Paylaş

Bir şehrin kokusu olur mu?

Bir şehri sadece sokaklarıyla, caddeleriyle, binalarıyla ve meydanlarıyla tanımlayabilir miyiz? Bir şehrin kokusu olur mu? Bana göre olur. Hem de öyle bir kokudur ki yıllar geçse, şehirden uzaklaşsanız, başka yerlere gitseniz bile bir anda burnunuza gelir ve sizi yıllar öncesine götürür. Çünkü şehirlerin de hafızası vardır. O hafıza bazen bir görüntüyle, bazen bir sesle, bazen de hiç beklemediğiniz bir kokuyla yeniden canlanır. Samsun’un da kendine özgü bir kokusu vardır. Denizin tuzlu kokusuna...

Bir şehri sadece sokaklarıyla, caddeleriyle, binalarıyla ve meydanlarıyla tanımlayabilir miyiz? Bir şehrin kokusu olur mu?

Bana göre olur. Hem de öyle bir kokudur ki yıllar geçse, şehirden uzaklaşsanız, başka yerlere gitseniz bile bir anda burnunuza gelir ve sizi yıllar öncesine götürür. Çünkü şehirlerin de hafızası vardır. O hafıza bazen bir görüntüyle, bazen bir sesle, bazen de hiç beklemediğiniz bir kokuyla yeniden canlanır. Samsun’un da kendine özgü bir kokusu vardır. Denizin tuzlu kokusuna karışan yosun, yağmurdan sonra ıslanan kaldırımlar, sabahın erken saatlerinde fırınlardan yükselen ekmek kokusu, eski mahallelerde mutfaklardan sokağa yayılan yemek kokuları… Bir de çocukluğumuzun kokuları vardır ki onları tarif etmek kolay değildir. Çünkü o kokular sadece burnumuza değil, hafızamıza sinmiştir.

Çocukluğumun Samsun’unda denizin kokusu başka gelirdi bana. Sahile indiğimizde daha birkaç adım atmadan denizin varlığını hissederdik. Bazen rüzgâr yosun kokusunu getirirdi. Bazen dalgaların sesine karışan o kendine has deniz kokusu, insanın içine ayrı bir huzur bırakırdı. Bugün aynı sahile baktığımızda belki yine denizi görüyoruz ama çocukluğumuzdaki o duyguyu aynı şekilde yakalayamıyoruz. Çünkü değişen sadece şehir değil, biraz da biziz. İnsan yaş aldıkça şehirleri de başka türlü görmeye başlıyor. Çocukken bir sokak bize kocaman gelir. Birkaç adımlık yol, sanki dünyanın en uzun caddesidir. Bir dükkânın önünden geçerken duyduğumuz koku, yıllar sonra bile zihnimizde kalır. Bir fırının önünden geçerken sıcak ekmek kokusunu duyduğumuzda yalnızca acıkmayız; çocukluğumuzun bir sabahına da geri döneriz.

İşte şehir hafızası biraz da böyle oluşur. Bir şehirde yaşayan insanların anıları, o şehrin görünmeyen haritasını meydana getirir. Haritada olmayan sokaklar vardır. Artık yerinde olmayan binalar vardır. Yıkılmış evlerin, kapanmış dükkânların, kaybolmuş bahçelerin ve değişmiş mahallelerin hatırası vardır. Bugün o yerlerden geçtiğimizde belki hiçbir şey bize eskiyi anlatmaz. Ama hafızamız, yıllar önce orada yaşananları sessizce yeniden kurar.

Samsun’un eski günlerini hatırlayanlar bilir. Şehrin bazı kokuları vardı. Fuar zamanlarında başka bir hareketlilik yaşanırdı. Sahilde yürürken deniz kokusuna karışan kalabalığın sesi duyulurdu. Yaz akşamlarında şehir daha başka görünürdü. İnsanlar birbirine daha yakın, sokaklar daha tanıdık gelirdi. Bir yere gittiğimizde mutlaka tanıdık birine rastlardık. Şehir sanki büyük bir mahalle gibiydi.

Bugün Samsun elbette büyüdü. Yeni yollar yapıldı, yeni binalar yükseldi, yeni yaşam alanları oluştu. İnsan sayısı arttı, şehir genişledi. Bunların hepsi hayatın doğal değişimi. Fakat şehir büyürken hafızasını da yanında taşıyabiliyor mu? Asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele belki de bu. Çünkü şehirleri şehir yapan yalnızca yeni binalar değildir. Eski bir ağacın gölgesi, bir mahallenin çeşmesi, yıllardır aynı yerde duran bir dükkân, çocukların oynadığı bir sokak, yaşlı insanların oturduğu bir bank da şehrin kimliğinin parçasıdır. Bir şehir bütün bunları kaybettikçe sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da değişir.

Bazen Samsun’un eski fotoğraflarına bakıyorum. Fotoğraftaki insanlara, binalara, caddelere bakarken yalnızca geçmişi görmüyorum. O fotoğrafın içinde bir koku arıyorum. Denizin kokusunu, eski sokakların havasını, çocukluğumuzun o tarif edemediğimiz sıcaklığını… Fotoğraf sessizdir ama hafıza konuşur.

Belki de bu yüzden bazı şehirlerden ayrıldığımızda onları unutamıyoruz. Çünkü aslında şehirleri değil, o şehirlerde yaşadığımız hayatı özlüyoruz. Bir şehrin sokağını özlerken, o sokakta birlikte yürüdüğümüz insanı da özlüyoruz. Bir sahili özlerken, o sahilde yaşadığımız güzel bir akşamı hatırlıyoruz. Bir kahvehaneyi hatırlarken, yıllar önce aynı masada oturan dostlarımız geliyor aklımıza.

Demek ki şehir dediğimiz şey biraz da insandır. İnsan olmayınca sokakların anlamı eksiliyor. Hatıra olmayınca binalar yalnızca beton oluyor. Ses olmayınca meydanlar sessizleşiyor. Ve geçmiş olmayınca şehir, yaşayan ama hafızası olmayan bir mekâna dönüşüyor.

Bugün Samsun’un geleceğini konuşurken elbette yeni yolları, ulaşımı, yapılaşmayı, ekonomiyi, turizmi ve teknolojiyi konuşacağız. Bunlar önemli. Fakat bir şehrin geleceğini planlarken geçmişini de unutmamak gerekiyor. Çünkü geleceği olmayan şehir kadar, hafızası olmayan şehir de eksiktir.

Şehrin kokusunu korumak biraz da şehrin hatıralarını korumaktır. Eski bir ağacı kesmeden önce onun altında kaç çocuğun büyüdüğünü düşünmek… Bir yapıyı yıkmadan önce orada kaç insanın güzel bir anısının olduğunu hatırlamak… Bir mahalleyi değiştirirken o mahallenin insanlarının hikâyesini dinlemek… Bunlar belki şehir planlarının teknik maddeleri değildir. Ama bir şehrin ruhunu korumak için en az yollar ve binalar kadar önemlidir. Çünkü şehirler yalnızca yaşayanlara ait değildir. Onların geçmişte yaşamış insanlara da borcu vardır.

Belki yıllar sonra başka bir Samsunlu, bugün bizim yürüdüğümüz sahilde yürüyecek. Denize bakacak. Rüzgâr yüzüne vuracak. Ve o an kendi çocukluğunu düşünecek. Belki bugün bizim için sıradan olan bir koku, onun için yıllar sonra büyük bir hatıraya dönüşecek.

İşte şehirlerin kokusu biraz da budur. Bir deniz kokusunun içine çocukluğu sığdırabilmek… Bir sokakta eski bir dostun sesini duyabilmek… Bir fırından yükselen ekmek kokusuyla yıllar öncesine dönebilmek…

Bir şehrin kokusu olur mu?

Olur. Hem de insanın içine işleyen, yıllar geçse de kaybolmayan bir kokudur bu. Ve Samsun’un kokusu bana sorarsanız biraz deniz, biraz yosun, biraz ekmek, biraz yağmur ve çokça hatıradır.

Belki de insan memleketini bu yüzden özler. Şehrin kendisini değil sadece… Kendisinin o şehirde kalan hâlini özler.

Baki Selamlar

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.