“Fazla iyi olmak akışı bozar.”
Bu sözü ve birazdan okuyacağınız alıntı yazısını ilk gördüğümde oldukça tuhafıma gitmişti.
İyiliğin zaten yeterince gariban olduğu bu dünyada, bir de iyilik yapıyoruz diye akışı bozmakla suçlanmamız ilginç gelmişti zihnime.
Tabii ki hayatın yaşanmışlık, yaşanmamışlık ve farkındalık arasındaki çizgilerinde gidip gelirken, ne denilmek istediğini anlamam ya da hak vermem çok da uzun sürmedi.
Çünkü bu zamanda her şey çok hızlı gidiyor, her şey çok çabuk tükeniyor, bir şeylerin gerçek yüzü ortaya çok çabuk çıkıyordu.
Hâliyle iyiliğin akışı bozduğunu anlamak için yıllar geçmesine gerek kalmadı; akışın sürati ve insanların değişkenliği bu durumu anlama ve onaylama sürecimi hızlandırdı.
Ve şimdi de birçok kişi okusun ve bundan sonra buna dikkat ederek yaşasın diye bunu köşemde yazma ihtiyacı duydum.
Bu arada yazı kime ait bilmiyorum, ismini belirtememekten dolayı üzülsem de gözleminden ve haklılığından dolayı kendisini tebrik ederim.
***
Hep zannettik ki dünyayı kötü insanlar mahvediyor.
Ama bazen fark etmiyoruz.
Asıl akışı bozanlar, fazla iyi olanlar.
Çünkü bazen olması gerekeni engelleyen kişi kötü değil, fazla iyi olandır.
Fazla anlayışlı, fazla hoşgörülü, fazla fedakâr olandır.
Yani sınır koyması gereken yerde susan, hakkını araması gereken yerde gülümseyen, yüzleşmesi gereken yerde “boş ver” diyen o insanlar.
Onlar sanıyor ki sessizlik huzur getirir.
Ama bazen sessizlik, kötülüğe zemin olur.
Bazen hoşgörü, zalime davetiyedir.
Bazen merhamet, yanlış birine uzatılmış sonsuz kredidir.
Bir düşün.
Birine sürekli hak verirsen,
birinin yanlışını hep anlayışla karşılarsan,
birinin bencilliğini hep fedakârlıkla tolere edersen ne olur biliyor musun?
O kişi değişmez.
Sadece daha cesur bir zalime dönüşür.
İyilik, yerinde yapılmadığında kötülüğe dönüşür.
Merhamet, sınırını aştığında zalimi büyütür.
Fedakârlık, dozunu kaçırdığında insanı yok eder.
Ve farkına bile varmadan, kötülüğün yayılmasına katkı sağlarsın.
Çünkü olması gereken “dersi” hayat veremez artık.
Sen, o dersi “fazla iyi” olduğun için iptal etmişsindir.
İşte o yüzden bazen en büyük kötülüğü, kötüler değil; fazla iyiler yapar.
Farkında olmadan;
olması gereken farkındalığı,
olması gereken değişimi,
olması gereken sınırı,
olması gereken yüzleşmeyi, uzaklaşmayı, susuşu,
hatta olması gereken hayrı iptal ederler.
Ve her “fazla iyi” davranış, bir yerlerde olması gereken bir dönüşümün önünü keser.
Bazen dünyanın bozulma nedeni kötülük değil, yerinde yapılmayan iyiliktir.”
***
Hayatta denge esastır ya hani, kötülüğü elbette savunmam ama iyilikte bile dengenin olması gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor artık.
Kimse daha fazla iyilik yapmakla aslında çok da iyi bir şey yapmaz, bir süre sonra kötülüğe ve nankörlüğe hizmet eder, farkında olmadan.
Bu yazıyı okuyunca birkaç sene önce yaptığım iyi niyetten susuş, iyi niyetten görmezden gelişim geldi aklıma.
O zaman tepki vermiş olsaydım, yani en azından yapılan saygısızlığa sesimi yükseltseydim, bir şeyler çok daha farklı olabilirdi diye düşündüm.
Veyahut bu zamana kadar iyilik olarak yaptığım şeyler görevim hâline gelmez ve artık taşıyamadığım bir yük olmazdı sırtımda.
Dozu ayarlanamamış iyilik böyledir işte; ya karşı tarafı zalimleştirir ya da farkında olmadan kendimize en büyük kötülüğü yapmış olarak buluruz kendimizi.
Sahiden de her şeyi dengeli yapmak ve akışı bozmamak önemli.