• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 7 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 13 °C
  • Ordu 7 °C
  • Sinop 9 °C
  • Giresun 9 °C
  • Amasya 10 °C
  • Rize 9 °C
  • Trabzon 9 °C

Samsun'da Tramvay 01’e kadar

MEHMET AKSOY

Tramvay seferlerinin 23.45’te bitmesine büyük tepki vardı. İnsanlar Ramazan’da erkenden evine dönmek zorunda kalıyor, her iki yöndeki tramvayların son seferleri çok kalabalık oluyordu.  SAMULAŞ, bunca tepkiye rağmen 20 Haziran’a kadar direndi ve nihayet 20 Haziran’dan itibaren; 24.00,00.30 ve 01.00 tramvay seferleri ilave edilecek. Böylece insanlar erkenden evlerine gitmek zorunda kalmayacak.  

Belediye tefeci mi?

Kredi kartıyla Samkart yüklemelerinde alınan %3 komisyon, banka faizlerinin çok üstünde adeta tefecilik. Samsun Büyükşehir Belediyesi,  parayla para kazanmayı veya paradan para kazanmayı seviyor. Geciken su faturalarına uygulanan faiz de açma kapama parası da çok yüksek.

Büyükşehir’den haksız rekabet mi?

Samsun’un 17 ilçe bir de büyükşehir belediyesi varken, Büyükşehir Belediyesi imkanlarıyla, BB Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ın imtiyaz sahipliğinde çıkan Tramvay gazetesi, sadece Büyükşehir, İlkadım ve Atakum Belediyelerinin etkinliklerine yer veriyor; diğer belediyelere yer vermiyor. Yusuf Ziya Yılmaz, evladı gibi görmesi gereken belediyeler arasında neden ayrım yapıyor? ‘Duygusal’ nedenlerden mi onu kısa zaman içinde göreceğiz.

Büyükşehir Belediyesi belediye imkanlarıyla yaptığı cafe veya restoran işletmeciliğiyle de haksız rekabet yapıyor. Devletin yerinde, zaman zaman devletin personeliyle hizmet vererek, belediyenin raket veya billboardlarıyla reklam veya tanıtım yaparak özel sektöre karşı haksız rekabet oluşturuyor. Vatandaşa ucuz ve hijyen yeme, içme imkanı sağlamak yerine; özel sektörün fiyatlarıyla ama devletin imkanlarıyla hizmet sunuluyor.

Azrail prens mi?

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da 1976’da iyileştiğini gördüm.

Ancak Serap’ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.

Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.

Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

--''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.''

-- ''Niçin?" diye sordum.

--"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?"

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:

--"Doktora ulaşmak kolaydır. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..." dedim.

Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yani sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmış öğretime" dönmüştü… Vefatına bir hafta kala: 
--"Doktor bey'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"

--"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Şahadet sana uzun gelir. O anı fark edince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.

Dönüşümde annesi telefon ederek: 
--"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." Dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor."

Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.

"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem...

 --"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin."

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu: 
--"Doktor Bey...Azrail bana nasıl görünecek?"

--"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."

Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

-"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve devam etti:

--Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şahadet getirerek vefat etmeden biraz önce de;

--"Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş…!

Şanı Yüce Allah herkese son nefeslerinde Kelime-i Şahadet getirmeyi nasip etsin. (Amin)

Onk. Dr. Halûk Nurbaki'den gerçek bir hatıra..

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10