loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar 5.7281
  • Euro 6.3631
  • GR ALTIN 276.82
  • ÇEYREK 452.60

  • 17 Mart 2019, Pazar 10:00
A.ONURŞAHİNOĞLU

A.ONUR ŞAHİNOĞLU

YENİ ZELANDA, YEREL SEÇİMLER VE FELSEFE

Öncelikle, yaşanan acı bir gelişmeden sonra sarf edilen bütün umut dolu sözlerin, bulunulan bütün içten dileklerin, ateşin düştüğü yerdeki karamsarlıkla karşılaştırıldığında, tartıda oldukça hafif geleceğini belirtmek gerekir. Yine de Yeni Zelanda’da hayatını kaybeden insanlara Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum.
Aydınlanma’yla birlikte kendi kontrastını Doğu’da bulan, daha doğru bir ifadeyle, oryantalist tavırla kendi Doğu’sunu yaratan Batı, o dönemden içinde bulunduğumuz ana kadar bu söylemi ne pahasına olursa olsun korumaya çalıştı. Batı, dünyaya, aklın, bilimin ve ilerlemenin bir örneği olarak sunulurken, referans noktası olarak kullanılan Doğu, bütün bu değerlerin karşı tarafında konumlandırıldı. Bu gayretin en büyük aracı ise dil oldu.
Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar’da insanın kullandığı gramerin herhangi bir şeyin ne tür bir obje olduğunu anlattığından bahseder. Daha açık bir ifadeyle söylersek, gerçekliği ve özel olarak eşyayı önermeler yoluyla tanımlarız. Önermeler ise dil yoluyla ifade edilir. Dolayısıyla önermeler, yani doğruluk, sabit olan gerçeklikten farklı olarak kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Ağustos’un başındaki bulutsuz açık bir günde, güneş en tepedeyken, “Hava çok soğuk,” diyebilirsiniz. Gerçekliğe ters olduğu için yanlıştır ama gerçekliği yorumlama tercihiniz, yani sizin doğrunuz bu şekildedir.
Buradan yola çıkarak, Yeni Zelanda’da yaşanan olayın daha başında, kullanılan başlıklarda, olayın dünyaya servis edilme biçiminde bu esnekliğin yer aldığını, yanlışın bu aşamada başladığını düşünüyorum. Dikkat edin, “Yeni Zelanda saldırısı, Yeni Zelanda’da camiye yapılan saldırı vb. ifadelerle dünya uyanıyor. Fail ortalarda yok. O ortaya çıktığında da sadece bir isim olarak çıkıyor. Bu kez de dini veya etnik bir kimlik yok. Bunlar da sonraki süreçte açığa çıkıyor. Önemli haberin her an değiştiği, insanların günlük koşuşturmaya daldığı bu sürat çağında kapsamlı olan bilgi sona bırakılıyor. 
Ancak ne ilginçtir ki, global ana akım medyada bu aşamalar kat edilirken, bağımsız medya daha olay yaşanır yaşanmaz, videoları, kimlikleri, görüntüleri insanlara ulaştırıyor. Hatta, ironinin hangi derecesi olduğu bilinmez ama saldırganın kendisi eylemini canlı yayında veriyor, medya güya olayı araştırırken, eyleminin sayfalar tutan teorik dayanağını yayınlıyor.
Peki, reyting için yapılıyor olamaz mı diye sorabilirsiniz.
Şimdi barış zamanına, ekranlarda ve insanlarda görece rahatlığın hüküm sürdüğü zaman dilimine dönelim. Aynı dil, insanların aklında, yazının başında belirttiğimiz kontrastın sınırlarını belirginleştirmek için kullanılıyor. Kötücül bütün içerik İslam’a içkin(miş) gibi sunuluyor. -Miş gibi sunuluyor, çünkü kesin ifadeler tepkisini de beraberinde getirir. Her gün azar azar kurmaca bir dünyanın duvarlarını örmek daha mantıklıdır. Yeni Zelanda’da olduğu gibi zamanı geldiğinde “Ben demiştim,” demenize bile gerek kalmaz.
Olağan Şüpheliler’de (1995) polis şefine ne öğüt veriyordu kahraman, “Şeytanın en büyük hilesi, bizi var olmadığına inandırmaktır.”
***
Bugünlerde, olmasını beklediği işi geciken, önemli bir haber bekleyen, harekete geçmek için sabırsızlanan bütün insanların dilinde ortak bir sözcük öbeği var: “Seçimlerden herhalde”
Herkes, seçimleri, her ne kadar yerel seçim diyerek bazen küçümsense de, geleceği için bir dönüm noktası olarak görüyor. Acaba demokrasi bayramı kavramına fazla mı anlam yüklüyoruz? Merak ediyorum, demokrasi, seçimlerin bir bayram havasında geçtiği, büyük yaygara kopan bir sistemde mi, yoksa son derece sade, sıradan bir olaymış gibi geçip giden ve insanların hayatına kaldığı yerden devam ettiği bir sistemde mi anlam bulur? 
Sabah arabanıza binip, kontağı çevirdiğinizde büyük bir olay gibi sevinir misiniz? Tabii ki sevinmezsiniz. Normal koşullarda zaten beklentiniz budur. Sorunsuz çalışmasını ve sizi gitmek istediğiniz yere aksama olmadan ulaştırmasını beklersiniz. Sağlam, bakımlarını yaptırdığınız, belli sürelerle temizlediğiniz bir araçta, eğer beklentinizin aksi gerçekleşir de, araba çalışmazsa o zaman büyük bir aksilik olduğunu anlarsınız.
Demem o ki, saat gibi işleyen bir demokrasiye kavuşmak, yine bizim bakış açımızı değiştirmemizle mümkün olacak gibi duruyor.
***
Felsefi külliyata hakim, bilgeliği hayatına yedirmeye çalışan, sayısal kafaya sahip bir samimi bir dostumla sohbet ediyorduk. Ona, ister merkez sağ, ister sosyal demokrat olsun, konuştuğum çoğu insanın kendini bir kısır döngüye girmiş gibi hissettiğini, başkası olmadığı için daha önceki seçimlerde yaptıklarını tekrarlayacaklarını söylediklerinden bahsettim.
Dostum, döngünün, yani insanların üzerinde dolanıp durduğu dairenin sistemden değil, bilakis insanın düşünme biçiminden kaynaklandığını, yeni bir oluşum olsa bile, bunun dairenin üzerindeki başka bir noktaya tekabül etmekten öteye gitmeyeceğiniz belirtti.
Ona göre bu döngünün oluşmasına sebep olan düşünme biçimi, geçmiş, şimdi ve gelecek ayakları üzerinde yükseliyordu. Yine ona göre insanlar geçmişten endişe getiriyor, şimdinin içinde bu endişeyle varoluyor  ve geleceğe endişeyle yürüyordu. Oysa, her bir bireyin izlemesi gereken yol, yakın ve uzak geçmişten bilgelik devşirmek, şimdide bu bilgeliği uygulamak ve geleceği yine bu bilgeliğe göre planlamak olmalıydı.
Bunun üzerine ben de ona, bireyin bunu yapsa bile toplumda kendi dışında gelişen olayların ona etki edeceğini, böylelikle bu uğraşın bir fayda sağlamaktan uzak olduğunu söyledim.
Bana, “Birey mikro toplumdur, toplum da makro bireydir,” şeklinde karşılık verdi.
DİKKATİMİ ÇEKENLER
Siyah kar: Sibirya’nın güneybatısındaki Kemerova şehri sakinleri sabah kalktıklarında evlerinin, arabalarının siyah bir örtüyle kaplı olduğunu fark ettiler. Bin sene önce olsa, hemen doğaüstü bazı çıkarımlar yapılabilecek bu olayın nedeni çevredeki kömür madenlerinden havaya salınan kömür tozlarının yağan kar ile birlikte görünür hale gelmesi. Asıl ilginç olan, kömür tozlarının her daim atmosferde mevcut  olması. İşler görünür hale gelmeden, yani distopik bir hal almadan önce insanlık yaptığının ne gibi sonuçlar doğurabileceğini pek düşünemiyor.
KTS: Hong Kong Politeknik Üniversitesi’nden araştırmacılar, sürekli akıllı telefon ve cep telefonu kullanmanın, karpal tünel sendromu olarak bilinen, semptomları el sinirlerinde ağrı ve uyuşukluk olan bir rahatsızlığı tetikleyebileceğini fark ettiler. Denekler için belirlenen sınır koşulu beş saat elektronik cihaz kullanımı olarak belirlendi. Bu sınırın kendi otokontrol mekanizmamızda da bir ölçüt olabileceğini düşünüyorum. Zira araştırmacılar, deneyde beş saat ve üstünü yoğun kullanım olarak kabul etmişler.
Avatar: Tübitak desteğiyle hayata geçen projede, ODTÜ’lü bilim insanları Sanal Gerçeklik Ortamında Maruz Bırakma Terapisini sanal ortama taşıdılar. Katılımcılar, mülakat, seminer gibi ortamlara avatarlarıyla katılarak sanal ortamda sosyal fobilerini yenme uğraşı verebiliyorlar. Teknolojinin giderek daha fazla yalnızlığa ittiği, sosyal fobilere saplanan insanın imdadına yine teknolojinin koşması ne kadar ilginç.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık