loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 04 Kasım 2018, Pazar 10:00
ERBİLKARAKOÇ

ERBİL KARAKOÇ

BATAKLIK.

Pis, mundar ve kokuşmuş bataklık ile hiç mücadeleye girişmedi. Ne kaybedeceğini ne kazanacağını görme şansını kendisine tanımadı.

 

 Gömleğinin cebindeki  sigara paketinden son sigarasını çıkarıp yaktıktan sonra çömelerek dağın yamacından belli belirsiz bataklığa inen suya baktı.

Su dere yatağının üzerinden çok altından sızarak akıyor olmalıydı. 

Dağdan aşağı dik bir akarı vardı derenin.   

Her yağmur yağdığında derenin  taşıp  önüne ne buldu ise aşağıya sürüklemesi sonucu pis mendebur bataklık oluşmuş olmalıydı. Zaten köyün de bu bataklık ve dere yatağının dışında hiçbir yeşillik ve sulak alanı yoktu. Tabi bu bataklığa ve dereye ne kadar yeşillik alan denir orası ayrı bir konuydu…

Şehir merkezinden araba ile  beş  saatte gelebildikleri, tozlu topraklı yollardan geçerken kısa, tıknaz ve çok konuşan şoförü hiç dinlememişti. Oysaki şoför saygılı ve bilgece konuşuyor çalışma yapacağı köy ve yöre hakkında işe yarayacak  bilgiler aktarıyordu. Kendisinin aklı hala haksız bir şekilde kendi “yeşil ” şehrinden sürgün edilişindeydi. Yeşilin ve denizin iç içe olduğu şehrinden, kilometrelerce uzakta ki bozkıra  hiçbir imkan ve olanak sağlanmadan bataklığı kurutma ile görevlendirilmesi  onur kırıcı  cezaydı.  Sanki bozkır köyünün  bağlı olduğu şehrin mühendisleri bitmişti. Oysa bozkır köyünün  bağlı bulunduğu şehirde  su işlerinin genel müdürlüğü dahi vardı.

 Ama kendisi her şeyin farkındaydı. Cezası kesilmiş haksızlığa uğramıştı.

 Görev yerine geri dönmesi için açtığı idari mahkeme davası  ise en az bir yıl içinde sonuçlanırdı ki birde bunun üst mahkemesi vardı. İlk mahkeme ya da alt mahkeme sonucu  kendi lehine bile olsa üst mahkeme  nereden baksan  üç beş yıl sürerdi.

Bozkırda kalamazdı şirketten  istifa etmekte dahil olmak üzere kendi yeşil memleketine dönmek için her türlü yolu deneyecekti. Zaten bu sürgünden sonra gururu kırılmış ve  hayatta kaybedeceği bir şey kalmamıştı. Şirketten alacağı tazminata razı olup mahkeme işleri ile dahi  uğraşmaya gerek yoktu.

Hem ‘Herkesin her şeyi itirazsız  kabul ettiği adalet daha hızlı işliyordu.

 Adalet yerini bulmuş olacaktı.

 Hayata karşı tek  savunması işler zora girince bir an evvel oradan uzaklaşmak kaçmaktı… Kendisi de bunun farkındaydı ve en doğru yol kaçmaktı. Kaçanın anası ağlamazdı. İtle dalaşacağına çalıyı dolaş diye sıkı tembihler ile yetiştirilmişti. Hatta üniversite  yıllarında ailesinden en çok duyduğu ve aldığı tembihler arasında  ‘ sen karışma’ elbet bir itiraz eden olur  tembihi  değil miydi. Köyün baldırı çıplakları ve pis  bataklığı ile uğraşamazdı. Birkaç gün sonra köyün minibüsü  ile şehir merkezine gelerek  şirkete  istifa ettiğini belirten dilekçesini sundu.

Pis, mundar ve kokuşmuş bataklık ile hiç mücadeleye girişmedi. Ne kaybedeceğini ne kazanacağını görme şansını kendisine tanımadı.

 

Oysaki bataklığın ortasında  dahi olsa  insanın  yeniden dirilişi yine kendi mücadele ve kararlılık azmi sayesinde olabilirdi. Bataklığı küçümsedi, bataklığın kendisine ne katacağını bilmeden, adının anlamını vereceğini düşünemeden kaçacağı bir sonraki zorluk için şimdilik rahattı. 

Sevgilerimle.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


BASINDA BUGÜN
TÜM GAZETELER
yukarı çık