Kaza ve kadere iman, İslam inanç esaslarının temel taşlarından biri olarak müminin hayatına benzersiz bir nizam ve sarsılmaz bir iç huzur katar. Hayır ve şerrin, iyi ve kötünün Allah’ın bilgisi ve kudretiyle gerçekleştiğine inanan kişi, hayatın her anını ilahi bir ölçü ve hikmet dairesinde değerlendirir.
HUZUR VE GÜVENİN KAYNAĞI
Kader inancına sahip bir mümin, evrende tesadüfe yer olmadığını ve bir yaprağın bile Allah’ın bilgisi dışında kıpırdamadığını bilir. Bu derin bilinç, kişiye en fırtınalı anlarda bile büyük bir güven duygusu aşılar. Evrendeki her şeyin bir amaca ve ölçüye göre yaratıldığını idrak eden mümin, yaratılan dengeyi ve düzeni bozmadan yaşamak için üstün bir gayret gösterir.
CESARET VE TEVAZUDA ZİRVE
Allah tarafından belirlenmiş bir ömrü olduğuna inanan mümin için korku kavramı anlamını yitirir; zira bilir ki tüm dünya bir araya gelse, takdir edilen ömür bitmeden kimse canını alamaz. Bu sarsılmaz inanç, mümini dünyanın en cesur insanı yapar. Aynı zamanda mümin, sahip olduğu zenginlik, güç veya makamla gururlanmaz. Bunların geçici birer emanet ve ilahi bir hediye olduğunun bilinciyle, tevazu içinde bir yaşam sürer.
TÜKENMEYEN BİR ÜMİT VE TESELLİ
Mümin, her ne yaşarsa yaşasın ümidini asla yitirmez. Yerin ve göğün hazinelerinin asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek, ona her türlü darlıkta olağanüstü bir teselli kaynağı olur. Nimetlerin bollaştığı dönemlerde şükreden, kısıldığı dönemlerde ise sabreden bir duruş sergiler. Kader inancı, mümini karamsarlıktan koruyan ve ona her zaman yeni bir çıkış kapısı gösteren en büyük manevi güçtür.
Haber Merkezi