loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 13 Eylül 2020, Pazar 10:00
MEHMETAKSOY

MEHMET AKSOY

DARBEZEDELER VE ZADELER!

Türk Ordusu Türk milletinin bağrından çıkmıştır. 12 Eylül Darbecileri, TSK’yı Türk milletinin bağrından kopardı, milletsiz ordu, ordusuz bir millet olamayacağını bildikleri için, ordu millet bütünleşmesi bir daha sağlanmasın diye orduyu milletten kopardılar, yalnızlığa mahküm ettiler.

Ülkücüler hiçbir zaman orduya ihtiyaç duymadı, ama Genelkurmay Başkanları 'asimetrik bir savaşla (oransız güçle) karşı karşıyayız' diyerek örtülü bir şekilde Ülkücülerden istediği desteği alamadığını ifade ettiler.

Askerin yapmadığı görevini yaptıkları için darağacına gönderilen Ülkücüler de geride kalanlar da Evren'e hakkını helal etmediği gibi; orduya da eski saygıyı bir daha duymadılar. Ülkücülerin Darbe öncesi mücadeleden çekilmiş olması binlerce subay on binlerce askerin şehit düşmesine neden oldu. Ülkücüler ve TSK cefasını çekerken bir kısım askerler, siyasiler ve yandaşları sefasını sürmüştür.

Darbeciler yaptıklarının hesabını ödemese de TSK, 12 Eylül Darbesinin faturasını çok ama çok ağır ödedi ve ödemeye devam ediyor. 12 Eylül’ün birinci derecede mağdurları Ülkücüler ikinci derecede mağduru da TSK olmuştur. 90’lı yıllarda askerler cemse cemse şehit edildi. Özel Harekat Polisleri terörü bitirmesine rağmen, asker Özel Harekatı dağıttı, sonra yine asker mağdur edildi, 28 Şubat 1997 sürecinde de 15 Temmuz !916 FETÖ Darbe Girişiminde de  askere operasyon yapıldı.

12 Eylül 1980 Darbesi'nden önce darbeye gerekçe olsun diye terörle mücadele etmesi gerekenler de ortam hazırladığı için, insanlar ölüyordu, 12 Eyül’den sonra insanlık öldü.  O zamanlar dört mevsim vardı. Bahardan sonra kış gelse de kıştan sonra bahar gelirdi. 12 Eylül son bahar oldu, bir daha bahar gelmedi bu topraklara.  Fidanlar kesildi, kökünden koparıldı bir daha çiçek açmadı.

ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 'Bizim çocuklar Türkiye’de yönetime el koydular' dediği zamandan kısa bir süre sonra Kenan Evren Samsun’a geldi,  bugünkü Bulvar AVM'in yerindeki Samsun Sigara Fabrikasında inceleme yaptı. Evren inceleme yaparken,  Sigara Fabrikasının karşısındaki tarihi Askeri Hastaneye çok sayıda albay geldi, içlerinde ek sivil bendim. Albayların çoğu Ankara’dan bir kısmı da Merzifon’dan gelmişti. Kenan Evren’le gelmişti.

Ankara’dan gelen bir Albay, Başhekim Rahmi Saraç'a (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) 'Harekata (darbe) kadar komünist olduğun hakkında yüzlerce şikayet geldi Genelkurmaya, hiçbirini dikkate almadım. Ancak şimdi de Faşistleri koruduğuna dair şikayetler geliyor, bu ne iştir?' diye sordu.

Başhekim Kıdemli Albay Saraç, 'Kimin şikayet ettiğini biliyorum, herkes de biliyor burada' dedi ve anlattı: Bir gece saat 02.00 sıralarında kapım çalındı. Kapıyı açtım. Birkaç asker ve bir askeri cip kapıda duruyordu. Silahımı çektim. ‘Beni mi tutuklayacaksınız, siz kimsiniz, komutanınız nerede’ diye sordum. “Komutanımız Sıhhiye Okulu’nda sizi bekliyor” dediler. Kapıyı kapattım. Sıkıyönetim Komutanını aradım.

Komutan, 'Abi, çocuklar bir b.. yemişler, buraya kadar gelmeniz gerekiyor, bir tutuklunun durumu iyi değil” dedi. ' Derhal hastaneye nakledin, ben de geliyorum' dedim.

Komutan kabul etmedi.Nakil sırasında duyulur endişesiyle, Sıhhiye Okulu'na gelmemi istedi. Tedavinin hastane dışında yapılamayacağını, başka çarenin olmadığını söylediğimde, kabul etti. Saat 02.30 gibi Sigara Fabrikası’nın yanındaki şu an içinde oturduğumuz hastanede buluştuk.

 Sorguladıkları bir genci getirdiler. Ben Bulgaristan, Çin ve benzeri gibi ülkelerde de doktorluk yaptım, çok farklı vakalarla karşılaştım. Ancak böyle bir vakayla hiç karşılaşmadım.

O kadar çok işkence görmüş ki genç. Tıbben izah edilemeyecek bir tansiyon ve nabız ölçüyorduk birkaç dakika aralıklarla. Rakamlar bir sıfırlanıyor, bir astronomik rakamlara ulaşıyordu. Hasta gidip geliyordu, ölüp, ölüp tekrar diriliyordu.Yaşaması tam anlamıyla mucizeydi. Komutan da olanı biteni izliyordu.

'Bir insana bunu nasıl yaptınız? Bu işkenceye manda bile dayanmaz. Hastanın kurtulma ümidi yok. Ancak kurtulursa işkence gördüğünü rapor edeceğimi söyledim.' Aramızda çok şiddetli tartışmalar oldu. Söz konusu kişinin Faşist Hüseyin Kurumahmutoğlu ve birçok cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

Ben de 'İyi ya zaten asılacak. Siz niçin öldürüyorsunuz? Bırakın mahkeme idam cezası versin ve infaz edilsin, siz yargısız infaz yapmayın' dedim, Komutan 'Suçu kabul etmeden nasıl cezalandırılacak? Önce suçu kabul ettirmemiz gerekiyor' dedi.

Ben tedavi ettim. İyileşti ve rapor düzenledim. Bu nedenle Ülkücüleri koruyor diye hakkımda şikayette bulunuldu. Faşistlikle suçlanan Yarbay Dr. Turgut Tokaç da Komünist bir tutukluyu tedavi edip rapor düzenlediği için, komünistlikle suçlanıyordu. Bizim burada 'Faşistlik ve Komünistlik' damgası böyle vuruluyor dedi başhekim.

Söz konusu H. Kurumahmutoğlu buralardaki sorgudan ateist, hatta komünist olarak bilinen bir başhekim sayesinde sağ salim kurtuldu ve Ankara’da sürdürülen MHP davasının sanığı olarak Mamak Cezaevine gönderildi. Mahkemesi devam ederken, namaz kıldığı bir sırada TSK’nın cezaevinde şerefli Türk Ordusunun şerefsiz bir askeri tarafından kafasına dipçikle vurularak katledildi. Samsun'da Komutanla başlayan yargısız infaz Ankara'da hain bir erle tamamlandı.

Türkiye'nin Darbe ortamına nasıl hazırlandığını, terör olaylarının en yoğun yaşandığı illerde 12 Mart 1971'den beri sıkıyönetim olduğunu bilmeyenler  Darbe’den sonra yaşananlardan da yeterince haberleri olmadığı için Askerin gece 05.00’te yaptığı darbeyi haklı görebiliyorlar.Bilgi sahibi olmadıkları halde kanaat sahibi oluyorlar.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


BASINDA BUGÜN
TÜM GAZETELER
yukarı çık