• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Ordu 9 °C
  • Sinop 7 °C
  • Giresun 10 °C
  • Amasya 13 °C
  • Rize 10 °C
  • Trabzon 10 °C

Yaz Biterken

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Malumunuz 22 Ağustos gecesi ülke genelinde bir uykusuzluk yaşandı.Sosyal medyada konuyla alakalı olarak yapılan paylaşımlar neticesinde iş çığırından çıktı.Bizzat kendi çevremden bile olayın karanlık arka planına yapılan atıfları hayranlıkla dinledim.Son dönemde karşılaştığımız ilginçlikleri göz önünde bulundurup yine de açık bir kapı bırakarak, gerçekleşen garipliğin ana temasının bir komplo teorisi olmaktan ziyade toplu halde yaşanan bir paranoyaya işaret ettiğini söylemek durumundayım.Her açıdan çok sıcak geçen bir yazın herhangi bir gecesinde rastlanabilecek böyle bir olay neden birden bire odak noktasına dönüştü? Aslında cevap basit.İnsanlar hem maddi hem manevi olarak zorlandıkları dönemlerde basit bir olayı büyütmek eğilimindedirler.Hitler Almanyası savaşa girdiği zaman gece vakti bütün Almanların sokaklara dökülüp hayran hayran gökyüzünü seyrettiği söylenir.Halbuki olağandışı hiçbir gök olayı gerçekleşmemiştir; yıldızlar aynı yıldız, ay aynı aydır.Ancak yaşanılan gerginlik, insanların basit bir olaya büyük anlamlar yüklemesine yol açmıştır.

Gerçek şu ki, Türkiye sancılı bir yazı geride bırakırken aynı zamanda ne yaşayacağını tam olarak kestiremediği bir döneme girmektedir.Bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir.Bilirsiniz dağcılıkta zirveye ulaşmak ne kadar önemliyse zirveden tekrar düzlüğe inmek de o kadar mühimdir.Türkiye kendi içinde çok zorlu bir rota izleyerek yamaçtan tırmanıp zirveye çıkmış, şu an iniş için hazırlanmaktadır.Dolayısıyla ülkenin en kritik noktada olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ülke olarak sağlıklı bir iniş gerçekleştirip tekrar düzlüğe, yani huzura, kavuşacağımıza inancımız tam olmalıdır.Birlik olmanın aynı zamanda birbirimizi anlamak için bir şans olduğunu bilmeliyiz.Ancak böyle yaparak hem içten hem dıştan bu ülkenin insanları olarak bizleri zorlayan boğucu atmosferden çıkabiliriz.Bize düşen, mücadeleyi bırakmadan ümitvar olmaktır.Sartre, oyunbozan karamsarlığını ve inatçı iyimserliğini aynı ifadede eritirken aslında bu mücadeleye de dikkat çeker: “Umut içinde öleceğim.”

                                                             ***

ABD Başkan Yardımcısının gecikmeli Türkiye ziyaretini ve kendisi tarafından yapılan açıklamaları dinlerken garip bir hisse kapıldım.Bilirsiniz bazı gıdaların ambalajında “doktorunuza danışıp kullanın”, “falanca hastalığı olanlar dikkatli kullansın,” gibi bazı ifadeler vardır.Aslında bu besin maddelerini üreten şirketlerin burada aktarmak istediği alt metin daha farklıdır: “Gerçekte sizin sağlığınız umurumuzda bile değil.Tek isteğimiz doğal olmayan yollarla ürettiğimiz bu ürünleri almanız ve bizim kasamızı doldurmanız.Ama ne yazık ki kanunlar bizden bu cümleleri yazmamızı istiyor.”Başkan yardımcısının açıklamalarını da bu doğrultuda değerlendirmek lazımdır.Sarfedilen demokrasi yanlısı, ülke insanımızı öven metinler sadece gerçek amaçları gizlemek için zorunlu olan diplomatik kasıntılardır.Ne var ki dünya kamuoyunun karnı artık bunlara toktur ve duruma aymaya başlamıştır.Ünlü bir gazeteciye ait olan “Bir haber resmi olarak yalanlanmadıkça, ona kesinlikle inanmayın,” ifadesi genel bir gerçeklik olmaya başlamıştır.

                                                             ***

Hafta içi başlayan Fırat Kalkanı harekatı ilk etapta bazı çığırtkanların yine ortalığa dökülmesine sebebiyet verdi.Asıp kesen, bütün gücüyle haykıran korkusuz bedelliler meydanı doldurdu.Gelgelelim, yapılmasını yerinde olarak yorumladığım bu operasyonu soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekir.Şöyle ki, TSK’nın içeriye ve dışarıya hala oyunda olduğu mesajını vermesini kenara bırakırsak, operasyonun bir sebebi daha vardır.

Bölgede bağımsız hiçbir olayın yaşanmadığı düşünüldüğünde, askeri harekatı da, 15 Temmuz, sonrasındaki Rusya ziyareti, bazı yabancı haber kaynaklarında dillendirilen Suriye ile yakınlaşma senaryoları çerçevesinde okumak lazım gelir.Zira operasyon bu gelişmelerin bir uzantısıdır ve benzeri gelişmeler devam edecektir.Kaldı ki batılı ülkelerin kendi tasarımları olan cehenneme ilgileri zayıf kalmış, yaşanan felaketlere samimiyetsiz bir biçimde yaklaşmışlardır.Suriye krizi boyunca Batının Türkiye’ye karşı takındığı tavrı anlatmak için 1997 yapımı As Good as It Gets filminden bir replik alıntılamakta sıkıntı olmaz sanırım: “Ben burada boğuluyorum ve sen suyu tarif ediyorsun.”

Tabi bu ilgisizliğin arka planında daha farklı istekler bulunmaktadır.Eski Çin’den günümüze gelen bir hikaye vardır.Sevdiği kıza göz koyan zamanın bakanından intikam almak için kahramanımız, politikacının hoşlandığı türden bir kitap kaleme alır, her bir sayfasını tamamen zehirle kaplar.Gelgelelim hikaye gelişir, kitap bakana ulaşır, kudretli devlet adamı büyük bir iştahla sayfaları ardı ardına çevirmeye başlar.Her sayfada parmağını diliyle ıslatırken aynı zamanda zehrin de bedenine girmesine sebep olur.Bakan zehirlendiğini anladığında kitabı çoktan yarılamış; aşığın intikam planı amacına ulaşmıştır.

İşte Ortadoğu coğrafyası türlü sıkıntılarla boğuşurken, batının yardım, özgürlük, adalet gibi başlıklar altında yaptığı işgaller, gizli açık oyunlar da hikayedeki hediye edilen kitap gibidir.Zaten bölge halkları barışa ve huzura açken önlerine konan toz pembe dünya tasarıları haliyle çekici gelmekte, ancak farkında olmadan işler daha da içinden çıkılmaz hal almaktadır.Ne var ki, bu halklar sahte kurtarıcıların bölgelerinde sürekli bir huzuru kesinlikle istemediklerini artık anlamışlar, okudukları kitabı kapatmışlardır.Bu bağlamda Türkiye'nin gelecekteki eylemlerinin, kurulan bir denklemdeki değişken olmaktan ziyade yeni denklemler kurmaya yönelik olacağını görmek zor değildir.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10