Türkiye Cumhuriyeti yalnızca bir devlet değildir. Aynı zamanda yüzlerce yıllık bir arayışın, bir kurtuluş mücadelesinin ve büyük bir toplumsal dönüşümün eseridir.
Bu Cumhuriyet; işgal altındaki bir ülkenin küllerinden doğmuş, bağımsızlık iradesiyle şekillenmiş ve millet egemenliği üzerine inşa edilmiştir. Onu ayakta tutan yalnızca kurumları değil; özgürlük, hukuk, eşit yurttaşlık ve ulusal egemenlik gibi temel değerleridir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girdiğimiz bugünlerde ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sorunlar yalnızca ekonomik veya siyasi sorunlar değildir. Toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği, kurumlara duyulan güvenin zayıfladığı ve yurttaşların geleceğe ilişkin kaygılarının arttığı bir dönemden geçiyoruz.
Böylesi dönemlerde sorumluluk sahibi olmak zorundayız.
Sorumluluk sahibi olmak; öfkeye teslim olmamak, bilgi kirliliğine kapılmamak ve kişisel hesapları ülke meselelerinin önüne koymamak demektir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel önemi de tam burada ortaya çıkmaktadır. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir. Bu tarihsel gerçek hiç kimseye ayrıcalık vermez. Aksine, hepimize daha büyük bir sorumluluk yükler.
Kurucu parti olmanın anlamı; Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip çıkmak, demokrasiyi güçlendirmek, hukuku savunmak ve millet iradesini her şart altında korumaktır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey yeni ayrışmalar değil, ortak akıldır. Yeni kutuplaşmalar değil, toplumsal dayanışmadır. Yeni gerilimler değil, Cumhuriyet’in kurucu değerleri etrafında yeniden buluşabilmektir.
Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadroların bizlere bıraktığı en büyük miras da budur.
Bu nedenle Cumhuriyet’e, demokrasiye ve millet egemenliğine inanan herkesin tarihî bir sorumluluk taşıdığına inanıyorum.
Çünkü Cumhuriyet yalnızca geçmişimizin değil, geleceğimizin de teminatıdır.
Kaynak: Haber Merkezi