loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar 5.8097
  • Euro 6.6033
  • GR ALTIN 262.68
  • ÇEYREK 429.47

  • 11 Ocak 2019, Cuma 10:00
RAGIPGÖKER

RAGIP GÖKER

Bir kök hücre, bir hayat

Ölümcül hastalığa yakalanmış birini sağlığına kavuşturmak bizim elimizde ama nedense bunu yapmıyoruz.

Kök hücre bağışından söz ediyorum.

Şu sıralar sıklıkla kampanyalar düzenleniyor ama bağışçı sayısı bir türlü artmıyor.

Korkuyor olabilirsiniz.

Korku, insani bir duygudur bunu anlıyorum.

Ama korkmayın.

Kök hücre, eskiden leğen kemiğine yapılan bir operasyonla elde ediliyordu, bunu yapmak haliyle zor ve meşakkatliydi.

Ancak, bu işlem, geliştirilen bir yöntemle günümüzde çok kolay hale geldi.

 ‘’Periferik Yönetm’’ adı verilen bir uygulamayla, Kızılay’a bir tüp kan vererek bağışçı oluyorsunuz.

Bu işlemin, hastanelerde tahlil için kan verirken yapılandan farkı yok.

Bağışladığınız kan örneği, TÜRKÖK tarafından on yıl süreyle saklanıyor.

Bu sırada sizin bağışladığınız kan örneği, şifa bekleyen hastalardan birinin dokusuyla uyuşuyor ise, Kızılay sizi bir kere daha çağırıp ‘’Hala bağışçımızsınız?’’ diye soruyor.

‘’Hala bağışçıyım’’ demeniz durumunda ise, sizden bu defa bir ünite daha kan alınıyor ve o sırada kök hücre oluşturuluyor.

Bu kadar basit aslında.

Bunun için tek koşul var, o da 18-55 yaş aralığında olmanız.

Bir başka koşul da, bağışçı olacak kişinin bulaşıcı bir hastalık taşımıyor olmasıdır.

‘’Neden 55 yaş sınırı var?’’ diye sorarsanız, onunda bir cevabı var elbette.

Bağışının yaşıyor olması gerekiyor, zira kan örneği, saklandığı 10 yıllık süre içinde bir hastanın dokularına uymuşken, bağışının ölmüş olması halinde, o hastanın ve yakınlarının yaşayacakları hayal kırıklığının etkilerini varın siz düşünün.

En başından beri şunu anlatmaya çalışıyorum:

İnananlar olarak, Maide suresindeki ‘’Bir canı kurtarmak, bütün insanlığı kurtarmak demektir’’ şeklindeki Allah sözüne rağmen, çok basit bir işlemle, birinin hayatını kurtarmak elimizdeyken bunu yapmıyoruz.

Yazık.

Ne diyeyim başka.

 

                                     *  * *

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü

 

Çıraklık ettiğim günleri de hesaba katarsak, meslek yaşamımda 42 yılı geride bırakmış oluyorum. 
Bu meslek bana çok şey verdi.

İşimi onurumla yapmaya çalışırken, dik durmaya çalıştım, bunu da başardığımı sanıyorum.
Usta-Çırak ilişkisiyle yetiştirildim, bende emeği bulunan büyüklerimden Allah Razı olsun, umarım haklarını bana helal ederler.
Patronlarımdan da razıyım, umarım onlarda benden razı olmuştur.
Gerek muhabir, gerek yönetici olarak uzun yıllar çeşitli gazetelerde çalıştım. Şu sıralarda ise H.HALK’ta yazar olarak mesleğimi sürdürüyorum.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, 1961 Anayasasıyla birlikte gazetecilere sosyal hakların verildiği tarihtir.
Ama günümüzde birçok meslektaşım, bizim zamanında yararlandığımız bu hakların neredeyse tamamından yoksun olarak görevlerini yapıyor.
Gazetecilere sosyal hakları, güçlü olsunlar ve gerek iktidar mensuplarının, gerekse başka güç odaklarının ve hatta patronunun karşısında bile dik durabilsinler diye verilmiştir.
Sözlüklerde, Gazeteci tarifini, hükümet ve güç odakları karşısında dik duran kişi diye yapıyor.

Sorarım size:

Sosyal haklarını yitirmiş gazeteci, güç odakları karşısında nasıl dik durabilir.
Bu nedenle gelen mesajlar için tüm dostlara teşekkür ederim ancak, özelliğini yitirdiğine inandığım 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutlamıyor, bu güne dair kutlama ve etkinliklere katılmıyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık