Cumhuriyet’in Üreticiye, Köylüye ve Milli Ekonomiye Dayanan Kalkınma Anlayışı (1)
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları yalnızca siyasi bağımsızlık mücadelesi değildir. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, siyasi bağımsızlığı ekonomik bağımsızlıkla tamamlamak ve savaşlarda yorgun düşmüş toplumun üretim gücünü yeniden ayağa kaldırmak istiyordu.
Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında ekonomi politikası yalnızca fabrikalar kurmak, devlet bankaları oluşturmak veya sanayileşmekten ibaret değildi.
Nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ni köyde yaşıyor ve ilkel şartlarda tarım-hayvancılıkla geçiniyordu. Köylünün üretime devam edebilmesi, çiftçinin tefecinin elinden kurtarılması, ürününü gerçek değerine yakın bir fiyatla satabilmesi, tarımsal girdilere ulaşabilmesi ve küçük üreticinin pazarda güçlü hale gelebilmesi de Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık projesinin temel hedefiydi.
İşte kooperatifçilik, bu noktada Atatürk’ün ekonomik düşüncesinin önemli araçlarından biri olarak ortaya çıktı.
Atatürk açısından kooperatifçilik, basit bir şirketleşme biçimi değil; daha geniş anlamıyla ‘küçük üreticinin birleşerek ekonomik güç kazanması, ortak sermaye oluşturması, üretim araçlarına erişmesi, ürününü pazarlayabilmesi ve ekonomik hayatın içinde edilgen değil etkin bir aktör haline gelmesi’ anlamına geliyordu.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın Cumhuriyet dönemi kooperatifçiliğine ilişkin bilgi notlarında 1920-1938 arasındaki hukuki gelişmelerin Atatürk’ün önderliğinde şekillendiğini ve Atatürk’ün kooperatifçiliği bizzat desteklediği ifade edilmektedir.
Kooperatifçilik Cumhuriyet’le birlikte sıfırdan başlamadı.
Türkiye’de kooperatifçilik düşüncesinin kökleri Cumhuriyet’ten daha eskidir.
1863’te Mithat Paşa tarafından kurulan ‘Memleket Sandıkları’, küçük çiftçiye kredi sağlama amacı taşıyordu. Bu yapı daha sonra Ziraat Bankası’nın oluşumuna giden sürecin de temelini oluşturdu. Ziraat Bankası da kuruluşunu 1863’teki bu yapılanmaya dayandırmaktadır.
Ancak Cumhuriyet dönemini farklılaştıran husus, bu dağınık ve sınırlı girişimlerin sistemli bir ekonomik kalkınma politikasının parçası haline getirilmesidir. Cumhuriyet, ekonomik kalkınmasını tarım ve tarıma dayalı sanayi alanında geliştirmeyi planlamış; Tarım Kredi ve üretim kooperatifleri, Ziraat bankası, Devlet üretme çiftlikleri, Toprak Mahsulleri Ofisi, üretim tekniklerinin ve üretim araçlarının geliştirilmesi kooperatifler aracılığıyla köylüye ulaştırılması toplumsal kalkınma projesinin kurucu ve taşıyıcı unsurları olarak görülmüştür.
Cumhuriyetin ekonomik kalkınma projesinde, köylünün kooperatiflerde örgütlenmesi, verimli ve sağlıklı üretim için eğitilmeleri, Halk Odaları, Halk Evleri, Köy Enstitüleri, Ziraat Okulları ve Sosyal Fabrikalar, toplumsal kalkınmanın, ekonomik ve kültürel bağımsızlığın temel unsurlarını oluşturmaktadır.
Atatürk’ün yaklaşımına göre küçük üretici tek başına kaldığında sermaye karşısında zayıftır; fakat örgütlendiğinde ekonomik güç haline gelebilir.
Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında kooperatifçilik; kredi, üretim, satış ve tüketim alanlarını birlikte kapsayan geniş bir ekonomik örgütlenme anlayışına dönüştürülmeye çalışıldı. Türkiye’de Tarım Kredi ve Tarım Üretim Kooperatifleri ve geniş anlamda ‘Kooperatif’ kavramı Atatürk ile başlamış, Cumhuriyetin temel kurumlarından biridir.
İzmir İktisat Kongresi ve yeni ekonominin temelleri
Cumhuriyet henüz ilan edilmeden önce, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi, yeni devletin ekonomik anlayışının şekillenmesinde önemli bir dönüm noktasıdır.
Kongrede Atatürk, kooperatifçilik konusunu gündeme getirerek, ortaklaşa çalışmanın önemini vurgulamış, halkın ortak iktisadi örgütlenmeler içerisine girmesi, ülkenin gelişmesi ve halkın refahı için elzem olduğunu ifade etmiştir.
Çünkü savaşlardan çıkmış Türkiye’de sermaye birikimi son derece sınırlı ve sanayi altyapısı yetersizdi. Tarımın büyük bölümü küçük üreticilere dayanıyordu. Köylünün krediye ve üretim araçlarına ulaşması güçtü.
Böyle bir ekonomide yalnızca özel sermayenin gelişmesini beklemek gerçekçi olamazdı. Devletin öncülüğüne ve yurttaşın ekonomik kurumlarda ve kooperatiflerde örgütlenmesine ihtiyaç vardı.
Bu nedenle 1923 yılında İstihsal, Alım ve Satım Ortaklık Kooperatifleri Nizamnamesi çıkarıldı. Düzenleme kooperatiflere devlet bütçesinden yardım yapılmasını ve Ziraat Bankası tarafından kredi verilmesini öngörüyordu. 1928’e kadar bu çerçevede yaklaşık 40 kooperatif kurulması, Cumhuriyet’in daha ilk yıllarında konunun ne kadar önemsendiğinin göstergesidir.
(1-Bölüm-devam edecek)
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.




