Kıymetli okuyucu; tarih boyunca süregelen hak ve batıl mücadelesinin 20. yüzyıldaki en çetin duraklarından biri olan Çanakkale Zaferi'ni, şehadet bilincini ve bu büyük destandan günümüz müminlerinin alması gereken dersleri hep birlikte idrak ediyoruz.
İŞTE YAZININ TAMAMI:
Kıymetli Okuyucu!
Yazımıza başlarken, bizleri yaratan, nimetler veren ve bizi Müslüman olarak isimlendirip yaşatan Rabbimize hamd, İnsanın insanlığını kaybettiği şu zamanda, insanlığı, iyiliği, ibadeti ve şehadeti bize öğreten Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’e salat ve selamlar olsun.
Kardeşler! Bu gün sizlerle Çanakkale Zaferimizi ve Şehidlerimizi anlamaya ve o büyük mücadeleden günümüz insanının alması gereken dersleri konuşacağız. İnsanlık tarihine baktığımızda, toplumsal hayatın ilk zamanlarından itibaren Ademoğlu iyi ve kötü, haklı ve haksız, zalim ve mazlum, kafir ve mümin, abid ve sapık gibi iki zıt hayatın savunucuları olmuştur. Aralarındaki mücadele ise hak ve batıl mücadelesi olarak günümüze kadar devam edegelmiş, bundan sonra da devam edecektir.
Habil ve Kabille başlayan bu mücadele İbrahim (a.s) ve Nemrut’la devam etmiş, Musa (a.s) ve Firavunla güncelliğini korumuş, İsa (a.s) ve Yahudilerle tekrar etmiş, Muhammed (s.a.v) ve ebu cehillerle kendini yenilemiş, bu gün olduğu gibi bundan sonra da devam edip gidecektir.
Peygamberimiz (s.a.v)’e Kur’an’ın nuzülü ile başlayıp kıyamete kadar devam edecek olan Ahir Zamanın Hak batıl mücadelesi, değişik mekanlarda değişik isimlerle olmuş ve olmaya devam edecektir. Bu hak ve batıl mücadelesi, 1915 yılına gelindiğinde, Çanakkale Savaşı olarak tarihin sayfalarına yazılacaktır. Yahudilerin teşviki ile başlayan 1. Cihan Harbi içinde, İngilizler tarafından oluşturulan Haçlı ittifakının Hilale karşı giriştiği yok etme saldırısıdır.
Çanakkale Savaşı, deniz ve kara savaşlarından oluşmaktadır. 18 Mart 1915’te Türk askerinin zaferiyle, deniz muharebeleri son bulmuş ve yaklaşık dokuz ay sürecek kara muharebeleri kısmı başlamıştır. 25 Nisan 1915’ten 9 Ocak 1916’ya kadar süren Çanakkale Savaşımız, 250 bin civarında İngiliz ve Fransız askerinin ölümü, 213 bin Mehmetçiğin Şehadeti ile neticelenmiştir.
Kıymetli Okuyucu! Çanakkale Savaşımızı Mehmet Akif şu dizeleri ile bizlere anlatmaktadır:
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!”
Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Avustralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada! …..
Allahü Teala, İnsanın dünyası ve dünyanın huzuru için, Cihadın ne kadar mühim olduğunu şöyle beyan eder: “Yoksa, Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirlemeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?” (Âli İmran, 3/142)
“(Ey müslümanlar!) Size ne oluyor da: “Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı lütfet.” diyen, ezilen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?!
” (Nisa, 4/75); “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Küfre sapanlar da (Allah’ın emirlerinden uzaklaştıran ve kendi emir ve yöntemlerini hâkim kılmak isteyerek ilâhlık taslayan) tâğût uğrunda savaşırlar. O halde (ey iman edenler!) Siz (de) şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi çok zayıftır.” (Nisa, 4/76)
Kıymetli okuyucu! Cihadın sonu şehadettir. Şehadetse, Cennettte Nübüvvet ve Sıddıkiyat makamlarından sonra en yüce üçüncü makamdır. Rabbimiz Şehidlerin kendi katındaki durumlarını da şu şekilde müjdelemektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.” (Ali İmran, 3/169-170)
Zamanımız Müslümanları tarihinden ders alarak, Kur’an ve Sünnetin tarif ettiği gibi dostunu ve düşmanını belirlemeli. Düşmanlarına karşı her an teyakkuzda olmalı, dostları ile arasını candan bir dost olarak güzel tutmalıdır. Günümüz Müslümanı bu günün batısından insanlığa hayır gelmeyeceğini bilmeli ve insanlığın hidayeti için İslam Kardeşliğini tesis ederek insanlık için, mazlumlar için, Allah için Cihada devam etmelidir.
Haber Merkezi