loading...
Samsun
DOLAR8.405
EURO9.9884
ALTIN489.16
İSMAİL BAŞARAN

İSMAİL BAŞARAN

Mail: kuzeyhaber1@gmail.com

DIŞARIDAKİ DUVARIN RENGİ KIRMIZI

İki yatak ve hayat ile ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası... Yataklardan biri pencere önünde, diğeri duvar dibinde... Pencere kenarındaki sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta arkadaşına anlatıyor:

"Bugün deniz dünden daha durgun... Rüzgar hafif esiyor olmalı... Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyor, kuğu gibi süzülüyorlar... Park mı?... Ha, park henüz tenha. Salıncakların ikisi dolu, ikisi boş... Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. hep el eleler... Bir sıraya oturdular. Gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlar. Erkek bilgiç tavırla bir şeyler anlatıyor. Ne kadar da birbirlerine yakışıyorlar... Ah kardeşim görmelisin. Erguvanlar bugün çıldırmış... Öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış... Erikler desen keza, tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş, gelinler gibi. İşte parkın neşesi çocuklar geldi. Ellerinde rengarenk uçurtmalar, balonlar... Umutlarını göğe uçuruyorlar. Bugün martıların keyfine diyecek yok. Masmavi denizin üzerinde gösteri uçuşu yapıyorlar. Arada bir suya şöyle bir dokunup günlük yiyeceklerini topluyorlar"...

Bu böyle her gün sürüp giderken, her gördüğünü anlayıp dururken ansızın yeni bir kalp krizi geçirir pencere yanındaki adam... Duvar dibindeki düğmeye bassa doktoru çağırabilir ve belki de arkadaşı kurtulabilir. Ama... Ama yapmıyor işte.

Şeytan karışıyor işe. Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek. Bugüne kadar kulaklarıyla duyduklarını gözleriyle de görecek ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür.

Ertesi gün duvar dibindekini yatağından pencere kenarındaki yatağa taşırlar. Beklediği an gelmiştir artık.

Yattığı yerden pencereden dışarıya bakar... Dışarıda kapkara bir duvar vardır... Dışarıdaki duvarın rengini görebilmek için ne olur yanınızdakilerin ölmelerini beklemeyin. Konuşun, sorun ve öğrenin.

OSMANLI’DA DA İHTİLAL OLURDU

31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır.

On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur.

Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusunun" İstanbul'a gelmesi ile bastırılmıştır. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edilmiş; Padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıkmıştır. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edilmiş, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Bu yazı bir ihtilal çağrısı değildir, sakın yanlış anlaşılmasın. Çünkü birileri çıkıp ihtilal çağrısı yapıyor demesin sonra. Kısaca ihtilaller hep yönetimlere karşı yapılmıştır. Bunun adı Padişahlık da olsa Cumhuriyet de olsa  aynıdır. İhtilali yapanlar ise genellikle askerler olmuştur.

Çünkü Türkiye’de eskiden beri en çok güvenilen kurum Ordu’dur.

Bu mutlaka değişmelidir. Vatandaş ordusuna güvendiği kadar yönetenlerine de güvenmelidir. Ancak bunun için önce halkın bilinçlenmesi ve kendisini değil de halkı yönetebilecek olanları seçmelidir.

Yönetecek olanlar da haddini aşmamalıdır.

Birkaç gün önce bir bir fotoğraf gördüm. Diyanet İşleri Başkanının karşısında Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı el pençe divan duruyor. Saygı bir yere kadardır. Türk Ordusu’nun başı Cumhurbaşkanı hariç hiçbir kurumun başkanı karşısında el pençe divan duramaz. Bu duruş şekli askerlik töresine de aykırıdır.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar