Bu birkaç günlük molayı biraz daha keyifli geçirmek isteyenler için editör ekibi olarak kendi önerilerimizi bir araya getirdik. "Ne izlesem?", "Uzun zamandır doğru düzgün bir şey okumadım", "YouTube’da algoritma yine aynı şeyleri gösteriyor" diyenlerdenseniz, burada güzel bir kaçış rotası bulabilirsiniz. Son dönemde dönüp durduğumuz filmler, elimizden bırakamadığımız kitaplar ve fark etmeden saatler geçirdiğimiz YouTube kanallarını sizin için derledik.
KİTAP ÖNERİLERİ İLE EDERBİYAT YOLCULUĞU
Ophelia - Lisa Klein:

Shakespeare’in "Hamlet"inde Ophelia çoğunlukla başkalarının gözünden var olur: sevilir, yönlendirilir, delirir ve ölür. Lisa Klein bu romanı tam da o sessizliğin içinden çıkarıyor. Ophelia burada sadece trajik bir figür değil, kendi hikayesini anlatan, sarayın tehlikelerini gören ve hayatta kalmanın yollarını arayan biri. Tanıdık sandığınız bir hikayenin içinden bambaşka bir ses yükseliyor.
Türkiye'de Çağdaşlaşma - Niyazi Berkes:

Niyazi Berkes’in bu temel eseri, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan modernleşme sürecini sadece siyasi bir dönüşüm olarak değil, zihinsel ve kültürel bir kırılma olarak da ele alıyor. Laiklik, Batılılaşma, din ve devlet ilişkisi, reform fikri ve buna karşı gelişen dirençler kitabın merkezinde. Türkiye’nin bugününü anlamak isteyenler için hâlâ dönüp bakılması gereken metinlerden biri.
Savaş - Louis-Ferdinand Céline:

Louis-Ferdinand Céline’in ölümünden yıllar sonra bulunan bu metin, Birinci Dünya Savaşı’nı kahramanlık ya da büyük tarih anlatısı olarak değil, bedenin ve zihnin parçalanması olarak ele alıyor. Céline’in kendi cephe deneyiminden izler taşıyan kitapta zaman dağınık, cümleler sert, anlatı huzursuz. Bu yüzden "Savaş", sadece savaş üzerine bir roman değil; travmanın dili nasıl bozduğunu gösteren karanlık ve çarpıcı bir metin.
Batı'nın Çöküşü - Oswald Spengler:

Oswald Spengler bu kitapta medeniyetleri canlı organizmalar gibi düşünür: doğarlar, büyürler, olgunlaşırlar ve sonunda çözülmeye başlarlar. Ona göre Batı medeniyeti de yaratıcı enerjisini kaybedip daha mekanik, daha yorgun bir uygarlık evresine girmiştir. 1918’de yayımlandığından beri hem çok eleştirilen hem de çok okunan bu kitap kolay bir okuma değil. Ama dünyaya bakışınızı yerinden oynatabilecek türden.
Görünmez Kentler - Italo Calvino:

Italo Calvino’nun bu kitabında Marco Polo, Kubilay Han’a gezdiği şehirleri anlatır. Ama bu şehirlerin hiçbiri yalnızca şehir değildir. Biri belleğin, biri arzunun, biri ölümün, biri aynaların, biri kaybolmuş ihtimallerin şehridir. Kitap ilerledikçe Marco Polo’nun belki de hep aynı yeri, Venedik’i anlattığı hissi güçlenir. Roman gibi değil, küçük küçük açılan bir düşünce haritası gibi okunur.
Yaratıcı Eylem: Bir Var Olma Biçimi - Rick Rubin:

Rick Rubin’in kitabı, yaratıcılığı yalnızca sanatçılara ait özel bir yetenek gibi görmüyor. Daha çok dünyayı nasıl duyduğunuz, nasıl fark ettiğiniz ve neye dikkat ettiğinizle ilgileniyor. Johnny Cash’ten Red Hot Chili Peppers’a, Adele’den Kanye West’e uzanan uzun prodüktörlük deneyiminden süzvlen bu metin, "nasıl üretirim?" sorusundan çok "nasıl alıcı hale gelirim?" sorusuna yaklaşıyor. Sanatsal bir hayat kurmaya çalışan herkes için iyi bir eşlikçi.
SİNEMA DÜNYASINDAN UNUTULMAZ FİLMLER
The Secret Face (1991):

İstanbul’un barlarında ve meyhanelerinde fotoğraf çeken genç bir fotoğrafçı, çektiği kareleri gizemli bir kadına götürüyor. Kadın, bu fotoğrafların içinde hayalindeki yüzü arıyor ve sonunda küçük bir mahallenin saatçisinde onu bulduğunu düşünüyor. Ama arayış başladığında hem saatçi hem kadın giderek kayboluyor. Orhan Pamuk’un yazdığı Kara Kitap’ın bir hikayesinden uyarlanan The Secret Face, düşle gerçeğin birbirine karıştığı, aramanın bulmaktan daha önemli hale geldiği bir film. (Yönetmen: Ömer Kavur)
Paris, Je T'aime (2006):

Paris’in 18 farklı semtinde geçen kısa hikayelerden oluşan bu film, tek bir şehirden birçok farklı duygu çıkarıyor. Coen kardeşlerden Alfonso Cuarón’a, Gus Van Sant’tan Wes Craven’a uzanan geniş yönetmen kadrosuyla her bölüm başka bir Paris gösteriyor: romantik, yalnız, tuhaf, hüzünlü, tesadüflerle dolu. Uzun bir filme odaklanmak istemeyen ama bir şehrin içine küçük küçük girmek isteyenler için ideal. (Yönetmenler: Joel & Ethan Coen, Alfonso Cuarón, Gus Van Sant, Wes Craven ve daha fazlası)
Dersu Uzala (1975):

Akira Kurosawa’nın en sessiz ama en güçlü filmlerinden biri. 1900’lerin başında Sibirya taygasını haritalayan bir Rus keşif ekibi, ormanı bir şehir gibi okuyabilen yaşlı Nanai avcısı Dersu Uzala ile karşılaşır. Dersu doğayı sadece bilen değil, onunla birlikte yaşayan biridir. Film de bu karşılaşma üzerinden medeniyet, dostluk, yaşlılık ve insan onuru üzerine sabırlı, ağır ağır işleyen bir hikaye kuruyor. (Yönetmen: Akira Kurosawa)
The Tree of Life (2011):

Terrence Malick’in 1950’ler Teksas’ında başlayan ama giderek evrenin başlangıcına kadar açılan filmi, Jack O’Brien’ın çocukluk anıları üzerinden aile, inanç, keder ve varoluş üzerine düşünüyor. Jack’in annesi şefkati, merakı ve lütuf yolunu temsil ederken; babası dünyanın daha sert, rekabetçi ve acımasız tarafını taşıyor. Yetişkin Jack ise kardeşinin ölümüyle, ailesinden miras kalan bu iki zıt dünya arasında sıkışmışlıkla ve kendi ruhsallığıyla yüzleşmeye çalışıyor. (Yönetmen: Terrence Malick)
Touki Bouki (1973):

Dakar’da yaşayan motosikletli bir genç adam ve üniversiteli bir kadın Paris’e kaçmak ister. Ellerinde büyük bir plan yoktur; sadece gitme, başka bir hayata sıçrama arzusu vardır. Djibril Diop Mambéty’nin 1973 tarihli filmi, bu kaçış fikrini sömürgecilik sonrası kimlik, aidiyet ve özgürlük meselesiyle birlikte düşünür. Afrika sinemasının dönüm noktalarından biri olarak anılması boşuna değil. (Yönetmen: Djibril Diop Mambéty)
Velvet Goldmine (1998):

Todd Haynes’in glam rock’a yazdığı bu parlak, kaotik ve teatral aşk mektubu, 70’lerin yıldızı Brian Slade’in sahnede ölümünü sahteleyip ortadan kaybolmasının ardından başlıyor. Yıllar sonra bir gazeteci bu kayboluşu araştırırken anılar, performanslar ve kimlikler birbirine karışıyor. "Velvet Goldmine" sadece bir müzik filmi değil; kendini yaratmak, bir efsaneye dönüşmek ve o efsanenin içinde kaybolmak üzerine göz kamaştırıcı bir film. (Yönetmen: Todd Haynes)
YOUTUBE'DA UFUK AÇAN DİJİTAL KANALLAR
Dezeen:

Mimari, tasarım, iç mekan, moda ve sanatla ilgilenenler için Dezeen, YouTube’da kaybolmanın en iyi yollarından biri. 2006’dan beri yayında olan Londra merkezli tasarım platformu; dünyanın farklı yerlerinden evleri, stüdyoları, objeleri ve yaratıcı süreçleri ekrana taşıyor. Bir binanın, bir sandalyenin ya da bir odanın arkasında nasıl bir düşünce olduğunu merak ediyorsanız, burası iyi bir başlangıç.
City Beautiful:

Bazı sokaklar neden daha yaşanabilir hissettirir? Bir şehir neden yürümeye davet ederken bir diğeri insanı arabaya mecbur bırakır? City Beautiful bu soruların peşinden giden, şehir planlamasını sıkıcı bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarıp gündelik hayatla ilişkilendiren bir kanal. Yürünebilirlik, toplu taşıma, kentsel dönüşüm ve konut politikaları gibi konuları gerçek örneklerle anlatıyor.
Chase Hughes:

İnsan davranışlarını, beden dilini ve ikna psikolojisini merak edenler için Chase Hughes’un videoları kısa ama yoğun bir alan açıyor. Eski askeri ve istihbarat eğitmeni geçmişinden gelen Hughes, birinin ne hissettiğini, neyi sakladığını ya da hangi işaretlerle kendini ele verdiğini anlatıyor. İnsan doğasını biraz daha yakından okumak isteyenler için algoritmanın içinden çıkabilecek en ilginç duraklardan biri.
Baumgartner Restoration:

Bazen YouTube’da ihtiyacınız olan şey bilgi değil, sabırdır. Baumgartner Restoration tam da bunu sağlıyor. Scott Baumgartner eski ve yıpranmış tabloları restore ederken süreci adım adım gösteriyor: kirlenen yüzeyler temizleniyor, çatlak boyalar onarılıyor, kaybolmuş renkler geri geliyor. Yorum yok, acele yok, gösteriş yok. Sadece eller, fırçalar ve yavaş yavaş iyileşen tablolar.
Rick Beato:

Müziği sadece dinlemek değil, gerçekten duymak isteyenler için Rick Beato iyi bir kanal önerisi. Prodüktör ve müzisyen geçmişiyle Beato; şarkıları parçalara ayırıyor, armonileri, prodüksiyon tercihlerini, vokalleri ve düzenlemeleri tek tek inceliyor. "Bu şarkıyı harika yapan ne?" sorusuna hem teknik hem de anlaşılır cevaplar veriyor. Müzikle daha derin bir ilişki kurmak isteyenler için tam bayramlık bir keşif alanı.
Tuğçe Gevşek