Okul güvenliğinin sağlanmasında yaşanan ihmaller ve artan şiddet olayları karşısında, günü kurtaran tedbirler yerine yapısal çözüm modelleri ile siyasi sorumluluk mekanizmalarının önemi gündeme geliyor.
İŞTE YAZININ TAMAMI:
Okullarımızdaki güvenlik açıkları uzun süredir kamuoyunun gündeminde olmasına rağmen, yetkililer tarafından yıllarca görmezden gelinmiştir. Bu ihmalin bedeli ise önce Siverek’te, ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınlarıyla ağır şekilde ödenmiştir.
Oysa güvenlik güçlerimizin sahip olduğu teknolojik altyapı; riskli yapıları ve potansiyel tehditleri önceden tespit etmeye fazlasıyla yeterlidir. Buna rağmen bu imkânların etkin şekilde kullanılmamış olması kabul edilemez bir zafiyettir. Her trajik olayın ardından apar topar açıklanan “tedbir paketleri”, sorunun hâlâ yalnızca sonuç odaklı ele alındığını açıkça göstermektedir.
Şu soruları sormak artık kaçınılmazdır: Madem bu önlemler alınabiliyordu, bugüne kadar neden alınmadı?Bu açık bir ihmal değil midir?Ve bu ihmallerin siyasi sorumluluğu, başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm yöneticilere ait değil midir?
Avrupa’da benzer olaylar yaşandığında siyasi sorumluluk çok daha hızlı ve somut biçimde üstlenilir; ilgili bakan çoğu zaman derhal istifa eder, hatta bazı durumlarda sorumluluk hükümetin en üst kademelerine kadar uzanır. Peki Türkiye’de neden aynı hesap verme kültürü işletilemiyor? Neden her olaydan sonra benzer açıklamalar yapılırken gerçek bir sorumluluk mekanizması devreye girmiyor?
Çözüme Dair Stratejik Öneriler
Mevcut tabloyu değiştirmek için artık günü kurtaran tedbirler değil, yapısal ve kalıcı çözümler gereklidir:
1. Bağımsız Risk Denetleme Kurulu
Okul güvenliği yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı’nın inisiyatifine bırakılmamalıdır. Veli temsilcileri, bilişim uzmanları ve emniyet yetkililerinden oluşan bağımsız bir kurul, her eğitim yılı başında okul bazlı “Risk Puanlaması” yapmalı; bu raporlar şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
2. Yapay Zekâ Destekli Erken Uyarı Sistemi
KGYS altyapısıyla entegre edilecek yapay zekâ sistemleri; okul çevresindeki olağan dışı hareketlilikleri (şüpheli araçlar, anormal toplanmalar vb.) gerçek zamanlı analiz ederek olay gerçekleşmeden ilgili birimlere otomatik uyarı göndermelidir.
3. Sahada Sürekli ve Etkin Güvenlik Varlığı
İçişleri Bakanlığı’nın okul önlerine polis görevlendirme kararı önemli olmakla birlikte, geç kalmış bir adımdır. Toplumda artan şiddet eğilimi, çeteleşme ve organize suç yapılanmaları dikkate alındığında, bu önlemin çok daha önce hayata geçirilmesi gerekirdi. Ayrıca çözümü yalnızca mevcut polis gücünü daha da zorlamakta aramak sürdürülebilir değildir.
Sürdürülebilir Bir İnsan Kaynağı Modeli
Kalıcı çözüm için daha güçlü ve sistematik bir modele ihtiyaç vardır. Bu noktada önemli bir insan kaynağı göz ardı edilmemelidir: Sözleşmeli uzman erbaşlar.
6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu kapsamında, en az 7 yıl hizmet etmiş ve olumlu nitelik belgesine sahip personel kamu kurumlarında istihdam edilebilmektedir. Bu personelin okul güvenliğinde değerlendirilmesinin önünde ciddi bir engel bulunmamaktadır.
Ancak bu modelin başarılı olabilmesi için şu kriterler şarttır:
• Pedagojik ve Sivil Uyum Eğitimi: Askerî disiplin; “Çocuk ve Ergen Psikolojisi”, “Çatışma Yönetimi” ve “Öfke Kontrolü” gibi eğitimlerle desteklenmelidir.
• Özel Statülü Eğitim Güvenliği Teşkilatı: Emniyetle koordineli çalışan ancak yalnızca eğitim kurumlarına odaklanan, kurumsal ve kalıcı bir yapı oluşturulmalıdır.
Bu model; sadece güvenliği artırmakla kalmayacak, aynı zamanda önemli bir istihdam alanı da yaratacaktır.
Sonuç
Toplum artık yalnızca tedbir açıklamaları değil; sorumluluk alan, hesap veren ve gerektiğinde görevini bırakabilen bir yönetim anlayışı talep etmektedir.
Türkiye’de siyasi sorumluluk bilincinin ne zaman ve nasıl kurumsallaşacağı sorusu ise hâlâ güncelliğini ve aciliyetini korumaktadır.
Nazım Akpınar