Paylaş

Atatürk’ün Kooperatifçilik Mirasının Asıl Anlamı

Atatürk’ün kooperatifçilik anlayışının bugün açısından en önemli tarafı burada ortaya çıkıyor.

Kooperatifçilik, devletin üreticinin yerine geçmesi değildir, ancak devletin kooperatifleri desteklemesi; üreticilerin kendi ekonomik örgütünü kurmasını sağlaması gerekir.

Kooperatifçilik, özel sektör düşmanlığı olmadığı gibi yardım dağıtmak da değildir; ama küçük üreticinin büyük sermaye karşısında ezilmesini önlemek, insanları ekonomik olarak güçlendirmek kooperatifçiliğin amacı ve görevidir.

Bugün İçin Çıkarılacak Dersler.

Bugün Türkiye’de tarımın en önemli sorunlarından biri üretimden çok üreticinin ekonomik gücüdür.

Çiftçi; tohumda, gübrede, mazotta, ilaçta, finansmanda, depolamada, taşımada ve pazarlamada tek başına kaldığında, üretim yapsa bile ortaya çıkan katma değerin önemli bölümüne aracılar el koymaktadır.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişteki kooperatifleri olduğu gibi yeniden kurmak değildir.

İhtiyaç duyulan şey, Atatürk dönemindeki temel düşünceyi 21. yüzyılın koşullarına uyarlamaktır.

Örneğin; Üretim kooperatifi + tarım kredi sistemi + modern depolama + işleme tesisi + dijital pazarlama + ihracat örgütlenmesi aynı ekonomik zincirin parçaları haline getirilebilir.

Böyle bir modelde çiftçi yalnızca “ürün satan kişi” olmaktan çıkar; üretimin finansmanına, işlenmesine, depolanmasına, pazarlanmasına ve ihracatına ortak olur.

Başka bir ifadeyle; Çiftçi sadece tarlanın sahibi değil, ürettiği ürünün oluşturduğu ekonomik değerin de sahibi olmalıdır. Gerçek kooperatifçilik budur.

Sonuç: Atatürk’ün Kooperatifçiliği Bir Geçmiş Değil, Gelecek Projesidir.

Atatürk’ün kooperatifçilik anlayışını yalnızca 1920’li ve 1930’lu yılların ekonomik koşulları içinde değerlendirmek doğru değildir. Çünkü onun ortaya koyduğu temel fikir bugün de geçerliliğini korumaktadır.

Tek başına kalan küçük üretici zayıftır; örgütlenen üretici ekonomik güçtür.

Ziraat Bankası’nın finansmanı, Tarım Kredi Kooperatiflerinin üretici örgütlenmesi, Tarım Satış Kooperatiflerinin pazarlama gücü, TMO’nun piyasa düzenleme görevi, Devlet Üretme Çiftliklerinin modern üretime öncülüğü ve tüketici kooperatiflerinin halkın satın alma gücünü koruması aynı düşüncenin farklı araçlarıydı.

Bütün bu kurumlar birlikte değerlendirildiğinde Cumhuriyet’in ekonomik projesinin önemli bir boyutu ortaya çıkmaktadır:

Üretimi artırmak, üreticiyi güçlendirmek, tüketiciyi korumak ve ekonomik bağımsızlığı kurumsallaştırmak.

Atatürk’ün 1931’de söylediği “birleşmede kuvvet vardır” sözü bu nedenle yalnızca kooperatifçilik tarihinin bir cümlesi değildir. Aynı zamanda Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık anlayışının da özünü anlatır.

Bugün Türkiye’nin tarım sorununu yeniden düşünürken yapılması gereken, geçmişi romantikleştirmek değil; o dönemin hangi problemi hangi kurumla çözmeye çalıştığını anlamaktır.

Ziraat Bankası neden vardı?

Tarım Kredi Kooperatifleri neden kuruldu?

Tarım Satış Kooperatifleri neden gerekli görüldü?

TMO neden oluşturuldu?

Atatürk neden örnek çiftlikler kurdu?

Neden çiftliklerini Hazine’ye devretti?

Neden kendisi kooperatiflere ortak oldu?

Bu soruların ortak bir cevabı vardır:

Ekonomik bağımsızlığın yolu, üreticiyi yalnız bırakmamaktan geçiyordu.

Ve belki de bugün yeniden düşünmemiz gereken temel mesele budur.

Atatürk’ün kooperatifçilik anlayışının 21. yüzyıldaki karşılığı; çiftçiyi koruyan değil, çiftçiyi güçlendiren; devlete bağımlı değil, devletin hukuki ve ekonomik desteğiyle kendi ayakları üzerinde duran; üreticiyi yalnızca hammadde sağlayıcısı olmaktan çıkarıp üretim zincirinin tamamına ortak eden demokratik bir ekonomik örgütlenme modeli olmalıdır.

Bu yönüyle kooperatifçilik, geçmişte kalmış bir Cumhuriyet kurumu değil; Türkiye’nin yeniden üretim ekonomisine, kırsal kalkınmaya ve ekonomik bağımsızlığa yönelmesinde kullanılabilecek çağdaş bir araçtır.

(5-Bölüm-Son)

Yorumlar (0)

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.