loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 07 Ekim 2018, Pazar 10:00
ERBİLKARAKOÇ

ERBİL KARAKOÇ

HAYATIN KISALIĞI ÜZERİNE

Hayat böyle işte önce ezilirsin, ezildikçe de beklersin ki bir yağmur gelsin peşine de gökkuşağı açsın.”

 

 Hayatın kısa olduğu özellikle orta yaş üzeri insanın sıkça dile getirdiği geçmişe yönelik bir sitemdir aslında. Normal şartlarda bir insan ömrü yüz yıla tekabül edebiliyor. Bu bence küçümsenecek bir zaman dilimi değil. Biz yine de çıtayı biraz indirelim ve buna normal şartlarda seksen yıl diyelim. Yine de çok uzun yaşadığımız söylenebilir. O vakit nedir “hayat kısa” demenin alemi. Ya da Orhan Veli’nin şu mısraları bize ipucu veriyor olabilir mi? “Hayat kısa kuşlar uçuyor.” Hayatın kısalığı insanın yaptığı ya da tercih ettiği işlerle doğru orantılı olsa gerek. Boş boş vakit öldürmek, bir makam bir mevki uğruna yıllarca başkalarının hizmetinde sorgusuz çalışmak. Amaçsızca gezinmek. Sadece kendi postunu düşünmek. İhtiyacından fazla mal-mülk sahibi olup, malın-mülkün kölesi olmak. Herkese her şeye şüpheci gözle bakmak.

Zaman içinde yaşar, zaman içinde bir değer taşırız!

 Fakat anamalcı toplumda insanların yaşamları yoktur sadece olguların değişmesiyle dağılıp- toplanacak ve belirli bir zümreye hizmet edecek yazgıları vardır. Yaşam orada tezgah üstü ve tezgah altı diye ikiye bölünür. Oysa “sürdürülebilir toplum yaşamı” insanların su gibi hava gibi olmazsa olmazlarıdır. Bizim memlekette “sürdürülebilir toplum yaşamı” üzerine pek fazla kafa yoran çıkmadığından, her dönemim pragmatizmi oluşmuştur. Ve bu çıkarcı yaşam alışkanlıkları insanları savurmakta bireyi sadece muhasebe hesabına indirgeyerek girdi-çıktı olarak görmektedir. Sürdürülebilir toplum yaşamının iki ana unsuru fırsat eşitliği ve liyakattir. Fırsat eşitliğinin olmadığı bir yerde liyakkattan da söz edemeyiz. Masaldaki gibi tavşanın uyumasını bekleyen kaplumbağa olmadığımızı varsayalım ve her tavşan uyuyacak diye genel bir kural olamayacağına göre, eşit şartlarda yarışma bilincini yeni nesillere öğretebilmeliyiz. Burada kaplumbağa ve tavşan adalelerine ve biyolojik yapılarına göre değil de her ikisinin de eşit olduğu zihin dünyalarına göre bir yarışa sokulsalardı. İşte fırsat eşitliği ve liyakat burada ortaya çıkardı. 

Hayat kısa!

 Bizim ömürlerimizde eşit olmayan yarışlarda oradan oraya savrulup gitmekte. Hatta öyle bir savrulmaktaki en yakınımızdaki çocuk gözlerimizin önünde büyürken bizler hayrete düşeriz. Ne çabuk büyüdüler, ne çabuk okudular ve hatta ne çabuk çocuk sahibi oldular. O ara biz ne yapıyorduk?  Gündelik ihtiyacımız olmayan şeylerle vakit geçiriyorduk. Şöyle ki; önyargılarımızla, kaç insanı hemen mahkum ettik bir düşünelim. Bizim fikrimizin aksi bir fikir olduğunda hemen yargıç cübbemizi kaç kere giymişizdir acaba? Böyle yaparak karşımızdakini cezalandırdığımızı düşünürken en büyük ceza kime kesilmiş oluyor? Hani yetmişinde zeytin diken o insanlar nerede? Herkes mi atlara binip gitti? İnsan yaşamak ve yaşatmak için vardır hiçbir karşılık beklemeden üstelik. Bu yeni bir dünyevi  ahlaktır. Çağımızın muhasır medeniyetler ahlakıdır.

Hayat kısa mı ? Yoksa bizler mi hayatın tuzundan biberinden tadından uzak bir yaşamla kendi hayatımızı/yemeğimizi kendimiz pişirip bir iki lokma tadına baktıktan sonra onu beğenmiyor geri kalanını çöpe döküyoruz! Kesin bir şey var yazdığım köşe kısa geliyor. Şaka yapıyorum bu köşe bile yeterince uzun!

Bekleme kardeşim ne ez-ne de ezil, sonrasında ne yağmuru bekle ne de ardından açacak gökkuşağını, yağmur da sensin gökkuşağı da sensin!

Sevgilerimle.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


BASINDA BUGÜN
TÜM GAZETELER
yukarı çık