Çocukken 10 Kasımlar çocuk hüznü kadardı.
Hüzünlenir, sevgi ve saygıyla anar, bir süre sonra gider yine oyunlara dalardık.
Yetişkin olduğumuzda, yaş aldığımızda ve bazı hakikatler yüzümüze çarptıkça, bu günler daha gelmeden o tarihe yaklaşırken içimizi sızlatmaya başlıyor bir şeyler.
Çok değil, yaklaşık on gün kadar öncesinde ülkemize ve bize verdiği özgürlüğümüzü, cumhuriyetimizi coşkuyla kutlarken; şimdi her duyduğumuzda gözlerimizi dolduran o siren sesi, Ata’mızın fiziken aramızda olmayışının soğuk yanıyla yüzleştirip her sene biraz daha zorlaştırıyor içimizde işleri.
Aslında biliyorum: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.” demişti.
Her zamanki gibi yine haklıydı da.
Ve yine biliyorum ki yapmamız gereken, Ata’nın düşüncelerini yaşatmak, uygulamak ve ileri taşımaktır. En küçüğünden örnekle, yere bir çöp dahi atmayarak bu ülkeyi ve değerlerimizi korumaktır.
Ne yazık ki bugünlerde, özgürlüğü sağladığı ve bizlere bıraktığı ülkede bir “dua okutma” tartışmasıdır gidiyor.
Sembol olarak konulan anıtlarında bile toz görmeye tahammül edemeyen, gidip hemen kıyafetleriyle silen, simge olan yüzünün anıtını elleriyle seven eli öpülesi yaşlılarımızın olduğu bu ülkede bu ayrımı sokmaya çalışıyorlar.
Ben bu yazıyı yazarken Kahramanmaraş’ta yapılan bir sosyal deney videosuna denk geldim: Bir ağacın altına Atatürk’ün fotoğrafını yatay olarak koymuşlar, sadece bu.
Oradan geçen; yaşı, cinsiyeti, giyim kuşamı fark etmeksizin herkes, yatay duran Atatürk fotoğrafını öyle görmeye dayanamayıp düzeltti, hatta bazıları yerde olmasını istemeyip yukarıda bir yere koydu.

Velhasılıkelam, ne yapılırsa yapılsın bu millet Ata’sını unutmaz!
Üzülmekle beraber gülüyorum da!
Ben okurum ardından duaları, biz okuruz duaysa eksik olan. Gönlünde olmayan zahmet etmesin zaten. Biz buradayız, ölmedik.
Ölürsek de bir ölüp bin diriliyoruz zaten!
Cumhuriyetle yönetilen ülkemizde, tüm bu imkânlara rağmen, bu ülkenin temel değerlerini reddetmeyi tercih edenlerin, aradıkları yönetim şeklini kendi hayallerindeki coğrafyalarda araması daha tutarlı olmaz mı?
Ayrıca sürekli ayrımcılık, nefret tohumları ekmeye çalışan ve kalpleri sevgi yerine husumetle dolu olanlara ise sadece acıdığımı söylemek isterim.
Ben, bir ülke için tüm ömrünü feda eden Ata’mı saygıyla ve özlemle anıyorum.
Ruhun şad olsun Ata’m, tüm dualarımız ve kalbimiz seninle…