Türkiye “alev alev” yanıyor.
Yurt genelinde yedi ilde orman yangınları devam ediyor.
Şehitler veriliyor.
Ankara-Eymir Gölü çevresi, Karabük, Bursa, Kocaeli, Mersin, Uşak, Kahramanmaraş Onikişubat’ta yangınlar söndürülemiyor.
Adanalı meslektaşım Mehmet Uluğtürkan ile Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin (EGD) Kartepe Zirvesi’nde tanışmıştım.
Toplantıya EGD temsilcisi olarak katılmıştık.
Adana’da Refleks adlı gazeteyi yönetiyor.
Mehmet Uluğtürk ülke genelinde hızla yayılan yangınları önleyebilmek için görüşünü benimle paylaştı.
Şimdi siz okuyucuları Uluğgürkan’ın önerisi ile başbaşa bırakıyorum:
“Piknikte yaktığımız mangal kömürü neyle yakılır?
Çam çırasıyla.
Şömineyi tutuşturmak için elimizin gittiği ilk şey ne?
Yine o reçineli, kuru çam parçaları.
Çünkü çam, doğadaki en yanıcı ağaçlardan biridir.
Hiç tamamen yanmış bir elma bahçesi gördünüz mü?
Ya da bir kıvılcımla kül olmuş şeftali ağaçları?
Zor.
Çünkü meyve ağaçları nemlidir.
Gövdeleri, yaprakları kolay tutuşmaz.
Ama çam öyle mi?
Reçineyle dolu gövdesi, yanıcı gazla dolu kozalaklarıyla âdeta doğa bombasıdır.
Kozalaklar yüksek ısıyla patlar, tohumlarını saçar, alevi yayar.
Yangınlarda bu mekanizma defalarca gözlemlendi.
Peki neden her dağa, her yamaca çam dikiyoruz?
Neden bu kadar yangına rağmen hâlâ ısrarla çam?
Oysa bu topraklar, bu iklim meyve ormanları için çok uygun.
Neden badem, fıstık, zeytin, keçiboynuzu, ceviz, nar dikmiyoruz?
Meyve ormanları sadece yangına dirençli değil…
Aynı zamanda kuşlara, arılara, yabani hayvanlara ve insana hayat verir.
Erozyonu önler, suyu tutar, havayı temizler.
Hem doğaya hem sofraya katkı sunar.
Hem doğa için hem ekonomi için ‘kazan kazan’.
Elbette keresteye de ihtiyaç var.
Ama sadece odun için mi orman kurulur?
İsrail de orman kuruyor.
Ama zeytin ormanları…
Bir süreliğine çam dikmeye ara versek…
Kurt yese, kuş yese, biz yesek…
Toprak doysa, orman yaşasa, biz nefes alsak…
Aynı fikirdeyseniz paylaşın.
Belki sesimiz duyulur.”