Benim öyle çok sık kafelere gitme gibi bir alışkanlığım yoktur; ama gidersem de evde her zaman içebildiğim içeceklerden değil, daha önce hiç içmediğim türleri denemeyi severim. Geçtiğimiz aylarda yine böyle oldu.
İçeceğin içeriğindeki isimlere kısmen aşina, ama tadına oldukça Fransız olduğum bir içecek sipariş ettim.
Şans benimleymiş ki, tadı öyle berbat değildi; aksine, bayıldım.
Ücret olarak da koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek para birimi olan 200 TL ödedim. (Bu duruma da bir el atılsa artık, tuhaf oluyor böyle de.)
Aradan biraz zaman geçtikten sonra, başka bir gün yine o içecekten sipariş ettim.
Her şey iyi, güzel de; içecek kabını buzla doldurdukları için, o tadına bayıldığım karışım hemen bitiyor ve biz buzla baş başa kalıyorduk.
Bu durum biraz canımı sıkıp beni sorgulamaya ittiği için, sevsem de biraz geri durmayı tercih ettim.
“Allah yüzüme güldü” mü, yoksa “Allah bana hakikati gösterdi” mi denir bilemiyorum; ama hepimizin gittiği o orta seviye, üç harfli marketlerin birinde o içeceğin benzerinden gördüm.
Tadını merak edip satın aldım ve sonuç inanılmaz!
İçecekteki o sevdiğim her şey, tadı vb. birebir aynı; üstelik miktar olarak daha fazla!
Kafedekiler gibi içine buz eklesem, oradan aldığımın iki katı fazla içmiş oluyorum.
Ayrıca markettekinin fiyatı da 50 TL!
O gittiğimiz mekânlarda bana ekstra olarak gelen şey sadece plastik bardak ve bir pipet!
Markette tadı aynı, boyutu fazla ve fiyatı daha uygun olana denk gelmeseydim, kanmaya devam edecektim sanırım.
Bu kadar açık farkı görünce de bir sorguladım: Sahi, neye vermişim ben o parayı? İçeride en fazla yirmi dakika oturmuş olmama mı, yoksa kafenin duyulmuş ismine mi ödeme yaptım?
İnsan şaşırarak sorguluyor, sorgulaması da lazım.
Gelelim Türk gencinin yürek yarası olan kıyafet alışverişlerine…
Özellikle kış alışverişlerinin artık imkânsızlığa doğru evrildiği güzel ülkemizde, ben yine olayın en ufak tarafındaki fark ettiğimi söyleyeceğim.
Kumaşının çok da kaliteli olmadığı gün gibi ortada olan, dümdüz tişörtlere ve o kalitesizliğe biçilen fiyatların gereksizlikleriyle bakışarak dolaşıyordum kıyafetler arasında.
Düz tasarım tişörtlerin yanında elbette süslemeliler de vardı.
Tamam, vardı da o fiyat farkları ne mesela?
Kumaş kalitesi sorgulanır düz tişörtün fiyatı 500 TL ise, sadece yakasına, belki kollarına ya da kumaşın üzerine serpiştirilmiş birkaç pul, boncuk süslemesiyle fiyatın bir anda 2 bine çıkması da bayağı tuhaf yani!
Onları görünce, evdeki düz tasarım kıyafetlerime yine elimde olan pul, boncuklarla süsleme yapma işi geçti aklımdan.
Annelerimizin dışarıdan bir şey almak istediğimizde bize söylediği “Onu alma, ben sana evde yaparım, hatta ondan daha iyisini yaparım.” dediği olaylara döndü bu iş.
Ürünlerin kalitesizliği, fiyatların dengesizliği derken içimizdeki üretkeni uyandırmaksa amaç, tebrikler, başarıyorsunuz!
Ağlanacak vaziyetimize gülüyor ve evet, sorgulamaya ve durumdan rahatsız olmaya devam ediyoruz. Artık biraz insaf, lütfen!
Herkesin kafasına göre fiyat belirlediği, ülkenin her yerinde karşımıza çıkan bu fiyat dengesizliğine bakarsak, denetleme olayı da pek yok.
Varsa da cezası yetersiz ki yapılmaya devam ediliyor.
Son senelerde ülke olarak fiyat algımızı kaybettirdiler bize; ama yine benim yaşadıklarım gibi, çok küçük de olsa yaşananlara dikkat etmek bence bir artı sağlar.
Sorgulamadan savurunca hep öyle devam ediyor; ama biraz olumlu anlamda uyanık olmak da iyidir bence, hem de böyle bir zamanda!