University College London (UCL) öncülüğünde geliştirilen Prosigna DNA testi, kemoterapiden fayda görmeyecek meme kanseri hastalarını önceden saptayarak gereksiz ağır tedavi almalarını engelliyor.
Tıp dünyasında meme kanseri tedavisinin seyrini kökten değiştirecek tarihi bir bilimsel başarıya imza atıldı. İngiltere merkezli University College London (UCL) öncülüğünde yürütülen uluslararası bir çalışma kapsamında geliştirilen yeni bir DNA testi, kemoterapiden fayda sağlamayacak meme kanseri hastalarını önceden tespit etmeyi başardı. Bu sayede milyonlarca kadının; saç dökülmesi, ağır yorgunluk, bulantı, bağışıklık sisteminin çökmesi ve doğurganlık sorunları gibi kemoterapinin yıkıcı yan etkilerine maruz kalmasının önüne geçilecek.
KATILIMCILARIN YÜZDE 66'SI KEMOTERAPİSİZ İYİLEŞTİ
İngiltere, Norveç, İsveç, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland’da yeni teşhis konulmuş, 40 yaş üzerindeki 4 bin 429 hastanın katılımıyla devasa bir klinik araştırma gerçekleştirildi. "Optima" adı verilen bu denemelerde bilim insanları, tümör dokusundaki 50 genin aktivitesini ölçen ve hastalığın nüksetme riskini hesaplayan "Prosigna" adlı özel bir gen testini kullandı.
Test sonucunda düşük risk grubunda yer aldığı belirlenen ve katılımcıların 3’te 2’sinden fazlasını (yaklaşık %66) oluşturan hastalara kemoterapi uygulanmadı; bu hastalar sadece hormon ve radyoterapi ile tedavi edildi. Sonuçlar ise hayranlık uyandırdı: Kemoterapi almayan düşük riskli grubun 5 yıllık sağ kalma oranı %93,7 olarak kayıtlara geçerken, kemoterapi alan grupta bu oran %94,9 oldu. İki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak önemsiz çıkması, testin doğruluğunu ve başarısını kanıtladı.
9 YILDIR KANSERDEN TAMAMEN UZAK BİR YAŞAM SÜRÜYOR
Geliştirilen bu test sayesinde kemoterapinin fiziki ve duygusal yükünden kurtulan en somut örneklerden biri 64 yaşındaki emekli Karen Bonham oldu. 2017 yılında erken evre meme kanseri teşhisi alan Bonham, kemoterapiden çok korktuğu için bu çalışmaya katılmayı kabul ettiğini belirtti. Tedaviye başlamasına günler kala test sonucuyla kemoterapi almasına gerek kalmadığını öğrenen Bonham, yaşadığı süreci şu sözlerle aktardı:
Hasta Deneyimi: "İlk hissi nasıl tarif edebilirim bilmiyorum, büyük bir rahatlamaydı. Kanser teşhisi ve tedavisi şok edici olabiliyor, sizi belirsizliklerle dolu bir dünyaya itiyor. Bu test sayesinde kemoterapi yerine 8 yıl boyunca sadece radyoterapi ve hormon tedavisi gördüm. Teşhisin üzerinden yaklaşık 9 yıl geçti; şu an çok sağlıklıyım, hastalığın nüksettiğine dair hiçbir belirti yok. Yürüyüş yapıyorum, yoga yapıyorum ve aktif bir emekliliğin tadını çıkarıyorum."
ASCO 2026 KANSER KONGRESİ'NDE DÜNYAYA DUYURULACAK
Çalışmanın liderliğini üstlenen UCL Kanser Enstitüsü Meme Onkolojisi Profesörü Rob Stein, elde edilen verilerin tıp tarihi için bir dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, "Ulaşılan sonuçlar, daha kişiselleştirilmiş bir tedaviye doğru atılmış önemli ve kayda değer bir adımı temsil ediyor" dedi.
UCL tarafından paylaşılan verilere göre, bu yöntemin yaygınlaşmasıyla sadece İngiltere’deki kamu sağlık sisteminde (NHS) bile yılda 5 binden fazla kadının gereksiz kemoterapi alması engellenecek. Testin henüz 40 yaş altı kadınlar üzerindeki etkinliği net bilinmiyor ve araştırmalar sürdürülüyor. Küresel çapta büyük heyecan yaratan bu tarihi araştırma sonuçları, ABD’nin Chicago kentinde düzenlenmekte olan dünyanın en büyük kanser konferansı Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) 2026 yılı yıllık toplantısında tıp dünyasına resmi olarak sunulacak.