Bu çıkış sol bir hareket mi?
Bence meselenin en önemli ve en çok tartışılması gereken yönlerinden biri budur.
Bugünkü gençlik hareketlerini doğrudan sol hareketler olarak tanımlamak da onları siyasetin dışında, yalnızca sorunlara tepki gösteren duyarlı gençlik girişimi olarak görmek de doğru değildir, eksik kalır.
Günümüz gençlik hareketlerin hepsi aynı düşünceye, aynı siyasi hedefe veya aynı toplum tasavvuruna sahip değil. Bazıları eşitlikçi, demokratik ve sol değerlere yakın talepler taşıyor. Bazıları yolsuzluğa ve iktidarın kötüye kullanılmasına karşı çıkıyor; fakat ekonomik sistemin bütünü hakkında belirgin bir öneri ortaya koymuyor. Bazıları ise ulusalcı, muhafazakâr, sol ya da başka siyasal yönelimlerle iç içe geçebiliyor.
Dolayısıyla gençlerin meydanlara çıkması, tek başına onların solcu olduğunu kanıtlamayacağı gibi taleplerinin belirli sorunlar etrafında şekillenmesi de bu hareketlerin siyasal anlamdan yoksun olduğu sonucunu doğurmaz.
Örneğin bir genç, barınma hakkını savunurken bunun bir insan hakkı olduğunu düşünebilir. Bir başkası aynı sorunu serbest piyasanın işleyişi üzerinden açıklayabilir. Bir diğeri ise kamu yönetimindeki başarısızlığa bağlayabilir. Aynı eylemde yan yana gelen bu gençler, sorunun çözümü konusunda birbirinden oldukça farklı düşüncelere sahip olabilirler.
Burada belirleyici olan, gençlerin hangi sorunlara itiraz ettikleri kadar, çözümü nerede aradıklarıdır.
Eğer itirazlar zamanla gelir adaletini, emek haklarını, kamusal hizmetleri, fırsat eşitliğini, demokratik katılımı ve hesap verebilirliği birlikte savunan bir anlayışa dönüşürse sol düşünceyle güçlü bağlar kurabilir. Fakat hareket yalnızca mevcut yöneticilerin değişmesini istiyor, daha adil bir düzenin nasıl kurulacağı sorusunu yanıtsız bırakıyorsa, siyasi sonuçları farklı yönlere de evrilebilir.
Bu nedenle bugünkü gençlik hareketlerini şimdiden tek bir siyasi kalıba sokmak yerine, hangi değerler etrafında gelişeceklerini izlemek gerekir.
Belki de asıl mesele şudur: Gençler solun yeniden yükselip yükselmediğinden önce, kendilerine adil bir gelecek sunamayan düzene itiraz ediyorlar. Bu itirazın hangi siyasi düşünceyle buluşacağı ise mücadelenin sonraki aşamalarında belli olacak.
Dijital çağın gençliği: Daha hızlı örgütleniyor, daha zor kalıcılaşıyor
Bugünün gençlerini 68 Kuşağı’ndan ayıran en önemli unsurlardan biri iletişim teknolojileri.
1968’de bir üniversitede başlayan eylemin başka bir ülkeyi etkilemesi için haberlerin yayılması, örgütlerin harekete geçmesi ve insanların yüz yüze bağlantılar kurması gerekiyordu.
Bugün ise bir görüntü, bir slogan ya da bir haksızlık haberi birkaç saat içinde sınırları aşabiliyor. Gençler birbirlerinin deneyimlerinden öğreniyor, benzer semboller kullanıyor ve farklı ülkelerdeki mücadelelerle dayanışma kurabiliyor.
Bu, gençlik hareketlerine önemli bir hız ve görünürlük kazandırıyor. Geleneksel siyasi örgütlere bağlı olmadan insanların harekete geçebilmesi de bu dönemin ayırt edici özelliklerinden biri ve genel demokrasi kültürünün sonucudur.
Ancak dijital ortamın sağladığı hız, kalıcı örgütlülük için yeterli değildir.
Sosyal medyada büyük destek gören bir eylem, somut hedefler belirleyemediğinde dağılabilir. Binlerce kişinin katıldığı bir gösteri, ortak karar alma mekanizmaları ve sürdürülebilir bir örgütlenme oluşturamadığında siyasal sonuç üretmekte zorlanabilir. Üstelik ortak bir öfke etrafında buluşmak, ortak bir çözüm programında anlaşmaktan çok daha kolaydır.
Tam da bu nedenle, bugünün gençlik hareketlerinin önündeki temel sınav yalnızca meydanları doldurmak değil, meydanlarda yükselen talepleri kalıcı değişime dönüştürmektir.
Bunun yolu mutlaka geleneksel siyasi partilere katılmaktan geçmez. Bağımsız öğrenci örgütleri, meslek birlikleri, sendikalar, yerel dayanışma ağları, sivil toplum kuruluşları ve demokratik katılım kanalları da bu enerjiyi taşıyabilir. Ancak bir biçimde süreklilik sağlayan, hesap verebilir ve taleplerini takip edebilen yapılar oluşturmak gerekir.
Bu eylemlilik yayılıp, kalıcı olacaklar mı?
Bu soruya kesin bir yanıt vermek olanaklı değil; fakat gençlerin itirazlarını besleyen koşullar ortadan kalkmadıkça, yeni protestoların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
İşsizlik, hayat pahalılığı, barınma krizi, eğitimde eşitsizlik, yolsuzluk ve geleceğe ilişkin güvensizlik yalnızca tek bir ülkenin sorunu değildir. Bu sorunlar farklı ülkelerde farklı biçimlerde olsa da gençlerin yaşam beklentilerini benzer biçimlerde etkiliyor. Bir ülkedeki hareketin diğer ülkelerdeki gençlere ilham vermesi de bu nedenledir.
Nitekim 2025’te Nepal, Endonezya, Fas, Peru ve başka ülkelerde yaşanan gençlik hareketleri, birbirinden farklı toplumsal koşullarda benzer itirazların ortaya çıkabildiğini gösterdi. Ancak ortak sorunlar, bütün ülkelerde aynı sonucun alınacağı anlamına gelmemektedir.
Kalıcı değişim açısından en az şu dört unsur belirleyici olacak.
Birincisi, taleplerin açıklığı. Gençler yalnızca neye karşı olduklarını değil, ne istediklerini de ortaya koyabilmeli.
İkincisi, toplumsal ittifaklar. Öğrencilerin, işçilerin, işsizlerin, güvencesiz çalışanların ve farklı toplumsal kesimlerin ortak sorunlar etrafında buluşması, hareketlerin etkisini artırabilir.
Üçüncüsü, demokratik süreklilik. Protestoların ardından kamusal tartışmanın, örgütlenmenin, seçimlere katılımın ve kurumları denetleme çabasının sürmesi gerekir.
Dördüncüsü ise iktidarların yaklaşımı. Barışçıl protestoların bastırılması, sorunların çözülmesi yerine ertelenmesi ve gençlerin taleplerinin küçümsenmesi gerilimi derinleştirebilir. Buna karşılık diyalog, şeffaflık ve gerçek reformlar, toplumsal güvenin yeniden kurulmasına katkıda bulunabilir.
Unutulmaması gereken bir başka tehlike de bir hükümetin düşmesi veya yöneticilerin değişmesi, var olan toplumsal sorunların çözüleceği anlamına gelmez. Gençlerin itirazıyla başlayan bu süreç, demokratik kurumları güçlendirebileceği gibi yeni bir hayal kırıklığıyla da sonuçlanabilir.
Kalıcı başarı, meydanlardaki öfkenin yerini daha adil, daha özgür ve daha hesap verebilir bir düzenin alıp almadığıyla ölçülecektir.
(2-Bölüm – devam edecek)
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.




