Vücudumuzda birçok enerji noktası vardır; ama en çok bilinen ve hayatımızda en çok etkili olan yedi tane ana çakramız bulunuyor.
"Çakra" kelimesi, Sanskritçe'de "tekerlek" veya "döngü" anlamına geliyor.
Hem fiziksel organlarımız hem de duygusal/ruhsal durumlarımızla bağlantılı olan bu çakraların her biri farklı isim, renk ve frekansa sahiptir.
Bu konuya önem veriyorum; çünkü bu durum, bizim kendimizi ifade etmemizden sezgilerimizi güçlendirmeye, stresten huzura, sosyal ilişkilerden aşk hayatımıza, umutlarımıza, hayal kırıklıklarımıza, yaratıcılığımıza vb. etki eden, tamamen bizden, tamamen hayatın içinden bir sistem.
Üstelik biz bunun farkında olsak da olmasak da...
Çakralarda enerji akışı da oldukça önemli; dengede olan çakralarla kendi içimizde de, yaşamın içinde de daha huzurlu, güçlü ve uyumlu hissederiz.
Fakat, özellikle kök çakra başta olmak üzere, herhangi bir çakranın tıkanması veya dengesiz hâle gelmesi sonucunda bu, belirli fiziksel rahatsızlıklara, duygusal blokajlara ve ruhsal tıkanıklıklara yol açabilir.
Gelelim birinci çakra, yani kök çakraya...
Vücutta kuyruk sokumu bölgesinde yer alır, topraklanmak, köklenmek ile ilgilidir ve rengi de kırmızıdır.
Bu çakranın önemine dair okuduğum bir kitapta, birçok spiritüel insanın genelde üst çakralara (üçüncü göz ve tepe) yoğunlaştığını ama temeldeki sorunu halletmeden yukarıya bir inşaya kalkışmanın mümkün olmayacağını anlatıyordu ve ekliyordu: "Eğer insan vücudunu bir ney ya da boru gibi düşünecek olursan, tepe çakra bölgesinden dökülen suyun, alt kısımdaki kök çakra bölgesinde bir tıkanıklıkla karşılaşması hâlinde, hedeflenen devir daim, akışkanlık ve dönüşüm gerçekleşmemiş olacaktır."
Yani bir nehir gibi sürekli akıp, yeni suyla dolması gereken enerji noktalarının kökünde tıkanıklık olursa, bu durağanlık blokaj birikimine sonra da hastalık ve sorun üretmeye başlar.
Tepe çakrasının aktif olması, yüksek enerji hâli elbette iyidir; ama sürekli kendini yenileyen bir akışkanlık çok daha iyidir.
Kök çakra eşittir topraklanma demektir; fakat artık günümüzde ister toprakta yürüme, ister bitkilerle ilgilenme gibi toprağa temas etmek yerine betonlarla muhatap olmak zorunda kalıyoruz.
Ayrıca toprakta yetişen besinlerden tüketmek varken yapay ve kimyasal ürünler tüketerek topraklanmadan bir hayli uzaklaşıyoruz.
Aynı şekilde et, süt, yumurtayı bize sağlayan ineğin, tavuğun da ayağı toprağa değil betona bastığından, onlardaki o kimyasal, o gün ışığı görmeyen korku/gerginlik dolu hücreler bize transfer oluyor ve biraz sonra yazacağım eksi durumları yaşamamızda etkisi oluyor.
Neyse ki topraklanmaya çeşit olarak, din kitaplarında da bu konunun öneminin vurgulandığı ve farklı metotlarla uygulandığını görüyoruz.
Örneğin; İslamiyet'teki abdest uygulaması bir topraklanma metodudur.
Abdestin amacı, el, ayak temizliği yanı sıra bedendeki enerjiyi sıfırlayıp nötralize etmektir. Su bulunamadığı zaman "teyemmüm", yani toprak kullanılarak abdest alınması da buna örnektir.
Abdest alırken el, yüz, burun, kulak, ayak; yani görme, işitme, dokunma vb. bağlı direkt negatif temaslı bölgelerin arındırılması tesadüf değildir.
Cinsel arınmayla ilgili olan abdestin amaçlarından biri de yine enerjiyi sıfırlamaktır.
Aynı şekilde Hristiyanlıkta, doğum travmasına bağlı bebeğin vaftiz edilmesi de, çok eskilerden beri dinler arasında uygulanan topraklanma çeşidine örnektir.
Şimdi gelelim bu soruna ve çözümüne...
Kök çakra tıkalı olduğunda: Güvensizlik, korku, yorgunluk, enerjisizlik, maddi kaygı, fiziksel ağrılar (bel, bacak, ayak).
Kök çakra dengesiz (aşırı aktif) olduğunda: Kontrol takıntısı, aşırı korku ve panik, mal hırsı, tutuculuk, agresiflik, inatçılık gibi durumlar yaşanır.
Kök çakra dengeli olduğunda: Güvende/huzurlu hissetme, kararlı/sağlam duruş, maddi/bedensel denge, enerjik ve topraklanmış olma hâli yaşanır.
Kök çakra şifası için: Doğa yürüyüşü, toprakla temas (topraklanma), kırmızı renk giyinmek, kırmızı taşlar kullanmak (yakut, jasper), derin nefes/meditasyon, yoga (özellikle kök çakra odaklı duruşlar), sağlıklı/düzenli beslenme, güven ve kendine şefkat çalışmaları yapılabilir.
Sevgiler...