Paylaş

Türk Dil Bayramı ve Türkçenin Hal-i Pür-Melâli

Cumhuriyet bir ulus-devlet anlayışıyla kurulmuştur. Bu devletin resmi dili Türkçedir ve Atatürk’ün deyimiyle: “Türkçe demek Türk demektir.” Anayasamızda (Madde 66) Türk tanımı ırk esasına göre değil, vatandaşlık esasına göre yapılmıştır. Öyleyse bu vatandaşları bir arada tutmanın, kaynaştırmanın, bütünleştirmenin, bilinçli birer yurttaş yapmanın, devleti tam bağımsız kılmanın bir yolu olmalıydı. İşte o yol dil birliğinden geçiyordu. Cumhuriyetten sonra Atatürk dil konusuyla bizzat ilgilenmeye ba...

Cumhuriyet bir ulus-devlet anlayışıyla kurulmuştur. Bu devletin resmi dili Türkçedir ve Atatürk’ün deyimiyle: “Türkçe demek Türk demektir.” Anayasamızda (Madde 66) Türk tanımı ırk esasına göre değil, vatandaşlık esasına göre yapılmıştır. Öyleyse bu vatandaşları bir arada tutmanın, kaynaştırmanın, bütünleştirmenin, bilinçli birer yurttaş yapmanın, devleti tam bağımsız kılmanın bir yolu olmalıydı.  İşte o yol dil birliğinden geçiyordu.

Cumhuriyetten sonra Atatürk dil konusuyla bizzat ilgilenmeye başlamıştır. Atatürk’ün önderliğinde, 1 Kasım 1928’de yeni Türk abecesi kabul edilmiş, 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. 26 Eylül 1932 tarihinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda ilk Türk Dil Kurultayı toplanmış; daha sonra bu kurultayların ikincisi 18 Ağustos 1934, üçüncüsü ise 24 Ağustos 1936 tarihinde yine Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün de katılımıyla gerçekleştirilmiştir. İlk Türk Dil Kurultayının toplandığı tarihte 26 Eylül günüTürk Dil Bayramı olarak kabul edilmiştir.

Atatürk’ün çeşitli zamanlarda, çeşitli vesilelerle Türk Dili hakkında söylemiş olduğu sözler vardır ve bunlar çok önemli tespitlerdir: “Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. (2 Eylül 1930)”,“Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. (2 Eylül 1930)”,“Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle, çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar (17 Şubat 1931)”,“Bizim Milliyetçiliğimizin esası, dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. (26 Eylül 1938)”,“Türk Milleti; geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin; kısacası bugün kendi milliyetini oluşturan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görmektedir. (1931)”

Sonuç olarak yaşamının son altı yılında Türkçenin zenginleştirilmesi için özel gayret gösteren Atatürk’ün, ölümünden bir yıl önce kendi el yazmasıyla yazdığı geometri kitabında; açı, üçgen, dörtgen, doğru, kesir, teğet... gibi birçok yeni terimi Türkçemize kazandırdığını, ayrıca mirasını da Türk Dil ve Tarih Kurumlarına bıraktığını belirtmek istiyorum.

Peki günümüzde durum nedir? Bence fecaattir. Bilerek veya bilmeyerek günlük konuşmalarımızda; başlamak yerine “start vermek”, saf dışı bırakmak yerine “ekarte etmek”, tamam, olur yerine “okey demek”; uyum yerine “adapte”, çaba yerine “efor”, büyük yerine "makro", küçük yerine "mikro", varış noktası yerine “destinasyon”, konum yerine “lokasyon”, etkinlik yerine “rekreasyon”, elverişli yerine “ergonomik”, gerçek yerine “reel” gibi pek çok kelimenin bilinen yaygın Türkçesi varken, yabancı dillerdeki karşılıklarını kullanır hale geldik. Bu örneklere daha yüzlercesi eklenebilir.Ayrıca “Rumeli” yerine “Roumelie”, “Durak” yerine “DoRock”, “Paşa” yerine “Pasha” ve “Eylül’ün” yerine “Eylül’s” gibi Türkçe kelimeleri yabancı dil kurallarına göre yazarak kullanmak sıradan hale geldi.

Atatürk’ün emriyle kurulan TDK’nin temel amaçlarından biri de işte dildeki bu kötü gidişe bir dur demektir. Bunun için mutlaka bir dil gümrüğü oluşturulmalı; başta eğitimciler olmak üzere, basın-yayın kuruluşları, kamu kurumları bu konuda sık sık uyarılmalı ve hem konuşma hem de yazışmalarda yaygın bilinen Türkçe kelimelerin kullanılması salık verilmelidir. Eğer yabancı kökenli bir kelime kullanılacaksa da -örnek olarak televizyon gibi- bu kelime Türkçe kurallara göre alınmalı ve kullanılmalıdır.

Türkçemiz bizim kimliğimizdir, benliğimizdir, varoluş nedenimizdir, geleceğimizdir. Bu nedenle dil meselesi siyaset üstü milli bir meseledir, beka meselesidir. Dilimizi kaybedersek milliyetimizi, hürriyetimizi, devletimizi kaybederiz. Millet olarak, kültür emperyalizminin hüküm sürdüğü günümüzde en önemli meselemiz dilimizin muhafaza edilmesidir.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.