Siyasetçi ve Sanatçı
Siyasetin çarkları ile sanatın süzgeci arasındaki o ince ama keskin çizgiyi düşünürken insan hayatın muhasebesini yapıyor. Günlük yaşamda lafların kolayca yenilip yutulduğu, dün söylenenlerin bugün unutulmuş gibi yapıldığı alanlar ile sanatın sarsılmaz limanı aslında insan karakterinin de aynasıdır.
Siyasetçinin yolu rüzgara göre yön değiştiren, anlık çıkarların ve mecburiyetlerin hesaplarıyla örülüdür. Bugün var olan bir iddia yarın kolayca unutulabilir, verilen sözler şartlar değiştiğinde silinebilir. Hal böyle olunca siyaset, kişiyi söylediklerini geri almaya ve tükürdüğünü yalamaya mahkûm edebilir. Bu durum siyasetin kendi gerçeği içinde alışkanlık haline gelmiştir.
Sanatçı ise bu kaygan zeminin dışındadır. Sanatçının en büyük sermayesi içtenliği ve her koşulda korumak zorunda olduğu onurlu duruşudur. Gerçek bir sanatçı ruhunu ya da sesini anlık rüzgarlara satmaz. O, tavrını ömrünün süzgecinden geçirerek kurar. Bu yüzden sanatçı tükürmez; çünkü ne kaba sözlere ne de o sözleri geri alıp yutma mecburiyetine ihtiyacı vardır. O, hakikati kendi duru diliyle anlatan bir vicdandır.O temsil ettiği değerlere bağlıdır.
Sözün özü, siyaset rüzgar nereden eserse o yöne savrulanların sahnesiyken, sanat rüzgarlara karşı dik durabilenlerin kalesidir. Biri tükürdüğünü yalamakla sınanırken, diğeri o seviyeye hiç düşmeden kendi temiz dünyasında kalandır.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.




