklarınsa tek istediği kaptan köşkünden yağlı bir mevki kapmak.Geri kalanlar bu hengamede ne yapacaklarını bilmiyorlar.Gençlerin bir kısmı gündelik yaşantılarına devam ederken diğerleri farklı ideolojik duruşlarıyla çözüm üretmeye çalışıyorlar.Düşünür, “evet” deyip ekler:”gemi limanda güvendedir ama geminin yapılış amacı bu değildir.” Elimizde olan ve olmayan seçimler nedeniyle bu noktaya geldik.Etnik kökenlerimiz ve fikir ayrılıklarımız zenginliğimizdir ve bu zengin halk şimdi hiç olmadığı kadar tehlikededir.Şahsi görüşüm bu tehlikenin siyasal ya da siyasal olmayan kişilere indirgenemeyeceğidir.Buraya düşmemize neden olan rüzgarların oluşmasında, içerdekilerin olduğu kadar dışarıdaki gelişmelerin de etkili olduğunu inkar edemeyiz.Sonuçta ortak doğrularımız ve yanlışlarımızla ilerlediğimizi kabul etmemiz gerekir.

Bu noktada halkımıza düşen görev ise dışsal girdilerle radikalize edilen duygularla hareket etmekten imtina edip, anlamaya dayalı bir tutum takınmaktır.Bu olanak, içinde bulunduğumuz kriz sürecinde hiç olmadığı kadar kendini göstermiştir.Ortak potansiyellerimize ayarak bu fırsatı değerlendirelim.Geleceğimiz için birlikte hareket edip bu karanlık geceyi atlatalım.Ancak bununla da işin bitmediğini, asıl önemli olanın boğazdan sağ salim çıktığımızda karşımızda beliren etkileyici gün doğumuna ellerimiz kenetlenmiş vaziyette kararlı gözlerle bakmak olduğunu unutmayalım.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi: 05436409855 Gazete: 03622345410 Faks : 0(362) 234 64 10