Stop motion videoları mutlaka görmüşsünüzdür, hani şu hareketsiz nesnelerin tek tek fotoğraflarının çekilip bu fotoğrafların art arda oynatılmasıyla hareket ediyormuş gibi göründüğü bir animasyon tekniği…
Bilmeyenler için daha detaylı tanımlamak gerekirse; alanı kurup kamerayı ve ışığı sabitliyoruz, kendi kendine hareket ediyormuş gibi gösterilecek olan eşyayı adım adım oynatırken fotoğrafını çekiyor ve sonra hepsini saniyelik görüntüye ayarlıyoruz, video oynatıldığında ise eşya kendi kendine hareket ediyormuş gibi görünüyor.
İşte bazı insanlar, yapılan ev işlerinin stop motion gibi hallolduğunu sanıyor, aslında o bile arka planda inanılmaz bir emek istiyor.
Yani anlayacağınız, o deterjan, o yağdanlık, o su dolu sürahi kendi kendine dolmuyor ya da çamaşırlar kendi kendine yıkanıp, katlanıp, ütülenip dolaba dizilmiyor. İnan bana, henüz kendi kendini temizleyen ve düzenleyen evler yapılmadı. Ve şimdi burada saymaya sayfalar yetmeyecek olan nice işler…
Hepsinin arkasında bunlar için çabalayan biri var; hep yapan ama “nasıl olsa hep yapılıyor” diye otomatik olduğu sanılan, saygı duyulmayan biri ya da birileri…
“Her şeyin makinesini yaptılar zaten, onlara bile koymaya üşeniyorsunuz.” diyenleri duyar gibiyim. Bu eşyaların olmadığı evler de var, olanlarda da hepsi yine emek istiyor.
Aa pardon, zaten bunları söyleyenler, o her işin kendi kendine yapıldığını zannedenlerdi, değil mi?
Aslında bu bitmek bilmeyen ev işleri konusunda kadın, erkek diye ayrım yapmayacağım elbette ama bu konuda hem maddi hem de duygusal olarak ezilenin en çok kadınlar olduğunu çokça gördüm, çokça dinledim ve çokça hissettim...
Dışarıda çalışıp, sonra eve gelip temizlik, yemek, çocuk, eş ekibiyle ilgilenip evini yuva yapmaya çalışan hanımlara çokça saygı duyduğumu da söylemek isterim.
Benim anlatmak istediğim, birçok sebepten işe gidemeyen, evde olmak zorunda olan kadınlar. Sabahtan başlayan temposunun akşam yatana kadar sürmesinin sonunda, her şeyi önüne hazır gelen birileri tarafından “Bütün gün evde oturuyorsun, ne iş yapıyorsun ki?!” diye aşağılanan kadınlar, emeği görülmeyen, görülmek istenmeyen kadınlar… Bu arada, o şekilde konuşan insanlar da tıpkı ev işi kadar nankör!
Tüm bu koşturmada elinde bir kalp kırıklığı, bir de maddi yetersizlikle var olmaya çalışıyor birçok kadın. Ya bahçesi var, orada bir şeyler üretip satmaya çalışıyor ya hayvancılık ya da evde el işi ürünler yaparak satıp kendine, çocuğuna harçlık çıkarmaya, evin bir eksiğini karşılamaya çalışıyor.
Bu arada sırası gelmişken söylemek isterim, herkesin şehrinde mutlaka vardır. Ben de Samsun’da çok görüyorum, kaldırım kenarlarında bahçesindeki ürünleri satmaya çalışan, eksiklerini alabilmek için hava çok soğuk olsa bile saatlerce orada bekleyen insanları. Onlardan alışveriş yaparken indirim pazarlığı yapmak yerine birkaç lira fazla ücret vermek size çok fazla bir şey kaybettirmez. Destek olmanın ve mutlu etmenin huzurunu kazandırır.
Tüm bunların toplamında asıl söylemek istediğime gelecek olursak; evde olan, çalışamayan, onca emeği görülmeyen ama toplumca hor görülen kadınlara devletin maddi destekte bulunması…
Bu konuda birçok kadını dinledim, hepsinin derdi de, isteği de belli.
Ben de tüm bu talepler doğrultusunda bunu yazmak istedim.
Maalesef bu konuda hükümetin bazı şartlar koyduğunu görüyorum. Yani “evlenin, şunu bunu yapın, şu kadar çocuk doğurun, o zaman size para veririz” yapmamalı. Görünmeyen emeğin karşılığı konuşulurken kadınların hayatına yeni yükler eklenmemeli.
Evdeki sistemde aldıkları üç beş lirayı da zorla isteyen, onda bile utanan, sıkılan ya da ihtiyacı olan parayı almak için bir ton laf işiten kadınlar var. Yaptıkları iş gibi çektikleri de görülmeyen, görülmek istemeyen bu insanların önüne daha fazla zorluk çıkarılmamalı, sigorta ya da maddi güvence sağlanmalı diye düşünüyor ve böyle olmasını da diliyorum.
Bugün benim sesim, yarın bir başkasının derken bunun için harekete geçileceğine ve hamleler yapılacağına inanmak istiyorum.
Kadınların, kız çocuklarının kenarda bir güvencesinin olmasını istiyorum ve bence bu mümkün, yeter ki görünmeyeni görmeye niyet edilsin…