Beyaz Işık… Sarı Işık…

Beyaz Işık… Sarı Işık…

Hazır

Giriş: 07.01.2026 10:00 Güncelleme: 30.05.2026 19:49
Toplumda göz önünde olan insanların ne söylediğine çok dikkat etmesi gerekiyor. Hele ki bu kişiler hem göz önünde hem de sevilen, sözü dinlenen kişilerse… Şu an bahsedeceğim kişi tanınmış olması...

Toplumda göz önünde olan insanların ne söylediğine çok dikkat etmesi gerekiyor.

Hele ki bu kişiler hem göz önünde hem de sevilen, sözü dinlenen kişilerse…

Şu an bahsedeceğim kişi tanınmış olmasına rağmen apaçık ismini yazmayacağım.

Sosyal medyada birçok kişinin tanıdığı; çokça videoları, uygulamalarda podcastleri ve raflarda kitapları olan, klinik psikolog ve yazar olarak tanınan bir kişi.

Aslında kendisini dinler, bazı söylediklerini de paylaşırdım ama birkaç ay önce paylaştığı bir videosunda duyduklarıma inanamadım.

Bahsettiği konu, ülkemizde de tatlı atışmaların malzemesi olan, evimizde kullandığımız beyaz ya da sarı ışık (gün ışığı aydınlatıcı) hakkındaydı.

İzlediğim videosundaki sözleri aynen şöyleydi:

“Gelelim evdeki ışık kullanımına. Ben buna çok takık durumdayım. Bazı insanlar devamlı beyaz ışıkta, floresan ışıkta duruyorlar ya; o ne Allah aşkına? Hastane ışığı gibi. Beyaz ışığı genelde iş yerlerinde tercih ediyorlar, gündüz zamanları. Çünkü odaklanmayı artırıyor, insanı daha uyanık hâle getiriyor, uyarıcı bir tarafı var. Ama akşam sen gün boyu zaten bu ışıklara maruz kalmışsın; bir de evde o beyaz ışığı kullandığın zaman sakinleşmeni engelliyor, rahatlamanı yavaşlatıyor ve bu bence gerçekten önemli bir mevzu. Ama sarı ışık daha böyle insana keyifli hissettiren, dinlenme moduna geçtiğini gösteren şeyler...”

Şimdi buraya kadar tüm kabul edilebilir fikirlerini sunmuş ama bundan sonra duyduklarım “Yahu ne alaka?!” dedirttirdi bana.

“Ben beyaz ışık kullanan insanların birazcık özensiz olduklarını düşünüyorum. -Aman ne var, o da aydınlatıyor bu da aydınlatıyor?!-

Hayır, aslında hayat küçük detaylar üzerine gidiyor ama sen bu küçük detayları önemsizleştirirsen anlamlı bir şekilde hayat kaliten düşmeye başlıyor. Yani birazcık ışık seçimi de bizim özenli olup olmadığımızı, hayata karşı detaylara önem verip vermediğimizi gösteren şeylerden bir tanesi.”

Gelelim en tuhaf olan o son cümleye:

“Dostunuzu beyaz ışık kullananlardan değil, sarı ışık kullananlardan seçin derim. Bu insanlar özellikle seçiyorlarsa bu sarı ışığı; daha keyifli, iç dünyası zengin insanlar diyebilirim.”

Elbette bu paylaşımın altında destekleyenler, tepki gösterenler, tepki gösterenlere “Bakın beyaz ışık kullananlar nasıl da sinirli ehehe.” diyenler falanlar filanlar vardı.

Her şeyden önce, başta da söylediğim gibi birçok kişi tarafından takip edilen birinin böylesi katı ve ayrıştırıcı bir yaklaşımda bulunması tuhafıma gitti.

Üstelik sonda bahsettiği gibi sarı ışık kullanan herkes söylediği gibi insanlar olmuyor; bahsettiği denklem tam tersi olabiliyor hatta. Tavrına bakılırsa kendisi de pek nasiplenememiş o çok övdüğü durumun etkilerinden... :)

Gelelim işin bu hikâyede yanan "ben" kısmına…

Açıkçası ben beyaz ışıkla büyüdüm.

Beyaz ışığın daha tetikte tuttuğu kısmı doğru ama aynı zamanda her yanı aydınlatan bir seçim olduğu için aslında beni bu yönden rahatlattığı da bir gerçek.

Detaycı ve sadece gündüz değil akşamları da el işi (nakış) gibi incelik isteyen işlerden yapan biriyseniz beyaz ışık zaten kesinlikle olması gereken bir şey.

Buraya kadar tamamdık. Paylaşımı yapan kişiyi inceden ciddiye almamaya başlamışken videodaki yorumlardan birkaçı, farklı bakış açısı olduğu için dikkatimi çekti.

Elimdeki ışık tonu ve ışık yoğunluğu ayarlanabilir büyük selfie ışığı aparatını açtım. “Hadi bakalım neler olacak, bahsettikleri kadar var mıymış bugün ışığı?” dedim.

Başlangıçta sarı ışığın odanın bazı köşelerini karanlık bırakması beni huzursuz etti; sanki orada bir belirsizlik vardı ve ben daralmaya başladım. O meşhur sarı ışığımızın ışık yoğunluğunu biraz daha artırdım ama beş dakika olmadan bir anda "Nefes alamıyorum!" diye kuş gibi çırpınmaya başladım.

İlk defa yaşadığım bu olayda o kadar ne yapacağımı bilemedim ki panikle kendimi banyoya attım. Suyun rahatlatması, temiz hava alma süreci derken "Tamam." sandım ama değilmiş...

Birkaç akşam sonra herhangi bir ses duymamış ve kâbus görmemişken gecenin bir yarısı korku dolu bir derin nefesle yataktan fırlayıp nefes alabilmek için pencereye koştum.

Bu sefer de çare; beyaz ışık ve "4+4+4 nefes tekniği" uygulamayla geldi. (4 saniyede burundan nefes al, 4 saniye tut, 4 saniyede ağızdan nefesi ver ve bunu birkaç kez tekrarla.)

Anlayacağınız durup dururken başıma iş aldım; nur topu gibi bir panik atağım oldu.

Şimdilerde, en son ne zaman kullandığımı hatırlamadığım gece lambasıyla dost olduk. Çünkü o meşhur sarı ışığın tam aydınlatamadığı belirsiz karanlık, güncelde bende komple karanlıkta nefes alamama ve daralma hissini tetikledi.

Sosyal medyada herkesin her dediğini uygulayan biri değilim ama demek ki bazen statüsü olanı bile dinlememek lazımmış.

Sonuç olarak benim zihnim için "beyaz ışık" güvenlik ve netlik demekken, zorla dayatılan "sarı ışık" belirsizlik ve tehdit olarak algılandı.

Yaşadığım o panik hâlinde ise aslında benliğim bana "Ben buyum, başkasının kalıbına girmeme gerek yok" dedi.

Işık seçimine göre kişilik analizinin ne kadar yanlış olduğunu daha da emin bir şekilde fark ediyor ve herkese kendi ışığıyla mutluluklar diliyorum.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap