• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Samsun 24 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • Ordu 25 °C
  • Sinop 23 °C
  • Giresun 25 °C
  • Amasya 24 °C
  • Rize 27 °C
  • Trabzon 25 °C

Takip Mesafesi

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Hitler 30 Ocak 1933’te şansölye seçildikten sadece üç gün sonra içinde hakim ideolojinin söylemlerine ters düşen, yani doğru olmayan bilgiler içeren, tüm yayınlar yasaklandı.Aynı yılın 10 Mayıs gecesinde sonraki yıllarda da devam edecek olan teatral kitap yakma ritüelleri başladı.Bu ilk gösteride öğrenci temsil grubunun üyeleri, gala kostümleri üstlerindeyken, hücum borusu eşliğinde ellerindeki meşalelerle yürüyüşe geçip, törenin gerçekleşeceği alana geldiler.Asli görevi ateşi söndürmek olan itfaiye teşkilatı ise çoktan petrol döküp ateşi yakmıştı bile.Özenle seçilen kitaplar yük arabalarıyla alana getirildi.Öğrenciler bir çember oluşturarak kitapları elden ele dolaştırarak ateşe attılar.Her bir kitap atılırken yazarın adı ve niye ateşe atıldığı bağırıldı.Kimler yoktu ki ateşe atılanlar arasında:Voltaire, Einstein, Freud, Engels, Remarque, Zweig ve o gece Berlin opera binasının önünde alevlere layık görülen 25 bin nüsha arasında yerini alan bir çok yazar ve düşünür.Kitaplar ateşe bir bir atılmaktayken olay yerine Halkı Aydınlatma ve Propaganda bakanı Goebbels geldi.İçinde bulundukları eylemin gerekliliğine dair heyecanlı bir nutuk savurdu.Daha sonra olayı öğrenen Freud alaycı bir şekilde “Yalnızca kitaplarımız mı? Eskiden olsa bizi de kitaplarla birlikte yakarlardı,” dedi.Joseph Roth ise şaşkınlığını gizleyemeyerek “Biz Avrupa (batı) fikrini savunanların ilk safındaydık ve ilk bizi feda ettiler,” dedi.

Bireysel karar alma yetisinden mahrum, gayri şuuri eylemlerin faili sürüler var olduğu sürece, yaşanan bu hadisenin kültürün böğrüne saplanan ne ilk ne de son hançer olacağını pek tabii söyleyebiliriz.Zira kaba bir çıkarımla tarih, ateşi yakanların ve ateşe atılanların arasındaki mücadeleden ibarettir."Kalem kılıçtan keskindir," ifadesi lafügüzaf değildir.Eğer Clausewitz’in o çok tartışılan “Savaş, politikanın daha farklı unsurlar kullanılan halidir,” çıkarımını dikkate alırsak, kaba kuvvetin safına çok rahatlıkla siyaseti de dahil edebiliriz.

Ancak bu noktada yakma ve yakılmanın sadece sembolik anlamlar taşıdığını, etken ve edilgen her iki fiilin de arkalarında yatan gerçek anlayışı örten birer maske hükmünde olduğunu belirtmek durumundayız.Yoksa birileri kitap yazarken diğerleri de yazılan nüshaları yakar, konu kapanırdı.Ancak deneyimlenen dünyevi durum bundan daha ölümcül bir mücadeleye işaret etmektedir.Maalesef birey olarak bu dünyada kişinin vermesi gereken en önemli kararlardan biri de bu mücadeleden önceki yol ayrımında gerçekleşir.

O halde ona zorla dayatılan gündelik rutinin kesinlikle tasvip etmediği sorgulamak eylemini cesaretle göğüsleme zahmetine katlanan bir kişi kendine şu soruyu neden sormasın: Acaba ben, yakanın mı yoksa yakılanın mı safındayım?

Sorunun netlik kazanması bakımından bir örnek vermek faydalı olur.Antik Yunan felsefe tarihçisi Laertios şöyle aktarır: “Stoacılar felsefeyi (burada gerçek/doğru arayışı şeklinde düşünülebilir) yumurtaya benzetirlerdi.Dış yüzeydeki sert kabuk mantığı, ortadaki yumuşak kısım ahlakı ve merkezdeki sarı bölüm ise fiziği temsil ederdi.”Üç aşağı beş yukarı insan yaşamını bir düzene sokma iddiasında bulunan bütün öğretilerin aynı şeyi söylediğini biliyoruz.Bu noktada şöyle bir fikir yürütme gafletinde bulunabiliriz:Peki kötünün de bir ahlakı olduğuna göre farkı ne yaratıyor? Demek istediğimiz doğru arayışı, yani yumurta, yapı olarak aynı olduğu halde neden uygulamada bu kadar farklı alt kırılıma uğrayabiliyor? Evet yumurta yapı olarak aynıdır ama içeriği, besin değerleri, boyutu, sayısı hangi türün devamlılığını sağladığına göre farklılık gösterir.Dolayısıyla diyebiliriz ki farkı yaratan nokta, bu gerçek arayışının, doğa yorumlarının hangi kaynaktan beslendiğidir.

Misal Luther, Erasmus’un şiddetle savunduğu irade özgürlüğünü eleştirirken “…yani insan iradesi ikisinin arasında kalmış bir hayvana benzetilebilir.Eğer üzerinde tanrı egemenlik kurmuşsa tanrının istediğini ister, onun istediği yere gider.Eğer üzerinde şeytan egemenlik kurmuşsa şeytanın istediğini ister, onun istediği yere gider," der.Bu tespitin haklılığı ve evrenselliği, benzer ifadelerin diğer dinlerde de bulunması yoluyla sağlanabilir.Hatta tasavvuf anlayışında da bu ifadeye çok benzer söylemlere rastlarız.

O halde ilk başta bahsettiğimiz bireyin kendisine sorduğu soru bir anlamda soru olmaktan çıkar.Çünkü önemli olan kişinin hangi safta olduğunu sorgulaması değil, hangi kaynaktan beslendiğini bulmasıdır.Doğru arayışının bileşenleri olan mantık, ahlak ve bilim, bireyin içselleştirdiği ve temel görüş olarak benimsediği dünya görüşüyle direkt olarak bağlantılıdır.Böylesi bir akıl yürütme tahmin edeceğiniz üzere bireyin toplumdan bağımsızlığını da sağlarken kişi, gerçek bir samimiyete ulaşacaktır.

Müsadenizle gelmek istediğim noktayı hepimizin aşina olduğu takip mesafesi kavramıyla açıklamak istiyorum.Trafikte bildiğiniz gibi olası bir kazaya sebebiyet vermemek için önünüzdeki araçla korumanız gereken belli bir mesafe olması gerekir.Bu mesafeyi muhafaza ettiğiniz sürece büyük bir sorun çıkmayacağı öngörülür.Aynı durum öznenin hayattaki duruşu için de geçerlidir.Eğer sizin gibi yanlışı ve doğrusu olabilen bir kişiyi takip ediyorsanız, size bağımsız ve akılcı düşünebileceğiniz yeterli serbestiyeti sağlayacak boşluğu korumanız gerekir.Ancak buna rağmen yine de her yolun bir sonu olduğu gerçeği malumdur.Gün gelir, biten yol gibi takip edilen insanın da ömrü biter.Eğer takip mesafenizi bireysel düşünme sisteminizi kısıtlayacak kadar düşürmüşseniz, yol bittiğinde siz de duramaz, kötü bir akıbete uğrarsınız.Bu problemin en makul çözümü ise insandan ziyade fikirlere bağlanmaktır.İnsanın yolu bu dünyada bir gün biter ama fikirlerin yolu dünya var olduğu sürece devam eder.

V for Vendetta filminden akılda kalıcı bir sahneyi hatırlatarak bitirmek istiyorum.Filmin sonuna doğru, başat kötü karakterlerden biri maskeli kahramanımızla karşı karşıya gelir.V, karşı taraf sayıca üstün olmasına rağmen hepsini bir bir haklar.Geriye sadece kendisi ve büyük kötü kalır.Duraksamadan ilerlemeye devam eder.Büyük kötü, bütün şarjörü kahramanın üstüne boşalttığı halde üzerine gelmesine şaşırarak haykırır: “Öl! Öl! Neden ölmüyorsun? Neden ölmüyorsun?” Maskeli kahraman aldığı ölümcül yaralara rağmen zor da olsa konuşur: “Bu maskenin ardında etten fazlası var.Bu maskenin ardında bir fikir var Bay Creedy ve fikirler kurşun geçirmezdir.”

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10