• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Samsun 12 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 18 °C
  • Ordu 11 °C
  • Sinop 13 °C
  • Giresun 14 °C
  • Amasya 11 °C
  • Rize 14 °C
  • Trabzon 13 °C

Tutarsızlığın Peşinde

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Eylem ve sebep birbirine sımsıkı sarılmış iki aşık gibidir.Eğer bilinç düzeyinde tam bir ortaklık kurulamamışsa, bedensel birliktelik sona erdiğinde sürdürülebilir aşkın olasılığı ortadan kalkar.Oysa tam tersine cismani kavuşmanın dışında paylaşılan müşterek duygular da varsa, aşkın devamlılığı sağlanır.İşte bu tutarlılıktır.

Normal bir insandan da olağan hal ve hareketlerinde sürekli tutarlı olması beklenir.Ancak makro düzeyde nasıl demokrasi sistemi içindeki toplum cehaletin sarmalına girdiğinde eşitlik, adalet ve özgürlük yerini diktatörlüğe bırakıyorsa, mikro düzeyde kendini entelektüel olarak geliştirmemiş bir bireyin tutarlı görünen davranışları da aslında onu gittikçe saran kölelik sarmaşığına dönüşür.

Bu sarmaşığı koparacak olanın normal zamanlardaki tutarlı davranışlar değil, kritik zamanlarda gösterilen tutarsız girişimler olduğunu anlamak konu açısından çok önemlidir.Zira insanı insan yapan olguların bağımsız düşünebilme yeteneği ve özgür irade olduğunu söylemek yersiz olmayacaktır.Koşullar ne olursa olsun rutin içindeki hareket tarzını benimsemek hem kişisel hem de toplumsal olarak felaketlere, bu kadar olmasa bile gerilemelere sebebiyet verebilir.Bilakis zor kararları gerektirdiği durumlarda insanın mantıken doğru olanı yani standart eylem biçimlerini değil de mantıken yanlış olanı yapması kendini gerçeklemesi yolunda büyük bir fırsattır.Bunu yaparak kişi içinden çıkılmaz görünen durumların tam ortasında yeni gedikler açabilir, problemlere uygun olarak düşünen standart çözüm anlayışını aşarak hem kendi gelişimi hem de toplumsal gelişim için yeni yolların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde, tarihe mal olmuş kahramanlık hikayelerinin, destanların okuması da kaba bir tabirle tutarsızlık yani mantık dışı düşünmenin örneklerine dönüşecektir.Neticede kahramanlık olarak adlandırılan kavram popüler terimle ifade edecek olursak kutunun dışında düşünmek olarak anlam kazanacaktır.

Misal Çöl Tilkisi Rommel gibi savaş meydanını görene kadar şekillendirmediği planlarıyla ya da Tarık Bin Ziyad gibi zor koşullarda aldığı olağanüstü kararlarıyla tarihe mal olmuş ünlü komutanlar bahsettiğimiz tutarsızlığa örnek gösterilebilirler.Bu komutanların belki de en ünlülerinden biri olan Napolyon Bonapart, kendisine savaş alanında en sevdiği taktiğin ne olduğu sorulduğunda “Ben asla plan yapmam,” diyerek kendini kuralların dışında konumlandırmış, her problemin kendine has bir çözümü olduğunu vurgulamıştır.

Sadece savaş meydanlarında değil tarihin her aşamasında öne çıkmış şahsiyetlerde görülebilen bu rasyonel bağlantıyı koparma girişimlerinden biri de yaşadığı devirde tarihin en büyük imparatorluğunu kurma başarısına erişmiş Büyük İskender’e aittir.Fetihlerine devam ederken geldiği Gordion şehrindeki tapınaklardan biri ünlü Gordion Düğümü’ne ev sahipliği yapmaktadır.Kehanete göre bu düğümü çözebilen kişi Asya’nın, yani bilinen kısmıyla bütün dünyanın hakimi olacaktır.İskender bu hikayedeki yerini almak için tapınağa gitmeye, düğümü çözmeye karar verir.Merakla beklenen gün geldiğinde bütün şehir halkı hükümdar gelmeden çok önce yerlerini almışlardır.Meraklı bakışların altında İskender sakin tavırlarla içeri girer, düğüme doğru yürür, kılıcını kınından çıkarır, tek bir hamleyle düğümü keser.Neticede düğüm çözülmüş, halk şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikna edilmiş, imparator fetihleri için ihtiyacı olan manevi desteği bulmuştur.

Aslına bakılırsa benzer durumlar medeniyetin güncellenmesinde her zaman öncü rol oynamıştır.Kaldı ki uygarlık kendi sınav kağıdına not veren öğrenci gibidir.Ne ölçüde geliştiği ya da gerilediği konusunda referans alacak bir nokta olmadığı için kendinden ilerleme diye tabir edebileceğimiz bir model var olagelmiştir.Nedir, belli kurallar yaygın kullanım sonucu yerleşirken, aynı zamanda toplumsal anlayışı içinde barındıran çerçeve de çizilmiş olur.Belli bir süre bütün yargılar, kaygılar bu çerçeve içinde kabul görür.Toplumun görüşleri de bu çerçeveye göre şekillenir.Zamanı geldiğinde bu çerçeve sınırları içinde kalan mevcut çözümlerin işlevini yitirdiği bir problemle karşılaşılır.Yine toplumun içinden kişi ve ya kişiler sınırların dışında düşünerek bu problemi açıklığa kavuşturur.Sonuçta bir çerçeve güncellemesi yapılarak sınırlar yeni çözüme kadar genişletilerek bir dahaki çözümsüz probleme kadar tekrar döngüye girilir.Neticede medeniyetin ilerlemesinin çözümler tarafından değil problemler tarafından belirlendiği gerçeğine, sıçramaları gerçekleştirenlerin standart düşünenler değil, aykırı düşünenler olduğunu eklemek yersiz olmayacaktır.

Bu bağlamda kritik noktanın o küçük karar anında saklı olduğunu düşünebiliriz.R.H.Blyth şöyle der:”…gördüğümüz şekliyle en önemli şeyin öldürmek ve ya hayat vermek, şehirde ve ya köyde yaşamak, şanslı ve ya şanssız olmak, kaybetmek ya da kazanmak olduğunu düşünürüz.Asıl önemli olan ise bütün bunların ötesinde nasıl yaşayıp nasıl öldüğümüz, yani en temelde nasıl karar verdiğimizdir.”Buradan hareketle nasıl şimdilik atom altı parçacıkların maddenin en küçük yapı taşı olduğunu biliyorsak, kararların da hayatın en küçük yapı taşı olduğunu kabul etmek durumundayız.Toplumsal bütün ilerleme ve ya gerilemenin müsebbibi, deneyimlenen ve görünür olan sabit kuralların arka planında  yer alan kişisel ve toplumsal karar mekanizmasıdır.Önemli olan ise o karar mekanizmasının esnekliğini savunmak ve bunu ne pahasına olursa olsun korumaktır.

Tekrar baştaki önermemize dönersek, zamandan ve mekandan bağımsız alınan bu esnek ve biçimsiz kararların sonucu olan tutarlı eylemlerin, yani örnekteki haliyle cisme bağlı olmadan sevmenin, aslında geçerli tutarsızlık olarak tabir edebileceğimiz yapıya dönüştüğünü görürüz.Geçerli tutarsızlık, sürekliliği ve samimiyeti olmayan tutarlılığın tam zıddıdır.Bireylerin sürekli olarak yapmaması için uyarıldığı düşünce biçimidir.Gözümüzün üstünde duran perdenin ardındaki manzaradır.Sonuç olarak bu tutarsızlık türünün toplumsal tabanda karşılık bulması, çerçeve güncelleme aralıklarının daralmasına, dolayısıyla teknolojik sıçramaların sıklaşmasına ve ahlaki-etik bilinç düzeyinin gelişmesine olanak tanıyacaktır.Herkesin kabul edeceği üzere böyle bir toplumun, medeniyetin lokomotifi olacağını öngörmek ise zor değildir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10