İslam medeniyetinin temel taşlarından biri olan "Emr-i bi’l-ma’rûf, nehy-i ani’l-münker" ilkesi, toplumun huzuru, adaleti ve manevi diriliği için vazgeçilmez bir sorumluluktur. İyiliği teşvik edip kötülüğe engel olma gayreti, Müslüman kimliğinin en belirgin vasfı olarak öne çıkıyor.
HAYIRLI ÜMMETİN VAZİFESİ
Âl-i İmrân sûresi 104. ayetinde buyurulduğu üzere, Müslümanlar "insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet" olmanın bilinciyle hareket etmekle yükümlüdür. Bu hayırlılık vasfı, sadece bireysel ibadetlerle değil, toplumsal bir sorumluluk olan iyiliği yayma ve kötülükten alıkoyma göreviyle perçinlenir. Mümin, haksızlığa karşı tepkisiz kalamayan, kötülüğü gördüğünde vicdanı huzursuz olan ve imkânı ölçüsünde onu engellemeye çalışan bir ruh yapısına sahip olmalıdır.
HİKMETLİ ÜSLUP VE NEZAKETİN ÖNEMİ
İyiliği emrederken ve kötülükten sakındırırken dikkat edilmesi gereken en önemli unsur üsluptur. İslamiyet, bu görevin nefret ettirici, zorlaştırıcı veya kırıcı bir tarzla değil; müjdeleyici, kolaylaştırıcı, hikmetli ve güzel öğütle yapılmasını emreder. İnsan gönlüne hitap eden nezaket, tebliğ edilen hakikatin daha kolay kabul görmesini sağlar.
SORUMLULUK VE YETKİ SINIRLARI
Bu ulvi görevin yerine getirilmesinde herkesin "bilgi, güç ve yetki" sınırlarına riayet etmesi hayati bir öneme sahiptir. Herkesin üzerine düşeni en güzel şekilde yapması, toplumun kendi kendini denetleyen ve yenileyen diri bir yapıya kavuşmasını sağlar. Yetkili mercileri aşan veya bireysel müdahalenin sakıncalı olduğu durumlarda, daha yetkili mercilere başvurmak sorumluluğu yerine getirmek için yeterlidir.
Haber Merkezi