YSK kararının AKP’ye etkisi
‘’Yüksek Seçim Kurulu zannediyorum ki adil bir karar verecektir. Sıkıntı içerisinde olduklarını görüyorum. Allah onlara kolaylık versin. Adaletten ayrılmasınlar. Adalet neyi emrediyorsa onu yapsınlar. Çünkü yanlış yaptığınız şeyi ileride düzeltmek mümkün olmuyor ve genelde halkın tepkisi farklı şekillerde tecelli ediyor. Ekrem İmamoğlu'nun bile hak kazanmadığı büyük bir popülariteyi biz kendi ellerimizle ona vermiş olduk."
Bu sözler, YSK’nın İstanbul seçimine dair kararını vermeden bir gün önce konuşan Bülent Arınç’a ait.
Ne yalan söyleyeyim, Bülent Arınç’ın siyaset yapma biçimini hiçbir vakit beğenemedim.
Basın Yayın ve TRT’den sorumlu Başbakan Yardımcısı olduğu bir dönemde Çorum’da yapılan bir toplantı sonrasında kafilenin başında yapılan İskilip ziyaretinde, ‘’Mübarek Topraklara Hoşgeldiniz’’ şeklinde bir pankartla karşılanmamıza, devleti yönetenlerden biri olarak ‘’Burasının nesi mübarek’’ diyerek tepki göstermemişti.
İskilip, Atıf Hoca gibi bir cumhuriyet düşmanını yetiştirdiği için mi, yoksa Ebussuud’un doğum yeri olduğu için mi mübarek sayılıyor bilemedim.
Ve fakat.
Benim mübarek bildiğim sadece üç şehir vardır.
Biri Kabe’nin şehri Mekke’dir.
Biri Peygamberimin yattığı Medine, bir diğeri ise Mescidi Aksa’nın bulunduğu kadim şehir Kudüs’tür.
Başka mübarek toprak bilmem.
Bunu iddia edenlere de itiraz ederim.
Ki; O tarihte bunu yazınca İskiliplilerden tehdide varan eleştirilen almıştım ama
Bülent Arınç böyle karşılanmaya tepki göstermemişti.
FETÖ’nün kozmik Oda’ya girişine bahane gösterdiği, kendisine suikast yapılacağı şeklinde komik iddiaya da karşı da sessiz kalmıştı Bülent Arınç.
O tavırlarına o gün hiç şaşırmamıştım ama YSK kararı öncesi yaptığı açıklamaya doğrusunu söylemek gerekirse şaşırdım.
Beklemediğim bir hareketti.
AK Parti’de bir şeyler oluyor.
Arınç’ın, ‘’Kim sert olduysa, kim nefret dilini kullandıysa, kim tehdit ettiyse kaybetti. Ben 'Kim' diyorum, siz içine kimi koyarsanız koyun da beni bulaştırmayın’’ sözü ne kadar çarpıcısıysa, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, YSK kararı sonrası attığı "Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım" şeklindeki twitter mesajı da o kadar ilginçti.
Bir o kadar da düşündürücü.
Parti içinde muhalefet kazanı kaynamaya başladı galiba.
Davutoğlu’nun da, 31 Mart seçimlerini değerlendirirken, metal yorgunluğu gibi muğlak ifadelerle küstürülerek devre dışı bırakıldığını ileri sürerken, "Daha da tehlikelisi, kendisini partimizin kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışması teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatlamıştır" şeklinde ifadelerini, başkaldırının ortaya çıkışı gibi yorumlamak mümkün.
YSK’nın İstanbul seçimine dair verdiği karar halkın büyük bölümünde haksız ve hukuk cinayeti olarak yorumlandı.
Bu çok normal.
Ama bizzat Gül ve Arınç gibi ağır toplar tarafından da eleştirel ifadeler kullanılmasını AK Parti’de kırılmanın bir işareti gibi yorumlamak mümkün.
Buradaki önemli soru şu:
Gül ve Arınç kimin yanında yer alacak?
Zira iki ayrı hareketten söz ediliyor.
Biri Babacan’ın başını çektiği, diğerinin de Davutoğlu’nun başını çektiği iki hareketin içinden doğacak iki partiden söz ediliyor.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.




