Paylaş

Tüketici Kooperatifleri/ Sadece Üreticiyi Değil Tüketiciyi de Korumak

Cumhuriyet’in kooperatifçilik anlayışının bir başka önemli boyutu tüketim kooperatifçiliğidir.

1925 yılında Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi kuruldu ve Atatürk bu kooperatifin bir numaralı ortağı oldu.

Bu ayrıntı da önemlidir; çünkü kooperatifçilik yalnızca “köylünün meselesi” değildir. Üreticinin korunması kadar tüketicinin korunması da ekonomik düzenin bir parçası olarak görülmektedir.

Tüketici kooperatiflerinin temel amacı, tüketicilerin ortak ihtiyaçlarını birlikte karşılayarak özellikle dar gelirli kesimlerin temel tüketim maddelerine daha uygun koşullarda ulaşabilmesini sağlamaktı.

Cumhuriyet dönemindeki tüketim kooperatifçiliğinin başlangıcı da 1925 Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi’ne dayandırılmaktadır.

Böylece kooperatifçilik iki tarafı birden kapsayan bir ekonomik düşünceye dönüşmektedir.

Üretici kooperatifi, üreticinin pazarlık gücünü artırıyor; Tüketici kooperatifi ise tüketicinin satın alma gücünü koruyor. Aracı ortadan kaldırılıyor.

Tarım Satış Kooperatifleri/ Üreticinin Pazardaki Gücü

Çiftçinin üretmesi yetmez; ürettiği ürünü hangi fiyata ve hangi koşullarda sattığı da önemlidir.

Cumhuriyet yönetimi bunu erken dönemde fark etti ve bu nedenle 1935 yılında 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu çıkarıldı.

Amaç, üreticilerin ürünlerini birlikte pazarlayabilmeleri ve ekonomik güçlerini artırabilmeleriydi. Tarım Kredi Kooperatifiyle üretimin finansmanı /Tarım Satış Kooperatifiyle ürünün pazarlanması / Ziraat Bankasıyla da finansal destek sağlanıyor ve böylece kooperatifçilikte önemli bir zincir tamamlanmış oluyor.

Bu yapı daha sonraki yıllarda İzmir İncir, İzmir Üzüm, Marmarabirlik, Çukobirlik, Antbirlik, Trakyabirlik ve benzeri tarım satış birliklerinin gelişmesinin de kurumsal temelini oluşturdu. Tarım satış kooperatiflerinin 1935 tarihli 2834 sayılı Kanun’la güçlü bir hukuki zemine kavuştuğu resmi kooperatifçilik raporlarında da belirtilmektedir.

TMO/ Toprak Mahsulleri Ofisi/ Üreticiyi Piyasanın İnsafına Bırakmamak

Burada kooperatifçilikle doğrudan aynı türde olmayan fakat aynı ekonomik anlayışın tamamlayıcı kurumu olan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), kooperatifler aracılığıyla üretim zincirine son ve güçlü bir halka olarak eklenmiştir.

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı tarım ürünlerinin fiyatlarını ciddi biçimde etkiledi. Devlet, buğday piyasasına müdahale ihtiyacını gördü.

1932’den itibaren bu görevi büyük ölçüde Ziraat Bankası üstlendi. Banka önemli üretim merkezlerinde buğday alım merkezleri oluşturdu ve üreticiden ürün almaya başladı. 1932-1938 arasında Ziraat Bankası’nın toplam 540 bin ton hububat alımı yaptığı belirtilmektedir.

Fakat bu görev zamanla bankanın asli faaliyetlerini aşan büyük bir uzmanlık alanına dönüştü ve 13 Temmuz 1938’de 3491 sayılı Kanun’la Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu.

TMO’nun temel görevleri arasında;

·        Buğday fiyatlarının aşırı düşmesini önlemek,

·        Tüketici açısından aşırı fiyat yükselişlerini engellemek,

·        Piyasayı düzenlemek,

·        Gerektiğinde ithalat ve ihracat yapmak,

·        Stok oluşturmak,

·        Buğdayın depolanmasını sağlamak,

·        Gerekli yerlerde un ve ekmek fabrikaları kurmak, bulunuyordu. 

Üretim projesine eklenen son halka TMO ile tarım piyasası kontrol altına alınmıştır. Çünkü tarımda fiyatların aşırı düşmesi üreticiyi üretimden koparabilir; aşırı yükselmesi ise tüketiciyi mağdur edebilirdi.

Bu nedenle TMO yalnızca devletin buğday satın aldığı bir kurum değil; aynı zamanda üretici ile tüketici arasında piyasa dengesini korumak ile görevlidir.

Zincirin bir başka halkası ‘Atatürk’ün Çiftlikleri’ sadece tarım işletmeleri değil; her biri ayrı ‘Okul’dur.

Atatürk’ün kooperatifçilik anlayışını anlamak için çiftliklerini incelemek ve anlamak gerekir.

Atatürk; Ankara’daki Orman Çiftliği başta olmak üzere Yalova, Silifke, Dörtyol ve Tarsus Piloğlu gibi farklı bölgelerde çiftlikler oluşturdu. Atatürk’den sonra benzer çiftlikler de açıldı.

Bu çiftliklerin amacı yalnızca ticari üretim yapmak değil; modern tarım tekniklerinin denenmesi, verimliliğin artırılması, yeni üretim yöntemlerinin uygulanması, makineleşmenin yaygınlaştırılması ve çevredeki çiftçilere örnek olunması hedeflenmiştir.

Atatürk’ün 11 Haziran 1937’de çiftliklerini Hazine’ye bağışlarken yaptığı açıklama bu bakımdan son derece önemlidir.

Atatürk, çiftliklerin;

·        Tarım tekniklerinin geliştirilmesi,

·        Üretimin artırılması,

·        Köylerin kalkındırılması,

·        Tarımsal araçların kullanılması,

·        Hayvan ırklarının geliştirilmesi,

·        Kooperatifleşmenin desteklenmesi, bakımından birer deneme ve örnekleme merkezi olduğunu ifade etmiştir.

Dolayısıyla Atatürk’ün çiftliklerini “özel çiftlik” olarak değerlendirmek eksik olur; çünkü, bu çiftlikler aynı zamanda Cumhuriyet’in tarımsal araştırma ve uygulama laboratuvarlarıdır.

1937’de çiftliklerin Hazine’ye bağışlanması ve 1938’de Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu’nun oluşturulması da bu deneyimin kurumsallaştırılması açısından önemlidir.

(3-Bölüm- devam edecek)

Yorumlar (0)

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.